Alevisiz bir Türkiye!

~ 16.02.2013, Necdet SARAÇ ~

Cemaatin “direnmesine” rağmen Başbakan Erdoğan, Ergenekon ve Kürt mesesinde “normalleşme” sinyalleri vermeye devam ediyor. Söyledikleriyle, yaptıklarını yan yana getirdiğimizde, AKP’nin bu ülkeyi “normalleştirmesi” mümkün gözükmüyor. Ancak,  ülkenin gerçekten normalleşmeye acil ihtiyacı olduğu da kesin…

İlginçtir, Alevilik, bugünlerde bir çok konuda yapılan normalleşme tartışmalarının dışında kalan tek önemli alan gibi. Çünkü, bu topraklarda en az 500 yıldır Alevilere yönelik politika hiç değişmedi! Yavuz’dan bu yana,  bütün siyasi iktidarların Alevilikle ilgili inkarcı yaklaşımları hep oldu. Alevi meselesinin, Kürt mesesinden de, Ermeni meselesinden de çok daha eski olmasının nedeni de bu. Kürt meselesi daha “dünün” meselesi! Ermeni meselesi de öyle!

“İktidar bloku”nun bir bütün olarak Alevi meselesinde “normalleşme” istemediği, hatta iktidar bloku dışında kalan siyasi çevrelerin önemli bir bölümünün de bugüne kadar “işin lafının ötesinde” Alevilikle ilgili ciddi ve ısrarcı bir çözüm talebi olmadığını söylemek abartı olmaz… Devletin kimyası dün de bugün de, sanki doğal bir davranışmış gibi Aleviliği hep reddetmiş!

Bu reddediş, yalnızca iktidarın Cemevlerine yönelik yaklaşımda düğümlenmiyor. Evet, açıkça biliyoruz ki, mevcut iktidar ve onun doğrudan etkilediği yargı Cemevlerini ibadethane olarak kabul etmiyor! Hem de büyük bir kararlılıkla! Yargı için Diyanet İşleri Başkanlığı raporları belirleyici olmaya devam ediyor. Yargı Diyanet’in Sünni merkezli raporlarına bakarak karar veriyor…

Konu Cemevi olunca, “hak, hukuk, adalet” hepsi rafa kalkıyor! Herkesin meclisi olması gereken TBMM bile, yargıya Osmanlı dönemine ait bazı belgeleri bile göndermeyi kendinde hak görebiliyor! Bugüne kadar, döne dolaşa, İslam’ın cami ve mescit dışında bir ibadethanesi olmadığını, cemevlerinin de ibadethane değil “cümbüş evi” olduğunu anlatmaya çalışan AKP ve Diyanet çevresi, şimdi de cümle alemi Osmanlı belgeleriyle “Alevilerde de cemevi geleneği yoktu, onlarda da cami geleneği vardı” diye kandırmaya çalışıyor!

Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak kabul ettiklerinde devletin dokusunun değişeceğini ve Sünni eksenli kimyasının bozulacağını bilenler, bu argümanlarının yetmediğini görünce, son manevralarına “bölücülük” gibi, “şiddet” gibi yeni kavramlar da eklemeye başladılar…

                                                                            * * *

Daha önce de yazdım. Kürt Meselesi’nin çözümüne yönelik tartışmalarından ve DHKP-C operasyonundan hareketle Cengiz Çandar, Mehmet Baransu, Mümtazer Türköne gibi bir çok köşe yazarı doğrudan yada dolaylı olarak, Alevilikle şiddeti, Alevilikle Ergenekon’u yan yana getirerek anmaya özel bir önem verdiler.

Cengiz Çandar “PKK Alevi, Öcalan Türkiye” diye yazdı. Mehmet Baransu, 28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'yı Dersim kökenli bir Alevi yaptı. Mümtazer Türköne de Alevilerle DHKP-C’yi ve PKK’yı ilişkilendirdi ve PKK’daki “kontrol dışı gruplar” olarak da Alevileri işaret etti…

Başbakan da bu sürece başka bir cepheden katıldı ve o da Avrupa’da yaşayan Alevileri, “bölücü” olarak nitelendirdi. Böylece, ne dün ne de bugün “ayrı bir toprak ve yeni bir bayrak” talebi olmasa da Aleviler, hem de doğrudan Başbakan üzerinden “bölücü” ilan edilmiş oldu. Ve böylece belki de ilk kez “bölücü” kavramı Kürtlerden sonra Aleviler için de kullanılmış oldu!

Bütün bunların üzerine geçen gün Şenol Kaluç, Zaman Gazetesi’nde bütün bu gelişmeleri özetleyen ve toplumda Alevilere karşı olumsuz bir algının oluşmasını  körükleyecek şekilde, aynen şunları yazdı: “Bugün PKK içinde en marjianal ve şiddet yanlısı kesimlerin Alevi kökenli oldukları görülüyor.” Üstelik “sol marjinal gruplar genç, eğitimli ama umutsuz Alevi gençler üzerinden örgütleniyorlar. Alevi gençler taşeron olarak şiddet sarmalına çekiliyorlar...”

“Şiddet, terör, taşeron, Ergenekon ve bölücü” gibi kavramlarla Aleviliği yan yana kullananların sayısının artması, diğer vurgularla birleşince, bir yandan toplumda Alevilere karşı büyük bir anti-patinin gelişmesi örgütleniyor, diğer yandan ise Alevilerle adı geçen örgütlerin karşı karşıya getirilmesi hedefliyor… Bütün bu manevralara, yine bu güçlerin Suriye üzerinden yaydıkları müthiş Alevi düşmanlığını da ekleyince, önümüzdeki dönemki “resmi hedefin” Alevisiz bir Türkiye olduğu çok açık!

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 930