Yuh olsun sana Levent Kırca

~ 25.12.2012, Ahmet HAKAN ~

YUH olsun sana Levent Kırca... Sonuna kadar yuh olsun.
 

“Sanatçılar Girişimi”nin Bostancı Gösteri Merkezi’nde düzenlediği hükümet karşıtı toplantıda yaptığın konuşmada...

Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplantıyı biraz erken terk etmiş olmasını gerekçe göstererek...

Şöyle demişsin:

“Bu geceye geliyorsan bekleyeceksin. İşi varmış gidiyormuş. Benim de işim var, belki bir karı buldum gidip onu dü....m.”

Bunu söylediğin, söyleyebildiğin için yuh olsun sana.

* * *

Yuh olsun sana Levent Kırca...

Bin bir emekle organize edilen bir toplantıyı mundar ettiğin için yuh olsun.

“Muhalif sanatçılar” denilen sanatçıları utandırdığın için yuh olsun.

İçindeki magandayı durduramadığın için yuh olsun.

Edepsiz olmak ile muhalif olmak arasında bir fark görmediğin için yuh olsun.

Dünya beyefendisi Ataol Behramoğlu’nun başkanlığını yaptığı “Sanatçılar Girişimi”nin adına leke sürdüğün için yuh olsun.

Kendilerini “Atatürkçü” olarak nitelendiren kadınları yerin dibine soktuğun için yuh olsun.

Beş bin kişinin katıldığı bir toplantıyı kocaman bir fiyaskoya dönüştürdüğün için yuh olsun.

* * *

Bir sözüm de “Levent Kırca gibilerinden muhalif sanatçı falan olmaz” diye yazdığım için bana tepki gösterenlere var.

Onlara sesleniyorum:

Levent Kırca gibi tutarlı bir bildirisi olmayan, ideolojik altyapıdan yoksun, ezber sloganlar atan bomboş bir adama bu kadar kolay “muhalif sanatçı” payesi verirseniz, olacağı budur.

Bir adamdan “muhalif sanatçı” çıkmayacağını anlamanız için...

O adamın ille de içinde “karı” falan geçen ahlaksızca cümleler kurması mı gerekiyor?

Menemen’e dair

“RESMİ ideoloji” bize 80 yıldır şunu anlattı:

Bir grup irticacı Menemen’de Cumhuriyet devrimlerine karşı ayaklanıp Kubilay’ı şehit etti... Bu nedenle irticacılara göz açtırılamaz.”

* * *

“Menemen” hep bir anahtar sözcük oldu:

Laikliğin doğru dürüst tanımının yapılmamasının...

İnanç özgürlüğünün önünün açılmamasının...

Başörtüsüne geçit verilmemesinin...

Anahtar sözcüğü...

* * *

“Resmi ideoloji” mağlup oldu, o ideolojiyi savunanlar muhalefete geçtiler.

Fakat “Menemen” yine gündemlerinde... Bu kez “muhalefet ideolojisi”nin bayrağı haline getirmiş durumdalar.

Bunlar Menemen’de ayaklananların uzantıları” falan diyorlar. Menemen’i bu kez de

AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmanın anahtar sözcüğü haline getirmek istiyorlar.

* * *

Oysa “Menemen” hakkında “resmi ideoloji”nin anlattığı hikâyeden başka hikâyeler de anlatılıyor:

Mesela Menemen’in bir provokasyon olduğu söyleniyor.

Mesela Menemen’de olup bitenlerin o dönem tüm ülkeyi zapturapt altına almanın gerekçesi haline getirildiği söyleniyor.

Mesela Menemen’le hiç ilgisi olmadığı halde asılanlardan söz ediliyor.

Mesela Menemen’de yaşanan olayın özgürlüklerin önünü tıkamak için kullanıldığı öne sürülüyor. Muhalif konumdaki insanların bu itirazların hiçbirine kulak vermemeleri, resmi ideolojinin anlattığı hikâyeyi hiçbir sorgudan geçirmeden kabul etmeleri ne hazin!

* * *

Sonuç şudur: Memleketimizde bir grup insan, “Tek Parti” dönemiyle ilgili en küçük bir özeleştiriye bile yanaşmamakta ısrarlı... Bu durumda Başbakan Erdoğan’a “Sen neden hep Tek Parti dönemini diline doluyorsun ki?” diye itiraz etmenin haklı bir temeli kalmıyor.

