İmralı süreci ve Kürt sorunu üzerine tezler

~ 11.03.2013, Merdan YANARDAĞ ~

Türkiye köklü bir gerici dönüşüm girişimi ile bu saldırıya direnen güçler arasında cereyan eden bir siyasal çatışma sürecinden geçiyor. Bu çatışma alanlarından biri de sistemi bütün menteşelerinden zorlayan Kürt sorunu ve Kürt siyasal hareketinin içine girdiği yeni yönelimdir.

Bilindiği gibi Amerikancı, piyasacı, muhafazakâr ve İslami referanslara sahip bir iktidar, Kürtlerin bu ülkenin geleceğindeki yerini tayin etmeye yönelik kapsamı bilinmeyen, içeriği açıklanmayan bir “süreç” başlattı. İktidarın sınıfsal ve siyasal karakteri bilinmesine karşın bu hamleye liberallerin tamamı ve solun bazı kesimleri ne yazık ki, yine sorgusuz sualsiz destek vermeye başladı.

Bu nedenle Kürt sorunu ve PKK hakkında daha önce çeşitli vesilelerle yazdıklarımı, yer yer tekrara düşmeyi göze alarak İmralı süreci bağlamında yeniden çözümlemek ve ‘tezler’ şeklinde paylaşmak istiyorum.

1- PKK, Kürt yoksullarına yaslanan, geleneksel aşiret düzeninin dışında oluşmuş, başlangıçta bölge aristokratlarını dışlayan bir örgütsel çıkışa, geleneğe ve yapılanmaya sahip. Cumhuriyet devriminin büyük etkisiyle, Ortadoğu’daki diğer Kürt gruplarından farklı olarak görece modern, aydınlanmacı ve laik bir çizgi izliyor.

Kürt kadınlarını özgürleştiren bir rol oynuyor. Bölgedeki feodal yapı üzerinde fiilen çözücü bir etki yapıyor. PKK üst düzey yöneticilerinin neredeyse tamamı Türkiye sosyalist hareketinden geliyor.

2- PKK, Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra programında ve başlangıç ilkelerinde önemli değişiklikler yapmasına karşın Kürt burjuvazisini, feodalitesini ve bölgede etkili olan İslamcı yapılanmaları hâlâ ürkütüyor.

3- PKK'nın toplumsal taleplerini geri çekmesi, hareketin milliyetçi karakterini daha belirgin hale getirirken, bölge egemenlerinin (toprak sahipleri, tüccarlar vb.) bir kesimin de yan örgütlerde yer almasını sağladı.

4- PKK, çizgisinde yaptığı önemli değişiklikle Türkiye'den ayrılmak istemediğini, birlikten ve üniter devletten yana olduğunu ilan etti. Öcalan, "Türkiyelilik" tanımını benimsediğini, hatta Kemalizm'i “birleştirici kültürel bir üst kimlik/anlayış olarak benimseyebileceklerini” açıkladı. Bunu “Demokratik Cumhuriyet” ismiyle kitap haline getirdiği savunmalarında da açıkça yazdı.

5- Gerek PKK gerekse Öcalan, İmralı süreci başlamadan çok önce (yaklaşık 10 yıl) yerel yönetim yasasında yapılacak bir değişiklik ile sınırlı bir özerkliğe "evet" diyeceklerini, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasakların kaldırılmasının yeterli olacağını açıklamıştı.
 
Bu nedenle İmralı tutanaklarında Öcalan’ın bir siyasal af ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki Türkiye şerhinin kaldırılmasını yeterli gördüğü yolundaki açıklaması gerçekte yeni bir durum değil. Öcalan’ın artık en aza indirdiği istekleri, aslında PKK’nın 10 yıl önce geldiği çizgiyle uyumlu. Ancak AKP, bu yeni çerçeveyi 10 yıl boyunca dikkate almadı.

6- Diğer taraftan PKK'nin 10 yıl önce güncellediği siyasal/kültürel talepleri, silahlı mücadeleyi gerektirmeyecek bir niteliğe sahip. Yerel yönetimlerin özerklik alanının genişletilmesi, anadilde eğitim ve savunma hakkı, tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması gibi talepler silahlı değil, barışçıl bir siyasal mücadelenin konusu.

