Gezi-Lice hattından karanfil kokulu günlere..

~ 02.07.2013, Merdan YANARDAĞ ~

Yazılarımıza Edip Cansever'in o güzel, “Yerçekimli Karanfil” şiiriyle başlayacağımız günlerden geçiyoruz.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Büyük isyan, aşk ve onur günlerini yaşıyoruz... Tarihin akışına yeniden müdahale etmeye başladığımız, bu gücü ruhumuzda ve avuçlarımızın içinde hissettiğimiz günler...

Gezi direnişçileri geçen hafta sonu  yine sokaklara, bulvarlara meydanlara çıktı. İktidar, bütün zorbalığına, polis terörüne karşın teslim alamadı onları. Bu kez Beşiktaş, Taksim ve Kadıköy'de Lice'deki köylü protestosuna, sivil bir itiraz eylemine yönelik jandarma kurşununa karşı alanlara çıktılar. En önde taşınan “Diren Lice” pankartının hemen arkasında gericiliğin ve faşizmin elindin alınarak bir direniş sancağına dönüşen ay yıldızlı bayraklar vardı.

Bu tablo bütün ezberleri bozdu. Liberalizm ve milliyetçilikle lekelenen entelektüel ortamın yarattığı bir ön yargı yıkıldı. Muhafazakârların, liberallerin, bazı 'sol' çevrelerin ve Kürt siyasetçilerin sandıklarının ve iddiaların aksine “ulusalcı” da denilen geniş cumhuriyetçi kitlelerin Kürt düşmanı olmadıkları, tam tersine Kürt sorununun adil, demokratik ve onurlu bir çözümünün sosyal temelini ancak bu kesimlerin oluşturabileceğinin somut bir örneğini sundular.

Bir süredir işaret etmeye çalıştığım gibi, Kürt sorununun Türkiye gericiliğiyle işbirliği içinde çözüleceğini sanmak, AKP İktidarının bu doğrultudaki girişimine destek vermek bu toprakları daha demokratik ve özgür bir ülke yapmayacaktır. Tam tersine bu proje, Kürtleri dinci faşizan yeni rejimin toplumsal dayanaklarından biri yapma projesinden başka bir şey değildir.

Kürtler, Türkiye'nin ilerici, aydınlanmacı ve seküler damarından/birikiminden koparak gerçek bir çözüme ulaşamazlar. Kürtler bu yoldan ancak “gerici çözümü” diyebileceğimiz, referanslarını bir önceki çağa ait değerler dünyasından alan bir projenin parçası olabilir.

Gezi ya da Haziran Direnişi, üzerinde yıllarca tartışacağımız bir büyük halk isyanı 'Yeni Türkiye'yi kuracak güçleri de tarih sahnesine çıkardı. O güçler geniş cumhuriyetçi kitleler, sosyal demokratlar, sol ve sosyalist güçler ile seküler ilerici Kürt muhalefetinin buluştuğu zemindir.

Kadıköy'de Taksim'de Gezi direnişçilerinin “Diren Lice' diye sokağa çıkmasının hem aktüel hem de tarihsel anmalı budur.

***

Bildiğiniz gibi, Başbakan Tayyip Erdoğan, büyük Gezi eylemlerinin hemen ardından, henüz bu eylemler devam ederken düzenlediği mitinglerde köhne, Soğuk Savaş döneminden kalma ve yalana dayalı gerici propaganda diline sığındı.

Aynı günlerde iktidarın polisi ellerinde karanfillerle direnişte yitirdikleri arkadaşlarını anmak için Taksim'e gelen on binlerce insana biber gazıyla, basınçlı suyla, plastik mermilerle ve TOMA’larla saldırdı.

Ölenler için barışçıl bir anma töreni yapılmasına bile izin vermediler.

Ancak direnişin ilk ateşlendiği günün üzerinden yaklaşık 30 gün geçmesine karşın insanlar sokaklara çıkmaya, protesto eylemi yapmaya, iktidarın polisine direnmeye devam ediyor. Çünkü korku duvarını bir kez yıkan insanları teslim almak mümkün değil.

AKP, artık polis gücüyle iktidarını sürdüren bir parti oluyor. Başbakanın kışkırtıcı bütün konuşmalarına, nefret söylemine karşın gericiler, AKP milisleri sokaklarda, meydanlarda etkili olamıyor. İstanbul'da Kasımpaşa, Tophane ve Yeniköy gibi birkaç semt ile Ankara ve Rize gibi bir iki il dışında hiçbir varlık gösteremiyorlar.

Gezi direnişinde yer almak bir prestij ve onur haline geliyor. Bu direnişin dışında kalmak ise çağın ve yeni Türkiye'nin dışında kalmak oluyor.

***

Halk zorbalığa, diktatörlüğe ve AKP gericiliğine boyun eğmeyeceğini her fırsatta ortaya koyuyor. Gençler büyük kentlerin bütün parklarını Gezi’ye çeviriyor. Forumlar düzenleniyor, 'Halk Meclisleri' kuruluyor. Direnişçiler doğrudan ve toplumcu demokrasinin örneklerini yaratıyor. Direniş kendi organlarını ve kurumlarını oluşturuyor. Ankara'da Dikmen'de yeni bir direniş adresi doğuyor.

Direniş, dinci-faşizan polis rejiminin bütün terörüne karşın bastırılamıyor. Sokağa çıkan halk etkili ve kalıcı bir sonuç almadan evine dönmek istemiyor.

Üniversitelerin mezuniyet törenleri birer “çapulcu” festivaline dönüşüyor. Türkiye'nin hiç umulmadık kentlerinde yürüyüşler, toplantılar, protesto gösterileri yapılıyor. Polisle çatışmalar yaşanıyor.

Gezi direnişi belki bir yanıyla bitti ama kendisine yeni biçimler ve yollar bularak bir başka boyutuyla devam ediyor. Toplum direniyor.

Gezi baş kaldırısı medya dünyasını, kültür sektörünü, entelektüel ortamı da temellerinden sarsıyor ve yeniden belirliyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı ise toplumu bölmeye, polis terörünü savunmaya nefret suçu işlemeye ve halkın bir kesimini diğer kesimlerine karşı kin ve düşmanlığa kışkırtmaya devam ediyor.

Başbakan Erdoğan'ın “Benim polisim görevini yaptı”, “Dünyanın her yerinde gaz atılıyor, gaz atmak polisin görevi” ya da “Polis, kurşun sıkana su sıkıyor, ben polisimi ezdirmem” gibi sözlerinden sonra bu terör örneği görülmemiş ölçüde artıyor.

Erdoğan'ın “Adeta destan yazdılar” dediği, halka karşı ölçüsüz bir şiddet uygulayan, polis hakkında gözaltına alınmalar sırasında 'cinsel tacizde' bulunduklarına ilişkin şikayetler geliyor. Emniyet bu şiddet ve yasadışı uygulamalara karşı çıkan polisler hakkında soruşturma açıyor.

Ancak çaresi yok, Gezi Parkı direnişi ve büyük halk isyanı karşısında siyasal, ahlaki ve tarihsel bakımdan büyük bir yenilgiye uğrayan Erdoğan ve AKP iktidarı hızla kaçınılmaz sona doğru ilerliyor.. Gezi direnişi AKP'nin kurmaya çalıştığı dinci faşizan bir polis rejiminin temellerini sarsıyor.

Bizi karanfil kokulu günler bekliyor. Aydınlık günler...

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1020