Oligarşi mi, anayasal monarşi mi?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu (AUK),  uzatmaları mı oynuyor? Soruya hayır yanıtı verebilmek için hayli saf olmak gerek.  Aslında, 19 Eylül 2011 toplantısı sırasında ortaya çıkan baskın eğilim, gelinen yeri işaret ediyordu. Neden?  Çünkü, halkoyu ile seçilecek bir Anayasa Meclisi görüşü benimsenmemişti. TBMM çatısı altında geliştirilecek en demokratik yöntem bile,  politikanın gölgesinde etkili olamayacaktı. Nitekim, partilerin eşit temsili ilkesiyle kurulan AUK üzerinde sallandırılan “Damokles kılıcı”, kaygıları haklı çıkardı.

Gerçekten,  Başbakan ve Hükümet’in güdümü altına almaya çalışması, AUK için başlıca handikap oldu. Hatta, şu bile öne sürülebilir: Eğer AUK, süre ve rejim dayatması ile karşı karşıya kalmasaydı, üzerinde  uzlaşma sağlanan madde sayısı (sadece 30), ikiye katlanmış olabilirdi.

Bunlar tahmin edilen olumsuzluklar olmakla birlikte, AUK’nın çalışmaları, eleştirel yaklaşım ihmal edilmemek kaydıyla desteklenmeliydi; en azından nereye kadar gidilebileceğini görebilmek için. Nitekim, Anayasa-Der’in AUK’ya 26 Mart 2012’de sunduğu “Anayasa Raporu”,  şu cümlelerle sonlanıyordu: “Anayasa yazım takvimine ilişkin açıklamalar, yeni anayasa sürecine ivme kazandırmak bakımından yerinde olmakla birlikte, yeni bir anayasal düzen hedefi ile bağdaşmaz. İki nedenle: Öncelikle, yeni anayasa, elden geldiğince serinkanlı bir tartışma ortamını gerekli kılmaktadır. İkinci olarak; süreçte olası bir tıkanma ve kilitlenme durumunda, bugüne kadar yapılanlar, anayasal birikim ve kazanım olarak görülerek, yeni yöntem üzerine ortak çabaya girilebilir.” (Anayasa-Der/Legal Yay., s. 66).

Oligarşi ve Fransa

Oligarşi, siyaset biliminde “azınlığın yönetimi” olarak tanımlanır. Başbakan ise, bu kavramı bürokrasi için kullanarak, “Başkanlık sistemiyle bürokratik oligarşinin beli kolay kırılır… Karar alma çok daha seri noktaya gelebilir… Fransa’da yarı başkanlık sistemi var. İşte o, partili cumhurbaşkanlığı sistemidir…” diyor. Bu sözlerde sorun ve yanlışlar var:

- “Bürokratik oligarşi” , hangi sektör? Kanun tasarılarını hazırlayan danışmanlar mı, üst düzey yöneticiler mi,  kolluk güçleri mi, yoksa yargı mı? Eğer  engel yargı ise, yasal düzenleme yolunu kapatan kim? Buna karşılık, diğerleri engel ise,  bu, on yıldır yanlış bir kadrolaşma politikası güdüldüğü ve liayakat ilkesine uyulmadığı anlamına gelir…

- “Seri karar”: Hükümetin, istediği halde karar alamadığı konular hangileri? Mesela, Çamlıca tepesine cami inşası için herhangi bir karar alındı mı? Eğer alındıysa bunun niteliği ne?

- “Parti başkanlığı”: Fransa’da, Cumhurbaşkanı değil sadece, Başbakan da parti başkanlığını bırakmakta. Hükümet üyeliği, parlamenterlikle bile bağdaşmaz (Any., md. 23). Öte yandan, parti başkanlığını savunmak için, Atatürk ve İnönü örnek gösterilir. Eğer bu uygulama demokratik idiyse, tek parti dönemine yönelik sürekli eleştiri nasıl açıklanabilir? Kaldı ki, eğer tek parti dönemi uygulamasına dönülecekse, o zaman tek partili ve çok partili rejim farkı ne?

Çevresel samimiyete davet…

Başbakan BM Orman Forumu’nda yaptığı konuşmada, çevrenin öneminden söz ederek, “Bu acımasız rekabet, bu hırs, bu tamah sürerse, çocuklarımıza bırakacağımız bir dünya kalmayacak” diyor. Konuşmayı dinleyen ve Türkiye’yi tanımayan bir yabancı,  ülkemizin doğal zenginlikleri ve çevresiyle iyi korunduğu yanılgısına düşebilir.  Oysa, AKP hükümetleri, çevrede en büyük tahribat dönemi oldu… İstanbul’da mantar gibi biten gökdelenlere atfen, “insanoğlu toprağa yakın yaşamalı” sözünün veya İstanbul nüfus artışını frenlemek için “vize” hatırlatmasının yansıttığı çelişkiler ( Kanal projesi, 3. Köprü ve havaalanı vd.) ise, ayrıca ele alınmalı.

Anayasal sürecin kaderi…

Eğer, AUK tarafından yürütülen çalışmalar tümüyle tıkanırsa, yeni Anayasadan vaz mı geçilmeli? Hayır! Tam tersine: Nasıl ki,  AKP, 2007’de izlediği yolun yanlış olduğunu teslim ederek,  AUK yoluyla daha demokratik bir usule evet dediyse,  bu aşamada da aynı yöntem izlenmeli.  Bu da, Anayasa Meclisi seçeneği dâhil olmak üzere, AUK’dan daha etkili süreçler üzerinde şimdiden çalışılmasını gerekli kılar. Yeni Anayasa hedefinin yolu, daha gerisi olamaz!

Tersi olur da, AKP, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun gerisine düşen bir yolla Anayasa değişikliğine giderse ne olur? Bu durumda, belki “bürokratik oligarşi” gerekçe olarak işe yarayabilir; ama, kurulacak rejim demokratik değil, olsa olsa, “anayasal monarşi” olur.  Bu ise, tek parti, hatta meşrutiyet dönemlerini aratabilir.

(Birgün)

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1559