7- Yukarıda da işaret edildiği gibi, ucunu açık bıraksa da ayrılık taleplerini uzun süredir geri çeken; orta vadeli politik programını sistem içi idari ve kültürel taleplerle sınırlayan PKK’nın zaten bu program için silahlı mücadele yürütmesinin anlamı kalmamıştı.
 
Çünkü, PKK'nın ilan edilen yeni amaçları ile kullandığı yöntem arasında derin bir çelişki bulunuyor. Amaç ve araç arasındaki bu çelişki giderilmediği için derin bir meşruiyet sorunu yaşıyor.

8- Çatışmaların durması, siyaset alanının kaçınılmaz olarak genişlemesi anlamına da gelecektir. Bu durumda sosyal taleplerin öne çıkması kaçınılmaz. Bu olgu hem Kürt milliyetçiliğini geriletecek hem de sınıfsal bir ayrışmaya yol açabilecektir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren egemen sınıflarla ittifak ve işbirliği içinde ülkeyi yöneten Kürt burjuvalarına, toprak ağalarına ve bölgedeki gerici şeyhlik düzenine karşı mücadele etmenin şartları da olgunlaşacak.

9- AKP iktidarı bir yandan Kürt sorununun negatif çözümünü zorlayarak, Türkiye’nin gerici dönüşümü için elverişli ortam yaratmaya çalışırken, diğer yandan da bu sürecin kontrolsüz bir demokratikleşme dalgasına yol açmasını önlemek istiyor.

10- Bu arada, İmralı sürecinin Türk milliyetçiliğinin yeni bir yükselişine yol açma olasılığı da yüksek. Kışkırtılan kitlelerin Samsun ve Sinop’ta olduğu gibi çatışmayı sokağa ve toplumun derinliklerine doğru taşıma tehlikesine karşı uyanık olunmalı. Milliyetçi saldırganlığın tırmanması, Kürtlerin çözüm heyecanı ve birlik duygularının yıkımına yol açabilir.

11- Öte yandan, Kürt sorununun onurlu bir çözümü de, genel olarak Türk halkının, özel olarak da Türk aydınları, emekçileri ve gençliğinin bu davaya kazanılmasıyla mümkündür. O nedenle Kürt politikacılar ve kanaat önderleri bu olguyu dikkate almalı, dillerini buna  göre kurmalıdır. Ancak, hakaret ederek bu desteğinin alınamayacağı görülmelidir.

12- Merkezinde PKK ve BDP’nin bulunduğu Kürt siyasal hareketi hızla Türkiye'nin ilerici tarihsel birikiminden ve aydınlanmacı damarından uzaklaşıyor. Bütün sınıfsal taleplerini geri çeken Kürt hareketi soldan da kopuyor. Durum böyle olunca ortada milliyetçi taleplerinden başka bir program kalmıyor. İmralı tutanaklarının ortaya koyduğu gibi, Öcalan ve PKK (dolayısıyla BDP) eğer solun şiddetle reddettiği yeni anayasayı destekler ve başkanlık rejimine destek verirse, Kürt sorununun gerici çözümüne de ‘evet’ demiş olacak.

Sonuç olarak Kürt hareketi, Türkiye’nin ve bölgenin tarihinde pozitif bir rol oynamak istiyorsa kendisini yeniden bu toprakların ilerici birikimi ile ilişkilendirmeli, onun bir bileşeni olarak konumlanmalıdır. Kürt siyasetçileri eğer bölgedeki emperyalist hesapların bir parçası olmak istemiyorsa, solla ilişkilerini hızla onarmalıdır.

Çünkü aksine her tutum Türk ayrılıkçılığını güçlendirmekten başka bir sonuç yaratmayacak, bir avuç provokatör için elverişli bir ortam oluşturacaktır.
 
Sürecin facia ile sonuçlanması, örneğin bu toprakların Yugoslavyalaşması uzak bir olasılık değildir. O zaman bizi "Bin yıllık kardeşlik" retoriğinin bile kurtaramaycağı acı şekilde görülecektir.
Hâkim ulus şovenizmini ve etnik milliyetçiliği geriletecek; ılımlı İslam projesini yenilgiye uğratacak, gerçek bir demokratikleşme dalgası yaratacak, Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğini güçlendirecek; bölgedeki ABD hegemonyasını geriletecek bir çözüm için mücadele edilmelidir.

İlerici çözüm budur.

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1033