Barış, hukuksuz olmaz!

~ 27.04.2013, Umur TALU ~

Sadece Anayasa değil…

Aynı zamanda, hızla kanunlar.

Hem de genel af.

En başta da “Terör… terörle mücadele”ye dair olanlar.

Çünkü siz 30 yıldır “Bölücü terör örgütü” diyerek, ona karşı ve onun yüzünden yaptığınız tüm kanunlarla başkalarını da yargılıyorsunuz.

Gözaltına alıyor, tutukluyor, mahkum ediyor, bir de lanetliyorsunuz.

Oysa şimdi…

Bak, olmasın demiyorum…

Bak, bu önceki kan gölünden çok daha iyidir, diyorum…

Ama şimdi…

Silahıyla, bilinen-bilinmeyen, atfedilen-affedilen suçuyla, birilerine buyur geç diyorsun…

Gidip naklen yayınlar yapıyorsun.

Bu yepyeni bir devirdir.

Buraya gelmek bile, inanın baldıran içmekten de zordur.

Lakin bu böyle kel kalır.

Lakin böyle barışı yel alır.

Sen, silahıyla serbest bıraktığın gencin, adamın, kızın babasını, kardeşini, annesini, komşusunu, köylüsünü “terör, teröre yardım, teröre yataklık” suçlarından içeri attın, yok ettin.

Sadece onlar değil…

Darbe heveslisinin veya öyle suçlananın bir kısmı da “terör örgütü”nden içeride…

Gazeteci değil, terörist” dediğin onca gazeteci de…

Başka teröristler” de!

Örgütlü suç” tanımı bile kökten değişmek zorunda.

Hani “ihaleye fesat karıştıranlar”ınki hafifletildi ya!

Yepyeni dönem, yeni zihniyetle olur.

Eski savaşlarla yeni barış olmaz.

İstisnalar beni affetsin; kâtip, ulak, propaganda medyası Kandilli’den Kandil’e varacak…

Hükümet talimatıyla büyük değişimlere koşturacak…

Ama başkaları hep “terörist”, hep “çapulcu” kalacak!

Sadece bu da değil.

Nice suç kavramı değişmek zorunda.

Nice demokrasi sınırı da.

Yıllardır en örgütlü suç dediğine verdiğin vize (bak verme demiyorum); Anayasa’da sözde serbest örgütlenmelere fiili yasak, engelleme, sindirme ve lanet okumalarla pek uyuşmuyor.

Kendinize yakıştırsanız da, sosyal demokratik bir hukuk devleti lafına pek münasip gitmiyor.

Misal medya, hükümetin işaret fişeğiyle, yıllarca “bebek katili, bölücü terör örgütü” dediği “örgüt”ü kabul edecek…

Ama ne bileyim, mesela kendi sektöründe “örgütlenmeyi” yasaklayacak!

 

***

 

Ne derseniz deyin, çok açıdan önemli, kıymetli bir süreç…

Çocuklar hayatta kalabilecek hiç değilse.

Haklar, özgürlükler yeniden düşünülecek herhalde.

Bir yandan da, “saçma” desem yanlış anlaşılır, “absürt” bir süreç bu.

Çünkü en büyük tehlike, en büyük bela, en kırmızı çizgi, en affedilmez suç, en en en... denen “suç”, “örgüt” ve “lider”i kabullenerek yepyeni döneme girerken…

Çok daha hafif, çok daha masum, çok daha silahsız “suçlar” ile hapishaneleri dolduramazsınız.

Absürtlük kötü bir şey değildir esasında…

Değişim, dönüşüm vesilesi olabilir.

Ama hem bu kadar âlicenap demokrat hem de despot olamazsınız.

Olursunuz elbet…

Adı demokrasi, tadı barış olmaz.

O yüzden…

Kandil’de barış, anadilde barış, Kandilli’de barış, yurtta ve cihanda, Batı’da ve Doğu’da, her inanç, her etnisite, her köken, her sınıf için barış ve özgürlük…

Af, hak, hukuk ve örgütlenme, itiraz, ifade, basın özgürlüğü.

Her zaman herkes için!

Seçmeden, ayırmadan, kayırmadan, yarmadan, kanatmadan!

Bir mayıs baharı gibi…

1 Mayıs baharı gibi.

 

 

Not: Generaller marifetiyle yıllarca sadece savaşıp binlerce evladı kana gömen devlet, şimdi bir astsubayın temaslarıyla farklı bir yol buldu. Bu yolu beğenir beğenmezsiniz. Ama çarpık olan bir de şu: Bir astsubayın MİT Başkanı sıfatıyla girişimleri sayesinde yeni bir sürece giden devlet ve hükümet; onun meslektaşlarını da, uzmanlar ve sivil memurlar gibi, hala paşaların, ağaların maddi-manevi şiddetine maruz bırakıyor! Üç günde üç intiharla. Barış, bir de böyle bir hukuk olabilmeli. Militer hiyerarşi şiddetine karşı da, ekonomik-toplumsal şiddete karşı da, kimlik ve kişiliklerin her biçimde ezilmesine karşı da hukuk yani.

(Habertürk)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 836