Hangi Barış?

Gelsin diye yaptıklarınız barışı gerçekten getirecek mi? Yoksa daha zor, daha kanlı bir savaşın mayalanmasına mı yol açacak? Bu ülkede barışın koşullarını, insancıl ve toplumsal doğasını yeterince irdelediniz mi?
Hangi Barış?
Doksanlı yılların sonunda bir sempozyumda bir Alman meslektaşımla bu sorun üzerine söyleşirken, iki tür talep olduğunu, bunları burada birbirine karıştırmanın çok acı sonuçlar doğuracağını söylemiştim. Bunlar hukuksal taleplerle siyasal taleplerdi. Olgun, çağdaş bir hukuk devleti hukukunun haklar olarak tanıdığı tüm talepleri tüm uzantılarında tanımalıydı. Böyle bir hukuk devletinin hukukunun dışına taşan öteki talepler ise ancak siyasal talepler olabilirdi. Bölünmek, başka bir devlet kurmaya girişmek, üniter yapıyı bozmak, devletin temellerini sökmek gibi talepler siyasal taleplerdi. Bu devletten bunları tanımasını beklemek eşyanın doğasına aykırıydı. O zaman bu bir güçler savaşıydı. Üstün gelen bu taleplerini dikte edecekti. Bunun hukukla bir ilgisi yoktu. Bu durum asla gerçek bir barışı getiremezdi. Yenilen yeterince güçlenmeyi bekleyecekti. Bu düşündüklerimi bir yerde yazıp yazmadığımı sormuştu.
Bu konuya yeri geldikçe Türkçe yazdıklarımda değinmeye çalıştım. Geçen haftaki yazımda da bu yaklaşımın bazı ön bilgi ve düşüncelerini işledim. Bugün biraz daha derinleşeceğim.
Hep yeni bir savaşa götürecek olan siyasal barışın yerine, tüm iç savaşları sona erdirecek olan hukuk devleti hukukunun bu barışında birleşecek olan tüm sosyolojik aktörler, bireyi öncelikle kendi grup üyeleri olarak görmeyi bırakarak, birbirlerince birer “yurttaş” olarak tanınmaları için kendilerini gözden geçirmeye başlamalıdırlar. Bugün temel sorunları yaratan etnik ve dinci siyasal güçler kendi üyelerinin yurttaşlaşmasını gerçekten istiyorlar mı? Yoksa onları yeni bir savaşa teçhiz etmek için yeni bir fedai kimliği üzerine mi çalışıyorlar? Bunu çok iyi bilmeliyiz.
Ama tüm aidiyetlerin tüm üyelerine şunu sormak istiyorum: Her şeyden önce birer hukuk devleti yurttaşı olabilmek için grup önderlerinizin taleplerinden ve gruplarınızın sizi bu yolda engelleyen tüm düsturlarından uzaklaşmayı isteyebilecek misiniz? Gerçek bir barışı istiyorsanız, isteyebilmelisiniz.
Her birimiz bunu isteyebilir ve birbirimizden içtenlikle bekleyebilirsek hukuk barışına doğru en önemli bir adımı atmış oluruz. Tüm siyaset de buna hizmet etmelidir. Tüm siyaset ülke insanlarının yurttaşlaşmasına tüm olanaklarını seferber etmelidir.
Kimimiz bilerek ve isteyerek, kimimiz hiç bilmeyerek birbirimize karşı, bu dinmez acıları doğuran yanlışları yaptık. Bunların en başında hukuksal taleplerimizi siyasal talepler olarak suçlayarak güç savaşının konusu yapmak geliyordu. Öte yanda siyasal taleplerimizi de hukuksal taleplermiş gibi, güç savaşımızda haklı göstermeye çalıştık.
Şimdi bu yanılgıdan dönmek zamanıdır. Hukuka hizmet eden bir siyasete dönmek zamanıdır.
Hukuksal talepler tartışmasının yöntemi, zemini, araçları ve nihai mercileri asla güçler savaşınınkiler değildir. Bu tartışma, temellendirmede azami özgürlük, sıfır şiddet ve tehdit, bilimsel bilgi, yeterli araştırma, bağımsız ve yansız, yetkin bir yargıyla özgür basın gibi donanımlı, duyarlı bir kamuoyu gerektirir.
Bu söylediklerimden bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir felakete sürüklendiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Asıl bölünme, parçalanma toprak bölünmesi, parçalanması değildir. Yurttaşlığın paramparça edilmesidir. Bunu başardıklarında, sömürgenlerin teslim alamayacakları hiçbir şeyimiz kalmayacaktır. Bunun için, hukuksal taleplerle siyasal talepleri birbirinden ayırmayı çok iyi başarabilmeliyiz ve bunların birbirleri yerine kullanılmalarına izin vermemeliyiz. Gerçek barış bu çabadaki içtenliğimize, gayretimize ve başarımıza bağlıdır.
Düzeltme: Geçen haftaki yazınn başlığı “HUKUK DEVLETİ HUKUKU, BAŞKAYI ÖTEKİ YAPMAZ” olacaktı. Düzeltir, özür dileriz.
 
(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)
 
Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1010