Düşünce Özgürlüğü

~ 12.04.2013, Ercan YEŞİLYURT ~

Türkiye gibi sürekli sağ iktidarlarla yönetilen, demokrasiyi seçim sanan, seçilenin yönetme biçiminin frensiz, denetimsiz olmasının istendiği bir yerde, “düşünce özgürlüğü”nü anlatmak biraz fantezi sayılabilir. Sağın çağdaşı diye ilham alınan Demirel bile “Yollar yürümekle aşınmaz” gibi liberal bir sloganla durumu kurtarmaya çalışmıştır. Ama düşünce özgürlüğünün kimseye anayasadan farklı düşünceleri savunma, yayma hakkını veremeyeceğini hep savunmuştur. Buna göre anayasaya ters düşen düşünceler ancak kafalarda durabilir. Bunların yayılması, temel nitelikleri anayasayla belirlenen cumhuriyetin yıkılması için propaganda yapmak demektir, dolayısıyla yasaktır. Bugüne kadar yargı kurumları, ki Anayasa Mahkemesi de bu çerçeve dışına çıkamamıştır, geçmişte ceza kanununun 141 ve 142. maddelerinin anayasaya uygunluğunu bir oy farkla da olsa kabul etmiştir.
“Anayasaya aykırı yasa” ile “anayasaya aykırı düşünce” arasındaki fark, yargı dahil devlet tarafından kavranamamıştır. Anayasaların kurallarından biri de “herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma özgürlüğüne sahip olması”dır. Anayasa, serbestçe açıklanabilecek olan düşüncelerin tavanı değil, tabanıdır. Düşünceler doğrudur, yanlıştır, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, benimsersiniz, benimsemezsiniz. Beğenmek zorunda olmadığınız gibi, sizi rahatsız edişini bir yasaklama haline getiremezsiniz. Kaldı ki, sınırsız düşünce özgürlüğünün kurulu düzeni yıkmaya varacağından korkanları teselli edecek çare de yine düşünce özgürlüğünde gizli. Tehlikeli sayılabilecek her düşünce, başka bir düşünceyle çürütülebiliyorsa, tehlike olmaktan çıkar. Düşünce özgürlüğü, kitlelerin özgürce belli düşünceler etrafında hedefe varmak için örgütlenmelerini de kapsar. Siyasi partiler, dernekler, sendikalar gibi. Sadece şiddet övülmeyecek, silah kullanılmayacak. En saçma sayılan düşünce bile savunulabilmeli ve örgütlenebilmelidir.
Son otuz yıldır yaşanan Kürt sorunu, eğer düşünce özgürlüğü olsaydı, her şey yazılıp çizelebilseydi, tartışılsaydı, bugün söylenebilenler söylenseydi, bu kadar acı çekilmezdi. Toplumlardaki olumsuz yapılanmaları önleyecek tek güç, ekonomik ve sosyal yapı değişikliklerini öngören bir ideoloji çerçevesinde bilinçlenip örgütlenmiş yığınların varlığıdır. Düşünce özgürlüğü aynı zamanda örgütlenme özgürlüğüdür. Siyasal propaganda, düşünceleri etkilemek ya da güdümlemek, bir düşünceye yandaş kazanmak amacıyla yapılan sistemli ve etkili bir
“fikir aşılama” çabasıdır. Propaganda yasağı aslında “fikir suçu” yaratmaktır, bu ise demokrasiye aykırıdır. Ancak belli bir düşüncenin aşılanması ve benimsetilmesi çerçevesini aşan açık ve somut “kışkırtma” ya da “suça iteleme” niteliğindeki açıklamalardır ki, ceza hukukunun konusuna girer ve bastırılır.
Düşünce özgürlüğü, hem kişisel bir özgürlüktür, hem de demokrasinin işlemesi için toplumsal bir değer taşır. Bu iki nitelik, kişilere devlet ve siyasi iktidarlarla ilgili anayasal düzenlemeleri beğenmeme, eleştirme, değiştirme hakkını verir. Bunun tersi, yani devletin temel nitelikleriyle sınırlanmış bir düşünce özgürlüğü, faşist rejimlere özgü bir yapıdır. Batı demokrasisi anlayışı içinde anayasaların, kişilerin düşüncelerini sınırlamak ve bir kalıba sokmak gibi işlevi kesinlikle yoktur.
Bizim sağcılarımıza düşüncenin suç olmadığını elli yıldır
anlatmayı beceremedik. Zaten bizdeki sağcı tarifi, Batı’ daki tarife de denk gelmiyor. Eğer Kürt sorunu konusunda söylenenleri solcu görüşüdür diye peşinen reddetmeselerdi, ülkemiz bu kadar zarar görmezdi. Şimdi herkes ABD’nin İsrail, Kürt, Türk birlikteliğini, bedelini bizlere ödeterek nasıl gerçekleştirdiğini izlesin. Bağımsız Türkiye diyenlere yapılan zulmün sebebi de anlaşılacaktır.

(Cumhuriyet)

Ercan YEŞİLYURT | Tüm Yazıları
Hits: 957