"12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?"

~ 07.01.2013, Fatih YAŞLI ~

En son örneğini ODTÜ’de yaşananlardan sonra gördüğümüz üzere, Türkiye’de 12 Eylül darbesinden bu yana geçen otuz iki yıllık süre içerisinde ne zaman toplumsal muhalefette bir kıpırdanma olsa ve ne zaman bir hak arayışı gündeme gelse, hemen bu sorunun sorulmaya başlandığını duyabilirsiniz.

“12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz” sorusu aslında Türkiye toplumuna şunu söylemektedir:  “12 Eylül’den önce ülkede kardeş kanı akmaktaydı, terör ülkeyi rehin almıştı, anarşi ve kaos ortamı başını alıp gitmişti, devlet otoritesi kaybolmuştu. Kenan Evren ve arkadaşları 12 Eylül 1980 günü yönetime el koyarak tüm bu gidişata dur dediler.”

Oysa 12 Eylül öncesini ve 12 Eylül darbesini böyle tanımlamak, hakikatin üzerine kalın bir örtü örtmekten başka bir şey değildir.

O örtü kaldırıldığında görünen hakikat ise şudur: 12 Eylül öncesi Türkiye’sinde yükselen bir toplumsal muhalefet, bir de bunun karşısına dikilmiş olan resmi ve gayri resmi güçler vardır ve ABD emperyalizmiyle işbirliği içerisinde bulunan bu güçler, toplumsal muhalefeti bastırmak için gerektiğinde şiddet kullanmaktan kaçınmamışlardır.

1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda toplanan yüz binlerin üzerine ateş açılması, Türkiye İşçi Partisi üyesi 7 gencin Ankara Bahçelievler’de katledilmeleri, Maraş Katliamı, bilim adamlarına, aydınlara, gazetecilere yönelik suikastlar ve yüzlerce solcunun, devrimcinin hayatına mal olan faşist terör…

12 Eylül öncesi Türkiye budur ve 12 Eylül öncesini gerçekten anlamak isteyen herkes bu şiddete ve gerisindeki güce bakmalıdır. O güç ise, tekrar etmek pahasına söyleyelim, emperyalizm ve Türkiye’deki işbirlikçileridir.

Peki 12 Eylül öncesine dönmek sahiden de “kötü” ve “korkunç” bir şey midir, Türkiye için bir felaket anlamına mı gelmektedir?

12 Eylül öncesi Türkiye, 60’ların ortalarından itibaren Türkiye’de solcu, ilerici, yurtsever güçlerin yükselişe geçtiği, toplumla buluştuğu, Yalçın Küçük’ün ifadesiyle “ağaçların bile sola eğildiği” bir dönemdir her şeyden önce.

Bu dönemde işçilerin ilk kez gerçek anlamda örgütlenmeye başladıklarını, bilinçlendiklerini, haklarını aramak için hiçbir eylemden kaçınmadıklarını görürüz. Bu dönemde öğrencilerin “Tam Bağımsız Türkiye” şiarıyla okulları, sokakları, meydanları zapt ettiklerini görürüz. Bu dönemde köylülerin “toprak işleyenin su kullananın” diyerek ayağa kalktıklarını görürüz.

Sömürü düzenine, faşizme, gericiliğe, ağalara, şeyhlere karşı verilen bu mücadele şiddet de dâhil her türlü yöntem kullanılarak bastırılmak istenmiş, bu başarılamayınca da son çare olarak askerler yönetime el koymuştur. 12 Eylül, Türkiye’nin solcu, devrimci, yurtsever güçlerine, sömürü düzeni devam etsin diye indirilmiş bir darbeden başka bir şey değildir bu nedenle.

“12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz” sorusu, darbe vurulan Türkiye’nin ilerici birikiminin yeniden güçlenmesinden, sömürülenlerin ve ezilenlerin yeniden ayağa kalkmasından duyulan korkunun ifadesidir.

Korku yüklü bu soruya şu yanıt verilebilir: “Yeniden 12 Eylül öncesine dönmek istemiyoruz, 12 Eylül öncesinden çok daha büyük bir toplumsal bilinçlenme, çok daha büyük bir toplumsal muhalefet yaratmak istiyoruz. Çünkü ancak bu şekilde yeni 12 Eylüller yaşamayacağımızı ve ancak bu şekilde eşit ve özgür bir ülkenin kurulabileceğini biliyoruz.”

(Yurt Gazetesi)

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 1138