Üçüncü bir siyasi güç gerekiyor!

~ 04.03.2013, Necdet SARAÇ ~

İmralı süreciyle bir kez daha gördük ki; Türkiye’de siyasi alanın iki belirleyici aktörü var: Biri AKP, diğeri de PKK.  Hoşumuza gitse de, gitmese de işin gerçeği CHP, MHP, ulusalcı eğilimler ve sosyalist sol önemli ölçüde sürecin seyircisi pozisyonundalar…

AKP, dün de siyasi İslamcıydı, bugün de. Yaşananlara ve söylemlere baktığımızda “gömlek değiştirdik” söyleminin günlük hayatta hiçbir karşılığının olmadığını görüyoruz. “İslam milleti” söyleminde gördüğümüz gibi AKP’de İslami söylem, “yeraltından yerüstüne” çıkmış durumda.  Rakipsiz AKP, bütün kurumları ele geçirilmesinin ötesinde asıl olarak, toplumsal dokuyu değiştirdi. Artık takiyeye bile ihtiyaç duymuyorlar. Başkanlık ve yeni Anayasa isteğindeki ısrar ise, yaşanan bu değişiklikleri bir üst aşamaya taşıma ihtiyacından kaynaklanıyor. Çok açık; Artık Ortadoğu’dan başlayarak İslam coğrafyasında etkin olabilmenin yolu, İslam kimliği etrafında “millet” olmaktan, dini ve siyasi kararları tek elde toplamaktan, yani başkanlıktan geçiyor. Fiili olarak hilafeti ve siyaseti tek elde toplayacak başkanlık sistemini besleyecek, onun hukuki zemini olacak şey ise yeni bir Anayasa…

Bu anlamıyla Kürt meselesinin çözümü de dahil, AKP’nin mevcut tercihinde bir sürpriz yok! Siyasal İslam’ın bu özlemi Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana hep vardı. Sünnilik “resmi devlet dinine”  dönüştürülmüş olmasına rağmen, Osmanlı’nın ve Sünni ulemanın önemli bir bölümünün tasfiye edildiği 1924-1945 dönemine yönelik ağır ve sınırsız eleştirilerin nedeni de bu özlemin yarattığı intikam duygusundan kaynaklanıyor! Yani, Erdoğan’ın Menderes’le başlayıp kendisin de içinde yer aldığı 63 yıllık sağcı, muhafazakâr, İslamcı iktidar dönemlerine güzellemeler yapması ve bütün hırsını Cumhuriyetin ilk 15-20 yıllık döneminden çıkarmaya çalışması tesadüf değil! Cumhuriyetten intikam özlemi içindeki bir siyasi tercihten, yani İslamdan asla demokrasi çıkmaz! Kendimizi kandırmaya gerek yok; Şeri hükümler varken, demokrasi olmaz!


                                                                         * * *

Bu gerekten dolayı üçüncü bir güce ihtiyaç var. Çünkü, Siyasal İslam ve Kürt Hareketi dışında soldan üçüncü bir güç siyasal sürece müdahil olmadığı sürece bu ülkede, Kürt sorunu dahil hiçbir sorun çözülmez.  Bu nedenle öncelikle “AKP-PKK anlaştı, Amerika da bunları destekliyor ve biz bölünüyoruz” evhamından kurtulmak gerekiyor. Söylenenler ortada; Şu anda da yakın gelecekte de en azından orta yerde “bölünmeyi” savunan bir güç yok. Erdoğan’ın ve Öcalan’ın Atatürk’ten bile alıntı yaparak “İslam milleti”ni öne çıkartmalarını lütfen unutmayalım!

İkincisi, “trafik polisi” rolü oynamaktan, yalnızca tarafları eleştiren bir yaklaşımdan hızla vazgeçmek gerekiyor. Bütün varlığını Kürt ve komünizm düşmanlığı üzerine oturtmuş olan MHP’yi anlamak mümkün. MHP, bu tezlerinden vazgeçerse, hayat hakkı kalmaz, tasfiye olur!  AKP ve PKK dışındaki sol, sosyal demokrat, cumhuriyetçi siyasi aktörlerin MHP’nin siyasi çizgisiyle (tabanıyla değil)  arasında mesafe koyarak kendi çözümünü tartıştırması gerekir. Nerde başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir milliyetçilik üzerine kurgulanmış, duygusal, hayatın gerçekliğinden uzak ve çözüm önermek yerine, yalnızca karşısındakini dövmeyi hedefleyen eleştiriler, sorunun çözülmesine katkı sunmuyor. Açıkça görüyoruz ki, bu yaklaşım Kürt muhalefetini her gün biraz daha AKP’nin kucağına itmekten başka bir işe yaramıyor…

                                                                        * * *

Bu ülkede sorun esas itibariye bir sistem sorunudur. Dün de bugün de bu ülkede demokrasi olmadı. AKP’nin kendi politikalarını desteklemeyen bütün çevrelere yönelik operasyonlarını, Ergenekon ve KCK gibi davaları, 12 Eylül ya da 12 Mart dönemleriyle kıyaslamak ve “insan geçmişi arıyor” demek son derece hatalı bir yaklaşımdır. Bu ülkede, Cumhuriyetin ilk çeyreğinde de, sonrasındaki 60-70 yılda da demokrasi olmadı.

Bu sürece demokratik bir çözüm önerilemediği ve müdahil olunmadığı sürece, mevcut gelişmelerin bütün “muhalif” güçlerin önüne yeni bir “yetmez ama evet” açmazı getireceği kesin gözüküyor.

Demokrasi olmadan hiçbir sorun çözülemez. Soruna üçüncü bir güç olarak müdahil olmanın yolu ise, hem etnik hem de dinsel kimlikleri devletin kurumsal yapısının ve doğal olarak da yazılı kaynaklarının dışına taşımakla başlıyor. Şurası kesin; Devlet “Türk ve Sünni”  olduğu sürece bu ülkede demokrasi de eşitlik de, adalet de olmaz. Kızsak da küfür de etsek gerçek bu! Ancak artık şu da kesin: “Türk-İslam Sentezi”ni değiştirip “Türk-Kürt İslam Sentezi” yaparak da demokrasi getiremeyiz! 21. yüzyıl devleti etnik ve dinsel temelde olamaz!

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 814