Birleşik mücadele şimdi daha gerekli!

~ 03.05.2013, Atilla ÖZSEVER ~

AKP’nin güvenlik güçleri, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na gitmek isteyenlere karşı acımasız bir şiddet kullandı. Resmen bir “gazlı faşizm” uygulaması yapıldı. Taksim’deki inşaat bahane edildi, oysa burada alınacak güvenlik önlemleri ile alanın büyük bir kısmı miting için kullanılabilirdi.

Kuşkusuz AKP’nin esas amacı, yüzbinlerce insanın iktidarı protestosunu önlemeye yönelikti. Zaten Başbakan Tayyip Erdoğan da, sendikaların ve meslek örgütlerinin Taksim’deki kutlama ısrarını “AKP’ye karşı bir hareket” olarak değerlendiriyordu.

Erdoğan, emekçiler için tarihsel ve sembolik anlamı olan Taksim alanını yasaklayarak bir anlamda işçi sınıfına meydan okuyordu. 2007-2009 yılları arasındaki mücadele sonucu, 1 Mayıs’ın yeniden Taksim’de kutlanmasına, bir tür toplumsal muhalefetin simgesi olmasına artık son verilmek isteniyordu.

Sendikacılar, emek ve meslek örgütü temsilcileri de, önemli bedeller ödenerek kazanılan 1 Mayıs alanını kaybetme riskini göze alamıyorlardı. 1 Mayıs günü, Beşiktaş’ta, Barbaros Bulvarı’nda, DİSK Genel Merkezi önünde, Şişli’de, Mecidiyeköy’de ciddi bir direniş gösterildi. Metro, metrobüs ve vapur seferlerinin kaldırıldığı, İstanbul’da sıkıyönetim dönemlerini hatırlatacak tarzda olağanüstü hal tedbirlerinin alındığı, biber gazı, tazyikli suyla saldırıların gerçekleştirildiği bir ortam yaşandı.

Polis güçlerinin bu acımasız saldırıları karşısında direnç gösterildiyse de, Taksim’deki ısrarın daha güçlü olabilmesi için nicelik ve nitelik yönünden daha iyi bir hesap yapmak gerekiyordu. Gücünüzle, ittifaklarınızla bağlantılı olarak ve karşı tarafın da gücünü dikkate alarak hem taktik hem stratejik yönden hesap yapmanın daha doğru olacağı ortaya çıkıyor. Sonuçta AKP, faşizan yöntemlerle de olsa dediğini yaptırdı.

Bu koşullarda 1 Mayıs’ın gündemi, içeriği de büyük ölçüde gözden kaçırılmış oldu. Öte yandan İstanbul’un Kadıköy yakasında Türkiye Komünist Partisi (TKP) ayrı bir miting düzenledi. Bu miting, kendi çapında etkili oldu ancak alanın darlığı ve emekçi kitlelerin katılımının sınırlı olması da başka bir olguydu. Belki sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partiler arasında geniş bir birlik sağlanarak işçilerin yoğun olduğu ve daha geniş bir alana sahip Kartal’da 1 Mayıs kutlaması yapılabilirdi.

Ankara ve İzmir’de de iki ayrı kutlama oldu. Her iki ilde Türk-İş, DİSK, KESK, TTB ve TMMOB bir başka yerde, Birleşik Kamu-İş ve İşçi Partisi (İP) daha farklı bir yerde 1 Mayıs’ı kutladı.

Oysa AKP ve sermayenin saldırıları büyük bir hızla sürüyor. 1 Mayıs öncesinde ÇAYKUR grevi de ne yazık ki başarısız oldu. Siyasal iktidar, PTT ve demiryollarının özelleştirilmesini öngören ve çalışanlarını taşeronlaştırmayı amaçlayan yasaları da birer birer Meclis’ten geçiriyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, 1 Mayıs’ta bir televizyon kanalında yaptığı konuşmada, taşeron işçilerin durumunu bahane ederek kıdem tazminatı fonunu yeniden gündeme getirdi.

Tüm bu koşullarda, artık emek örgütlerinin birleşik bir mücadele vermesi, güçlerini ortaklaştırması daha fazla gerekli hale geliyor. Sendikalar kendi örgütlerindeki iç uyumu sağlayarak, daha geniş kitlelerin örgütlenmesine dönük bir çalışma içine girerek ve aynı zamanda diğer emek örgütleriyle somut talepler ve bir program etrafında birleşerek bu gerici ve faşizan gidişe dur demenin yollarını aramalıdırlar.

(Yurt Gazetesi)

Atilla ÖZSEVER | Tüm Yazıları
Hits: 875