Meşru gücünün sınırlarında

~ 24.12.2012, Kadri GÜRSEL ~

Kimi tevilcilere göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokrasinin akıbeti açısından şüyuu vukuu kadar beter olan istekler sıralarken gündem değiştirmekten başka bir gayesi yoktur.
Demokratik addolunan bir ülkenin başbakanı, sırasıyla idam cezasının geri gelmesini, Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve kuvvetler ayrılığının son bulmasını isterse gündem tabii ki değişir.
Gündemlerin hepsi birbirinden vahim olunca bir vahamet diğerini unutturuyor ve gündem böylece değişmiş oluyor.
Sayın Başbakan konuşunca sadece gündemi değiştirmiyor, memleketin siyasi kültürünü de değiştiriyor. Açıklamalarıyla, daha otoriter, baskıcı, yasakçı, ceberut, daha çoğunlukçu ve daha muhafazakar bir siyasi kültürün ülkeye egemen olmasına hizmet ediyor.
Başbakan Erdoğan ülkenin gündemini ne zaman değiştirse, onun nasıl bir ülke istediğine dair biraz daha çok fikrimiz oluyor.
Bir de tabii Başbakan’ın nasıl ve neyle gündem değiştirdiğine bakarak, onun ideolojisi ve siyaseti hakkındaki bilgimizi güncelliyoruz.
“Dervişin fikri neyse, zikri de odur” diyelim ve Başbakan’ın zikrinde ifade bulan gayenin encamından bahsedelim.
Şunu kanıtlayabiliriz: Başbakan Erdoğan “İşte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya...” derken sadece gündemi değiştirmeyi değil, ondan önce kuvvetler ayrılığı denen olayın sonunu getirmeyi istemiştir.
Partisinin Meclis’teki “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”na sunduğu “başkanlık sistemi önerisi” harfiyen uygulanırsa, parlamentonun başkan üzerindeki kontrol ve denge gücünü neredeyse sıfırlayarak kuvvetler ayrılığını sona erdirmeyecek midir?
Demek ki Başbakan’ın niyeti ciddidir.
Peki bu niyetini gerçekleştirmesinin tüketilmemiş meşru imkanı kalmış mıdır?
“Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nun çalışmalarını 2012 yılı sonuna kadar tamamlaması hedefleniyordu.
Geçmiş olsun.
2013’te yeni anayasa için partilerin yine eşit temsil edildikleri yeni bir parlamenter uzlaşma zemini teşekkül ederse iyi. Ama şurası ayan beyan bellidir: Başbakan Erdoğan’ın gönlünde yatan başkanlık sisteminin diğer partilerce kabul edilmesi mümkün değil.
Bir sözde seçeneği var. Mecliste gayrimeşru transfer müessesesine müracaatla eksikleri tamamlayıp, alakart başkanlık sistemini içeren bir tek yanlı AKP anayasasını referanduma götürmek... O referandumun sonucu ne olursa olsun, süreç daha çıkış noktasında ahlaki ve siyasi meşruiyetini yitirmiş sayılacaktır.
Başbakan, meşru gücünün sınırına dayanmıştır. Ötesi boşluktur, karanlıktır.
İdam cezasını gerçekten de geri getirmek istiyor. Ama bunu ancak Türkiye’yi AB’den tamamen koparıp, Ortadoğu tarafından da örnek alınması mümkün olmayan bir Ortadoğu ülkesine dönüştürmek pahasına yapabilir. Yani yapamaz.
Erdoğan, Kürt vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak istedi; kendi partisindeki Kürt vekillerin muhalefet duvarına çarptı.
Yerel seçimleri öne çekmek istedi, başaramadı.
Başbakan Erdoğan ve partisi, seçimler yılı 2014’e yüksek ekonomik büyüme hızının yerden kesen siyasi itici gücü arkasında olmadan girecek; öyle görünüyor.
Başbakan demokrasinin yer çekiminden kurtulmak istiyor; biz ise ayaklarının yeniden demokrasinin sağlam zeminine basmasını istiyoruz.

(Milliyet)

Kadri GÜRSEL | Tüm Yazıları
Hits: 759