Önce marazileşme sonra meczuplaşma

~ 23.04.2013, Metin ÇULHAOĞLU ~

Başlamak için epey gerilere, 1974 yılına dönelim.

1974 yılı başında Türkiye’de Ecevit liderliğindeki CHP ile Necmettin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi (MSP) bir koalisyon hükümeti kurdular. Siyasetin akışı içinde “normal” sayılabilecek, Adalet Partisi-Demirel karşıtı bir “reel politika” örneğiydi.

Ama burada kalmadı.

O dönemde CHP’nin de bir tür “beyin takımı” vardı. Bu takımdan kişiler, tuttular bu dönemsel manevraya büyük bir tarihsel anlam yüklediler ve Ecevit’e de bunu söylettiler. Yeni koalisyonla, tarihsel bir yanılgıya artık son veriliyordu; bu büyük tarihsel yanılgı sonucu birbirinden koparılan sol ve soldan düzen eleştirisi ile aslında halkçı-emekçi öze sahip dinci tepkiler ve kesimler ilk kez bir araya geliyordu. Büyük tarihsel yanılgıya da böyle son verilmiş oluyordu…

Sonra ne mi oldu?

“Büyük tarihsel yanılgıya” son verdiği iddia edilen koalisyon ancak 10 ay sürebildi.

Daha sonraki yıllarda ise Ecevit’in koalisyon yoklamalarına “büyük tarihsel yanılgılara son verme” iddiaları değil, “kumar borcu olmayan 11 milletvekili” arayışları damga vurdu…

***

Sağ kesim ayrı; ama Türkiye solu “tarihsel yanılgı” türü tespitlere fazlaca meraklıdır. Tespitlerin adı her zaman “tarihsel yanılgı” olmaz elbette. Kimi durumlarda, bebeklerdeki doğum kusuru gibi toplumsal-siyasal süreçlerde “kuruluş kusuru” keşfedilir. Başka örneklerde, iyi giden ya da iyi gidebilecek olan bir süreç ani ve radikal bir kırılma sonucunda yörüngesinden sapar/saptırılır ve olumsuz bir mecraya sürüklenir.

Biraz, Hıristiyan teolojisindeki “ilk günah” gibidir. Her şey bu ilk günahla (tarihsel yanılgı, kuruluş kusuru vb) başlamıştır ve insanlık (Türkiye) halen bu ilk günahın uzantılarıyla becelleşmektedir. Haksızlık etmeyelim; belki Hıristiyan teolojisi değil de Hegelci bir yaklaşım söz konusudur: Kendinden uzaklaşan mutlak idenin yeniden kendine dönme süreçleri…

Ama her halükarda materyalist değil idealisttir.

“Tarihsel yanılgı”, “kuruluş kusuru”, “aslından-özünden radikal koparılma” gibi keşifleri şimdilik aklımızda tutup konunun başka bir boyutuyla devam edelim.

***

Nicel büyüklükle, popüler olanla, “halk” tarafından benimsenip baş tacı edilenle uyum tutturma, bu haliyle “masum” sayılabilecek bir aydın yönelimidir.

Henüz yönelimdir, kendi başına zaaf değildir.

Bundan bir adım ilerisi ise, aydının kendi öznel kurgularını, sayıca çok, popüler ve kitlesel olana ulaştırma, ona benimsetme çabalarıdır. Olur, olmaz, doğrudur yanlıştır, gerçekçidir değildir, ama burada da “anormal” denebilecek bir şey yoktur.

Daha sonrası ise gerçekten sorunludur: Aydının, az öncekilerin de ötesinde, kendi kurgularının sayıca çok, popüler ve kitlesel olanda fiilen gerçekleşmekte olduğuna inanmaya başlaması…

İşte bu noktadan sonrası, duruma göre, marazileşmeyi ve meczuplaşmayı da beraberinde getirebilir.

***

Yanlış anlaşılmasın: Az önce kastedilen, aydının benimseyip el üstünde tuttuğu kimi değerlerin belirli bir kitlesellikte karşılık bulması, orada benimsenmesi vb değildir.

Kastedilenin, yani marazileşmeyi ve meczuplaşmayı getirme ihtimali taşıyanın ne olduğunu tam yerine oturtmak için, az önce bir kenara koyduğumuz “tarihsel yanılgı”, “kuruluş kusuru”, “aslından-özünden radikal koparılma” gibi “keşiflere” dönelim.

İşte, her biri tastamam idealist içerikteki bu tür kurguların temelindeki “tarihsel yanılgı” vb tespitlerinin belirli bir popülerlikte ve çoklukta bütünüyle benimsendiğinin ve gerekli rektifikasyonların (düzeltip eski haline getirme) fiilen gerçekleştiğinin sanılması, marazileşmedir.

Marazileşmedir, çünkü orada kalmayıp “madem bunu benimseyip gereğini yapıyorsunuz, şu da eksik kalmasın, bunu da yapın” türü uçuk düşünce ve önerileri de beraberinde getirecektir.

Sınırı, kaydı, şirazesi yoktur…

***

“Bu tür sözlerle kimi kastediyorsun? Söylediklerinin bugünkü Türkiye’de karşılığı var mı?”

Yazıda kullanılan “marazileşme” ve “meczuplaşma” gibi sözcüklerin unutulması ve kullanılabilecek en uygun sıfatları okurun kendisinin bulması koşuluyla iki örnek vereceğim.

Birince örnek: Geçen gün yolda iki genç elime bir ilan-duyuru tutuşturdu. Burada “Gözün Aydın Türkiye! Atatürk’te Birleştik! Milli Merkez’i Kuruyoruz” deniliyor. Ancak, ilanda yer verilen resimlere bakıldığında “birleşme noktasının” yalnız Atatürk olmadığı anlaşılıyor. Dört resim, sağdan sola doğru şöyle: Nazım Hikmet, Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar

Bu dört ismin yan yana getirilmesi kendi başına ayrı bir sorun. Asıl merak konusu ise şu: Acaba Türkiye’deki hangi “tarihsel yanılgı” ya da hangi “tarihsel-radikal kırılma” hem Nazım Hikmet’i hem de Celal Bayar’ı kendine ortak eden ve bugün sahiplenilmesi istenilen bir dönemi kapatıp yenisini açmıştır?

İkinci örnek: 1 Mayısların, “işçi sınıfı”, “enternasyonalizm” vb deyip Türkiye’nin asıl gündeminde olması gereken “Türklükle mücadele” görevini unutturduğu için “karşı devrimci” sayılması gerektiğini işitirseniz ne dersiniz?

Dediğim gibi, sıfatı siz bulun…

***

Deniyor ki, barış için AKP’ye ve “akil insanlarına” o kadar sataşılmasın, bu insanlara iyi niyetle yaklaşılsın, fırsat tanınsın…

Deniyor ki, solculuk yapacaksan Celal Bayar’ı da içeren bir mirası dayanak almaktan başka yol yok…

Deniyor ki, 1 Mayıs’ı kutlamak yerine 24 Nisan’ı (Ermeni katliamı) analım, en başta Türklüğe karşı mücadele edelim…

Ve deniyor ki, solculuksa, işte bunlar var; gerisi “marjinalliktir”…

Bunlar, solu, sosyalizmi filan geçtik, normal insan aklıyla alay etmektir.

Her şeyden önce akıl sağlığımızı koruyalım, gerisi gelir…

(Solhaber)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 957