Kürt sorununda ilerici ve gerici çözüm

~ 06.01.2013, Merdan YANARDAĞ ~
Bilindiği gibi AKP iktidarı, yaklaşık üç yıl önce Kürt sorununa ilişkin kapsamı bilinmeyen, içeriği resmen açıklanmayan bir “açılım” projesini ortaya attı. Şimdi bu açılımdan eser yok. Neredeyse arkasında hiçbir iz bırakmadan bu proje ortadan kalktı. Yeniden kanlı bir çatışma dönemine girildi. KCK operasyonları ile binlerce Kürt siyasetçi tutuklandı; yaklaşık 8 bin kişinin sadece bu dava nedeniyle cezaevlerinde olduğu biliniyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, İmralı Adası’nda hükümlü olarak tutulan PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşüldüğünü resmen açıkladı. Görüşmeleri MİT yürütüyor. Müsteşar Hakan Fidan yine ”özel temsilci” sıfatıyla bu görüşmeleri yapıyor olmalı.
Bilindiği gibi Erdoğan, daha önce PKK ile görüşüldüğünü ileri süren muhalefet partilerine, “bunu yapan şerefsizdir” gibi, siyaset ve diplomasi dışı, dahası son derece düzeysiz bir dille saldırmıştı. Dolayısıyla şimdi görüşmelerin yapıldığı resmen açıklandığına göre,  ortada “şerefsizlik” nitelemesini/hakaretini ortadan kaldıracak çok önemli bir gelişmenin olması gerekiyor.
Elbette böyle bir gelişme yok. Çünkü AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ın şöyle bir yöntemi var; eğer eleştiriliyorsa kendi yaptıkları işi sanki başkaları yapmış gibi davranıyorlar. Örneğin; kendileri herkesi dinledikleri halde –ki Başbakan Erdoğan bazı kayıtları doğrudan dinlediğini açıklamıştı- sanki bu işi başkaları yapıyormuş gibi konuşuyorlar. Hatta kendilerini mağdur ilan ediyorlar.  
Durum böyle olunca ortaya, güvenilmez, ikiyüzlü, öngörülemez bir siyaset kadrosu çıkıyor.
AKP, Oslo görüşmelerini gizli kapaklı yürütmüştü. Yine aynı şey yapılıyor. Oysa ana muhalefet partisi CHP, akan kanın durdurulması ve Kürt sorununun çözülmesi için son İmralı görüşmeleri konusunda Hükümete açık kredi verdiğini açıkladı. Bu, büyük bir şanstır. Dolayısıyla bu durumda yapılması gereken şey, konuyu açıklıkla ve kamuoyu önünde tartışmaktır. Toplumu sürece dâhil etmektir.
Ancak AKP İktidarı, Kürt sorununun gerçek bir çözümünden çok, esas olarak Kürt hareketini Türkiye’nin gerici dönüşüm projesinin bir parçası haline getirmeye çalışan, dinsel referanslara dayalı oyalamacı bir siyaset izliyor.
***
Elbette bir hükümetin PKK ile “resmen” görüşmüş olması önemli. Oslo görüşmeleri resmi değildi. Bu nedenle görüşmeler ortaya çıkınca Hükümet arkasında duramadı ve kıvırma manevraları yaptı; “devlet görüşür ama hükümet görüşmez” gibi tuhaf açıklamalar bile yaptı.
Şimdi Hükümet PKK ile “resmen” görüşüyor. Üstelik yasal Kürt partisi BDP de sürece dâhil edildi; Milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata İmralı’ya giderek Öcalan ile görüştü. İlk aşamada PKK militanlarının Kuzey Irak’a çekilmesi, ikinci aşamada da silah bırakılmasının öngörüldüğü bir anlaşma üzerinde çalışıldığı bilgisi sızdı.