O CHP’li de görevden alınsın

AK Parti, sosyal âlemde CHP Milletvekili Şafak Pavey’e kabul edilemez bir biçimde saldırıda bulunduğu için taşra teşkilatlarından birinde görev yapan bir yöneticisini görevden almıştır.

Takdir ediyoruz.

* * *

Şimdi sıra CHP’de...

CHP’nin bir taşra yöneticisi de yine sosyal âlemde “kamuda başörtüsü özgürlüğü” için eylem yapan bir gruba kabul edilemez bir biçimde ağır saldırıda bulunmuştur.

AK Parti’nin yaptığını CHP de yapmalıdır.

Ve o taşra yöneticisini görevden almalıdır.

Öğrenci eylemleri neden ürkütüyor

TÜRK sağının hafızasında şöyle bir denklem vardır:

Önce üniversiteler hareketlenir./Ardından da darbe gelir.”

* * *

Türk sağı, böyle bir hafızaya sahip olmakta pek de haksız sayılmaz. Şöyle bir bakalım:

27 Mayıs’ta Menderes’i yıkan darbe öğrenci olayları üzerinden gelmedi mi?

12 Mart’ta Demirel’e verilen muhtırada üniversitelerin kaynamasının rolü büyük değil miydi?

12 Eylül’ün en önemli gerekçelerinden biri, “üniversitelerin anarşi yuvası haline gelmesi” değil miydi?

28 Şubat’ta öncü kuvvetin görevini YÖK yapmadı mı?

Olayın özeti şudur: Üniversite olayları artı ordu eşittir darbe...

* * *

İşte bu “hafıza” nedeniyle...

Bugün AK Parti hükümeti...

Üniversitelerde meydana gelen en küçük, en barışçı gösteriye bile çok sert müdahale ediyor.

ODTÜ’ye iki bini aşkın polisle giriyor.

Üniversitelerde meydana gelen protestolardan ürküyor.

* * *

Bir de şöyle bir şey var:

Bugün ülkeyi yönetenlerin “üstat” belledikleri Necip Fazıl, 27 Mayıs darbesine maruz kalan Menderes’i, öğrenci olayları karşısında pasif kaldığı iddiasıyla eleştirmiştir.

Şunu yazmıştır Necip Fazıl:

“Bir buçuk ölü yerine 150 ölü verdirilseydi ortada bir hükümet bulunduğu anlaşılır ve hiçbir şey olmazdı”. (Benim Gözümde Menderes–Necip Fazıl–Sayfa: 428)

Yani?

Gerekirse 150 ölüye mal olsun, gözlerini açtırmayacaksın, yoksa kellen gider” diyor Necip Fazıl.

Hükümetin “öğrenciye göz açtırmama” politikasında bu öğüdün de payı olsa gerek...

* * *

Fakat gerçek şu ki:

“Önce öğrenci olayları/ardından darbe
” denklemi, artık geçmişte kaldı.

Bugün ne ortada “öğrenci olayları” eliyle kışkırtılacak bir ordu var, ne de bugünün öğrencileri darbeye zemin hazırlama eğiliminde...

Kısacası hükümetin aşırı hassasiyetini ve göz açtırmama politikasını en azından mazur gösterecek bir tablo yok.

İşte bu nedenle...

Üniversitelerdeki protestolara karşı hükümetin gösterdiği aşırı tepkiyi “artan otoriter eğilimler” ile izah ediyoruz.

Şamil Yiğit falan

MHP Genel Merkezi’nde bir konferans verdim.

Şamil bir yandan, Yiğit bir yandan atarlandıkça atarlanıyorlar.

Neymiş efendim, MHP gibi “çok önemli” bir parti, benim gibi birini nasıl konuştururmuş?

Yakışmamış, hiç yakışmamış vs...

* * *

MHP gibi “önemli” bir parti, benim gibi “önemsiz” birini nasıl konuşturdu, bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var.

O da şudur:

MHP Genel Merkezi’ndeki iki buçuk saatlik söyleşide en büyük alkış ve kahkaha...

“İşinizi kaybetmekten korkmuyor musunuz” şeklindeki soruya verdiğim “Kaybedersem kaybederim... Ne yani? Bu saatten sonra Şamil Tayyar gibi mi olacağım?” cevabı karşısında yükseldi.

Bu saatten sonra Jöleli gibi mi olacağım” deseydim, salonun hali nice olurdu, düşünmek bile istemiyorum.

(Hürriyet)

Ahmet HAKAN | Tüm Yazıları
Hits: 1044