YÖK ve Karşıdevrim-2

Karşıdevrimi palazlandıranlar devrimi rehine almış çıkarcılardı, sömürgenlerdi. Bu durum kesintisiz süregeldi. Devrim devrimcilerin işliğinde, elinde kalabilseydi, karşıdevrimi bir hakikat yolu olarak görebilecek köhne zihinler asla var olamayacaktı. Şu halde, yalanlar yalanların üzerine kurulabiliyordu. Yeni Yükseköğretim Yasası tasarı taslağının önceki Yükseköğretim Kanunu’nun üzerinde yükselmesi, bu yüzden, garipsenmemelidir. Bu kanun bilimi, üniversiteyi, bunların özgürlüğünü ne denli yadsıyor ve aşağılıyorsa, yenisi de işinde o denli mahir görünüyor.

Bilimcilerin ve halkın gözünde YÖK’e düşen şey bilimsel durmak, bilimsel düşünmek, bilimsel yürümektir. Ama YÖK ne yapıyor? Dostlar alışverişte görsün diyerek, hummalı bir işe girişiyor: 168 üniversiteden onar elemanı Ankara’ya çağırıyor. Kendi deyimiyle “Meydan toplantıları” yapıyor. Unvana göre oluşturduğu gruplarda bir YÖK üyesi kısa bir konuşma yaptıktan sonra çoğun çekip gidiyor, ya da oturup dinliyor. YÖK sitesinde tüm bunları izleyebilirsiniz.

Bu çalışmaların ne işe yaradığını ben doğrusu anlayamadım. Bunca insanın oradaki birkaç YÖK üyesini aydınlatmak için çağrılmış olacağını düşünemiyorum. Ama bunca kişiye yolluk, yevmiye ödeniyor. