Deniz Baykal Haklı

~ 19.04.2013, Ali SİRMEN ~

Deniz Baykal, 15-16 Nisan tarihlerinde Hürriyet’te yayımlanan, çok ilginç bir söyleşi yaptı Cansu Çamlıbel ile.
Baykal söyleşisinin daha başında
“Ülkenin bugüne kadar yaşadığı sürecin önemli bir yol ayırımına geldiğini” belirttikten sonra, “yeni anayasayla artık başka bir anlayışın yörüngeye sokulduğunu” söylüyor ve etnisite saplantısına dikkati çekiyor.
“Etnisite saplantısının sonu Ortadoğulaşma ya da Balkanlaşmadır” diyen Baykal şu uyarıda bulunuyor:
- Ahaliden millete geldik. Milletten ahaliye dönmeye kalkışmayalım.
“Etnisite” ile “millet” arasındaki en büyük farkın, egemenlik kavramı ile bağıntılı olduğunu söyleyen Baykal, bir ülkedeki bütün farklı etnisiteye bağlı insanların birlikte siyasi egemenliği oluşturduklarını, egemenliğe birey olarak eşit katkı yaptıklarını, anlatıyor.
Hangi etnisiteden olursa olsun vatandaşların eşit olduklarını vurgulayan Baykal,
“Bu yetmez eşitliği vatandaşların eşitliğine değil, etnisitelerin eşitliğine dayayalım derseniz, siyasi yapıdaki bütünlüğü parçalarsınız” diyerek, çok önemli bir tehlikeye dikkati çekiyor.

 

***


20. yüzyıl boyunca, farklı özelliklerden millete dönüşmeyi becerebilmiş olan bir toplumun şimdi girmekte olduğu yolda egemenliği vatandaştan alıp etnisitiye vermesinin büyük sakıncalarını vurgulayan Baykal, vatandaşlar arasında, hak eşitliğinin temel kural olduğunu söylerken 12 Eylül ertesinde Kürtçe yasağı kalksın diyen ilk teklifin parlamentoda kendisinden geldiğini de hatırlatmaktadır.
Zaten temeli birlikte yaşama iradesi olan, çağdaş, demokratik ulus biriminde, etnisitelerin birinin diğeri veya diğerleri üzerindeki dayatması birlikte yaşama iradesini ortadan kaldıracak bir öğe olduğu için kabul edilemez.
Bu gerçeği böylece vurguladıktan sonra, Baykal’ın ısrarla dikkat çektiği tehlikenin, büyüklüğünü 20. yüzyılda özellikle, Ortadoğu ve Balkanlar’daki Lübnan ve Yugoslavya’da yaşananların gösterdiğini belirtmek gerek.
Bütün etnik gruplara tümüyle eşit hakların verildiği, herkesin kendi dilini, dinini, kültürünü serbestçe, hatta devlet desteğiyle geliştirebildiği bir örnek olan Yugoslavya, bu alandaki özgürlükler konusunda, 20. yüzyılda bütün toplumlara örnek oluşturabilecek bir uygulama sanılırken yaşayamamış, iç savaş ve parçalanmayla sonlanıp geçen yüzyılın en büyük dramlarından birine sahne olmuştur.
Sistemin, kurucusu
Josip Broz Tito’nun ölümüyle çöküşünün nedenlerini irdeleyen gözlemcilerin vardıkları sonuç son derecede ilginçtir.

 

 

***


Gerçekten sistemin çöküşüne neden olan, egemenliğin vatandaşlıktan çok etnisiteye dayanması, egemenliğin vatandaşlara eşit olarak dağılması yerine etnisiteler arasında bölüştürülmesidir.
Böylelikle toplumsal vurgu birleştirici etkenler değil, ayırıcı etnik özellikler üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Daha karmaşık bir aşiret din ve mezhep yapısı olan Ortadoğu’daki Lübnan deneyimi de Yugoslavya’dakine benzer sonuçlar vermiş ve iç savaş kaçınılmazlaşmıştır.
En iyi ve etnik haklar ve özgürlükler konusunda en liberal düzenlemelere başvuran modeller bile etnisite temeline dayalı oldukları sürece çatışma, dağılma, iç savaş tuzaklarından kurtulamamışlardır.
Kürt sorununun çözümünü sağlayacağız derken egemenliği vatandaş bazında herkese eşit dağıtmak yerine etnik kimlik üzerine politika inşa etme tuzağına düşülmemesi yönündeki uyarılarda bulunan Deniz Baykal haklıdır.
Geçen yüzyılda dünyanın dört bir yanında yaşananların gösterdiği gerçek, etnik kimlik üzerine politika bina etmenin ayrıştırmayı kaçınılmaz kıldığıdır.
Ayrıştırmayı gerçekleştirmek isteyenlerin silahlı müccadeleyle bile başaramadıklarını, barışçıl demokratik çözüm etiketi altında topluma sokuşturmaya çalışanlar karşısında dikkatli olmak zorundayız.
Yoksa ayrışma mukadderdir.

 

(Cumhuriyet)

Ali SİRMEN | Tüm Yazıları
Hits: 1380