Akp İktidarı Ve Tayyip Bey; Seçilmiş Despotizm

~ 18.12.2012, Aydın CINGI ~
AKP iktidarı ve Başbakan gerçekten de her geçen gün biraz daha otoriterleşiyor. Herhalde bunun tersini söyleyebilecek “tarafsız” bir kişi yoktur. Bazı olgular o denli açıktır ki, ayrıca somut kanıt getirmek gerekmez. Gerçekler ortadadır; bu aşamada önemli olan, söz konusu olgunun nedenlerine odaklanmaktır.
 
Ülkeye özgü nedenler
 
Tayyip Bey’in ve AKP iktidarının otoriterleşmesinde başrolü, ülkeye özgü ve nesnel koşullara bağlı nedenler oynamıştır. Otoriterleşme eğiliminin birincil nedeni Başbakan’a ve partisine on yıldır her seçimde artan oylarla verilmiş destektir. Karşısındaki tüm “eski rejim” unsurlarını, adım adım ortadan kaldırmasında bu desteğin başat rolü vardır. Aslında salt kendini ve iktidarını koruma güdüsüyle verdiği savaşımın, kimi demokratlar ve Batı tarafından bir tür “demokrasi mücadelesi” gibi algılanması, bu desteği daha da güçlendirmiştir.
 
Gerçekten de Batı, CHP’nin ve bir kesim solun AB karşıtı ve içe kapanmacı tutumuna öfke duyuyordu; böylece AKP’nin, Cumhuriyete ve aydınlanma değerlerine karşı yürüttüğü kavgayı “demokrat muhafazakarların otoriter laiklere karşı direnişi” gibi algılayıp destekledi. Öte yandan, Kemalist rejimin tek parti döneminden kalma ulusalcı ve katı laik pozisyonların irkiltegeldiği liberaller ve bir kesim aydın da Erdoğan’ı bir demokrasi kahramanı gibi kutsadı. Bu kadar seçmen oyu ve moral destekle başı dönen AKP iktidarı, önünde engel kalmadığını görerek gittikçe yüksek perdeden konuşma, muhalefeti dikkate almadan uygulama yolunu tuttu. Toplum çoğunluğunun, bu kadar haksızlık, yolsuzluk, öfke patlaması ve hatta hakaret karşısında sessiz kalması, Tayyip Bey’i bir de “başkan baba” imgesine özendirdi. Şimdi o yolu yokluyor ve de başka yerlerden oy devşirme kaygısıyla toplumun dokularını zorluyor. Bütün bunlar, Türkiye’ye özgü olup Erdoğan’dan ve AKP’den büyük ölçüde bağımsız koşullardan kaynaklanan gelişmelerdir.
 
Öznel nedenler; uygulama alanları
 
Erdoğan’ın kimliği ve AKP’nin niteliği artık tüm dünyada –dost düşman- herkesin malumudur. Yukarıda söz konusu edilen destekler ve çevresinde oluşan bir “hikmet buyurdunuz beyefendi”ciler grubunun varlığı, Erdoğan’da kuşkusuz ki bir özgüven patlaması yarattı. Ne yapsa kabul ediliyor, ne söylese oy yitirmiyor; Arınç’ın deyimiyle “yüce Rabbim verdikçe veriyor”du. Oysa Başbakan’ın, biata dayalı eğitime tabi tutulmuş olup sıkıştığında “bunu ulemaya soralım” diyen, demokratik birikimi az ve entelektüel bagajı hafif bir kişi olduğu biliniyor. Aynı insanın, öteden beri kabul ediyor gibi görünmek zorunda olduğu bazı değerlere karşı içinde bir ömür boyu kin biriktirmiş olduğu da malumdur. İşte böyle bir kişinin, -kendi deyimiyle- “astığı astık, kestiği kestik” bir konuma geldiğinde, biriktirdiği öfkeyi rövanş alma hazzına dönüştürme çabasına girmesi kaçınılmazdır. Otoriterleşme eğiliminin temelinde yatan sorunlu kişisel yapı tam da budur.
 
Despotik uygulamaların odaklandığı alanlar açısından da, yine Türkiye’ye ve İslam toplumlarına özgü sosyokültürel yapı ve Erdoğan’ın kimliği belirleyici olmuştur. “Anadolu aydınlanması” diye nitelediğimiz hızlı ve köktenci reform döneminin halkın belirli kesimlerinde tepki yaratmış bulunduğu biliniyor. Söz konusu tepki, -Menderes’in DP’sinden bu yana- tüm sağ ve merkez sağ akımların en önemli siyasal sermayesi olmuştur. Bugün ise bir tür “restorasyon” dönemi yaşanıyor; ama Erdoğan ve kadrosu, aynı tepkisel tutuculuğu “halkın değerleri” adı altında hala pazarlıyor. Bu çerçevede sembolizme başvuruluyor. Söz konusu “değerler” ekseninde, zamanında aydınlanma reformlarını yapanların mirasçılarına rağmen -Taksim’e, Göztepe’ye- “süngü” gibi minareler dikilecek. Cumhuriyet laik toplum mu inşa etmişti; alın size geleceğin dinci toplumu! Eğitim, bu amaca uygun biçimde düzenleniyor. Muhalefete söz verilmiyor. Direnen varsa, otoriter yöntemler uygulanıyor.
 

Başbakan’ın kişisel doğrultusunu İslami duyguları; bunları ise cinsellik/kadın ve içki gibi iki unsur belirliyor. O halde toplum, mekan, medya vb “geleneksel/gelenekçi” kültürel yapımız doğrultusunda ve Tayyip Bey’in tercihine uygun olarak yeniden tasarlanıyor. İtiraz edene, çıkarı gereği “fazla konuşmaması” değişik yöntemlerle anımsatılıyor. Sonuçta ortaya çıkması istenen toplumu geçenlerde bir televizyon sohbetinde görür gibi oldum. “Profesör” titri taşıyan bir zat şöyle söylüyordu: “Atomları bir arada tutan şey Allah sevgisinden başka bir şey değildir!” Eh; böyle iktidara böyle bilim adamı!

Aydın CINGI | Tüm Yazıları
Hits: 1091