Hukukla ilgili iki konu

~ 04.01.2013, Taha AKYOL ~

KAMU yararı ne demek? İstanbul’da Maslak ve Ayazağa semtlerinin Şişli’den alınıp Sarıyer’e bağlanmasında kamu yararı var mı, yok mu?
 

Bundaki amaç belediye hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi mi, Sarıyer’deki belediye seçimlerini AKP’nin kazanması mı?
Bu ilçeler herkesi ilgilendirmez ama “kamu yararı” kavramının anlaşılması bakımından herkesi ilgilendiren bir konudur bu.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül bunu iptal ettirmek için kalabalık bir grupla bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor.

FAKAT YETKİSİ YOK

Bizim Anayasamıza göre kişiler ve topluluklar Anayasa Mahkemesi’nde “iptal davası” açamazlar. Sadece cumhurbaşkanı, parti grupları veya en az 110 imza ile milletvekilleri iptal davası açabilir. Sarıgül ve arkadaşlarının iptal davası açma hakkı yoktur.
Bu konu “bireysel başvuru” olarak da değerlendirilemez. Çünkü bireysel başvuru “insan hakları ihlali” ile ilgilidir.
Sarıgül’ün bugünkü başvurusunu hukuki bir işlem değil, konuyu gündeme taşıma hareketi olarak görmek lazım.
Peki, muhalefet partileri bu konuda iptal davası açarsa Anayasa Mahkemesi şuna bakacak: Maslak ve Sarıyer semtleri “kamu yararı”, mesela belediye hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi amacıyla mı Sarıyer’e bağlandı? Yoksa bir partiye seçim avantajı kazandırmak amacıyla mı?

İKİ İLÇE İÇİN KANUN!

Kanunların, genel, objektif ve kamu yararına bağlı olması zorunludur. Hükümet, mesela, nüfusu yüz binden fazla olan ilçeler, kuzeyden güneye ikiye bölünür gibi genel ve objektif bir kanun çıkarsaydı kimse bir şey diyemezdi. Ama yapılan düzenleme, sadece iki ilçenin sınırlarını değiştiriyor ve bu değişiklik seçim sonuçlarını da değiştirecektir! Rakamlarla belli bu.
İktidar ikna edici bir şekilde “kamu yararı”nı ispat edemezse, Anayasa Mahkemesi’nin bu düzenlemeyi iptal etmesi sürpriz olmaz.
Evet “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nda böyle durumlarda “referandum” öngörülüyor ama bu bağlayıcı değildir. Yüksek mahkeme konu önüne geldiğinde sadece kamu yararı mı, parti yararı mı diye bakacaktır.

DENİZ FENERİ DAVASI

Deniz Feneri soruşturmasını başlatan ve sonra haklarında ceza davası açılan savcılar, Yargıtay On Birinci Ceza Dairesi’nde yapılan yargılamada beraat etmişlerdi. Gerekçeli karar dün yazıldı. Savcılar bir mahkemenin “onaysız fotokopi”sindeki bir bölümü beyaz kâğıtla kapatarak işlem yapmışlardı. Halbuki “resmi onaylı” olmayan hiçbir evrak ceza hukukunda “resmi belge” sayılamazdı, bunun bir kısmına beyaz kâğıt yapıştırmak da suç olamazdı. Bu gerekçeyle “resmi belgede sahtecilik” suçundan beraat ettiler.
Savcılara yüklenen ikinci suç “görevi kötüye kullanmak”tı: Savcılar, ‘Şirket mallarına el konulamaz’ anlamındaki bölümün üstünü beyaz kâğıtla kapatarak, Deniz Feneri sanıklarının hem şahsi mallarına hem şirket mallarına el konulmasını sağlamışlardı.
Yargıtay, ‘Deniz Feneri sanıkları savcıların bu işleminden zarar görmediler’ gerekçesiyle, “görevi kötüye kullanma” suçundan da beraat kararı verdi. Aynı zamanda savcıların bu şekilde davranmalarının “hukuki güvenlik ilkesine” ve “mesleki etik ilkelere aykırı” olduğunu da bir eleştiri olarak karara yazdı! Beş üyeden biri ise bunun görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönünde karara ‘karşı oy’ yazdı. (Yargıtay On Birinci Ceza Dairesi, Karar No: 2012/2.)
Savcıların beraatı Deniz Feneri davasını etkiler mi? Hayır, hukuken lehte, aleyhte etkilemez.

(Hürriyet)

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 879