Ancak buna karşılık Hükümetin neler verdiği ve hangi adımları atacağı ise açıklanmadı. Kandil’den açıklama yapan Murat Karayılan ise, bu sürece kendilerinin de dâhil edilmesi gerektiğini, silah bırakmayı düşünmediklerini ve Öcalan ile görüşmek istediklerini belirtti. Görüşme sürecinin nasıl ilerleyeceği belli değil. Sızdırılan haberlerin ne kadarının doğru olduğunu bilmiyoruz. Bu nedenle konuya ilişkin resmi açıklamaların yapılması gerekli…
Bazı BDP’li milletvekilleri ve politikacılar, Kürt sorununda çözümün Türkiye’nin gerici dönüşümü ve Cumhuriyetin tasfiye sürecini güçlendirecek bir rotaya sokulması şeklindeki iktidar politikasına katkı vermeye hazır görünüyorlar.
***
Bugünkü programı ve görüşleri ne olursa olsun, PKK sol bir kültürden gelen, Kürt yoksullarına yaslanan, geleneksel aşiret düzeninin dışında oluşmuş, başlangıçta Kürt aristokratlarına dayanmayan; tersine bu güçlerle çatışan bir örgütsel geleneğe sahiptir. PKK üst düzey yöneticilerinin neredeyse tamamı Türkiye sosyalist hareketinden gelmektedir.
Bu yanıyla Türkiye aydınlanması ve Cumhuriyet devriminin hem bir ürünü hem de onunun bir eleştirisidir. PKK Ortadoğu’nun tek laik Kürt örgütüdür. Son yıllarda ciddi kırılmalara uğrasa da, aydınlanmacı bir çizgi izlemektedir. Bölgedeki feodal yapı üzerinde fiilen çözücü bir etki yaratmıştır.
PKK, sosyalist sistemin çözülmesinden sonra programında önemli değişiklikler yaparak, kuruluş ilkelerini geri çekmiştir. Dolayısıyla zaman içinde PKK'nin milliyetçi karakteri daha belirgin hale gelmiştir.
***
PKK 2000’lere gelindiğinde ise çizgisinde köklü değişiklikler yaptı. Örneğin Türkiye'den ayrılmak istemediğini, üniter (tek ve merkezi) devletten yana olduğunu, "Türkiyelilik" tanımını benimsediğini, Kemalizm'i kültürel bir üst anlayış ve birleştirici bir üst kimlik olarak benimseyebileceğini açıkladı. Bu görüşler Öcalan’ın savunmasında da açıkça yer aldı.
Bu yaklaşım ve değişim, Kürt hareketini aslında sistem güçlerine yaklaştırdı. Ancak bu durum uzun süredir görülemedi.
Diğer taraftan PKK ve Kürt hareketi, hızla Türkiye'nin 200 yıllık bir derinliğe sahip ilerici birikiminden ve cumhuriyetçi aydınlanma geleneğinden uzaklaştı. Soldan koparak bütün sınıfsal taleplerini geri çekti. Ortada, Kürt hareketinin milliyetçi taleplerinden başka bir politik program kalmadı.
Bu durum Kürt hareketinin gericilik, yükselen yeni sermaye ve emperyalizm ile bir çözüm oluşturması için zemin yaratıyor. Birinci Cumhuriyeti tasfiye eden AKP’nin Türkiye’nin gerici dönüşümünü tahkim etmek (yerleştirmek, güçlendirmek), yeni anayasaya destek sağlamak ve başta Suriye'de olmak üzere bölgesel hedeflerine ulaşmak için Kürt hareketini yedekleme, yanına çekme operasyonu için de şartları hazırlıyor.
Elbette silahların susması ve akan kanın durması temel amaçtır. Ancak Kürt siyasal hareketi bir yol ayrımındadır. Kürtler, ya kendisini yeniden Türkiye’nin ilerici güçleri ve aydınlanmacı birikimi ile ilişkilendirerek bu ülkenin geleceğinde olumlu bir rol oynayacak ya da gericilikle işbirliği yaparak Türkiye’nin tarihsel kazanımlarının tasfiye edilmesine katkıda bulunacaktır.
Bilinmelidir ki, başta Türk solu ve cumhuriyetçiler olmak üzere, Türk halkının desteği ve işbirliği sağlanmadan Kürt sorununu demokratik, adil ve onurlu bir zeminde çözmek mümkün değildir. 

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1067