Piramitler ve Dönüşüm Süreci

~ 25.02.2013, Erol MANİSALI ~

Türkiye bugün olağanüstü sancılı bir değişim sürecinden geçmektedir. Bu durum devam ederse, bu varsayım altında, Türkiye’nin götürüleceği yer de ortaya çıkmaya başladı.
Kesin bir determinizmden söz edemesek bile olasılık oranı çok yüksektir. Farklı görüş sahiplerinin, büyük oranda birleştikleri nokta budur. Asgari müştereklerde birleşemeseler de
“mevcut yerel, bölgesel ve küresel dinamiklerin Türkiye’yi taşımakta olduğu nokta konusunda yakınlaşabiliyorlar”.
Birleştikleri nokta konusunda
“kimileri çok mutlu, kimileriyse çok mutsuzdur”.
Mevcut radikal dönüşümün kökleri 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleriyle atılmıştır. Özellikle 80’li yılların başından itibaren yığımlı (kümülatif) bir süreç yürümeye başladı.
1990’dan başlayarak Türkiye, radikal dönüşüm sürecinin içine itildi. 2000’li yıllarda muhafazakâr İslamcı stratejistlerin dile getirmeye başladığı gibi
“iç dinamikler ve küresel dinamikler 200 yıldan beri ilk defa örtüşmeye başladılar”. 2003 ve 2004 yıllarında bu köşede konuyu, 5 ya da 6 makalemde ortaya koymuştum.
1980’li ve 90’lı yıllarda başlayan süreç halen sürmektedir.
- Arap ülkelerinin ve İran’ın yeniden yapılandırılması; Arap Baharı ve İran üzerinde yoğunlaşmaya başlayan ambargolar...
- Türkiye’nin İslami ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılması...
- Hatta İsrail üzerinde ABD ve AB büyüklerinin başlattıkları
“ince ayarlar” yeni küresel düzenin sonuçlarıdır.

ŞİÖ’nün etkileri

Çin ve Hindistan’ın dev adımlarla ilerlemeleri; Çin’in 20 yıl içinde ABD’yi yakalayacak, hatta geçecek olması, Hindistan’ın tek başına AB’nin küresel ağırlığı düzeyine ulaşması yeni düzenin önemli parametreleridir.
Türkiye ise ABD, AB, Ortadoğu ve Asya ilişkilerinde oldukça çelişkili bir ortamın içine sokulmuş bulunuyor;
- ABD ile çok köklü ve derin siyasi ve askeri ilişkiler var...
- Bir yandan AB ile
“siyasal değil, ama doğal entegrasyon içine girerken öte yandan AB standartlarından ve yaşam tarzından uzaklaşıyor”.
Demokratik zaaflardan kadın-erkek eşitliğine, içki yasağından eğitim felsefesine kadar Arap ülkelerine yakınlaşan bir uygulama içinde bulunuyor.
Bütün bunlar şimdilik ABD ve AB’yi fazla rahatsız etmiyor. Onlar daha çok Türkiye ve bölge politikalarının ne oranda desteklendiğiyle ilgililer.
Türkiye’nin içinde yaşadığı olağanüstü değişim sürecinde en büyük bedeli, günahsız yere özgürlüklerinden ve yaşam haklarından mahrum kalanlar ödüyorlar.
Piramitleri yapanlar kaç bin kölenin açlıktan ve hastalıktan öldüğünün farkında bile değillerdi. Herkesin kendine göre bir beklentisi ve uygulaması vardı; ama yaşam hakları yok yere ellerinden alınanlar, piramitlerin inşasının bedelini kanlarıyla, canlarıyla ödeyen köleler durumundadırlar.
Piramitler de o dönemde bölgeye bir açılım ve yenilik getirmişti.

25 Şubat 2013 - Cumhuriyet

Erol MANİSALI | Tüm Yazıları
Hits: 925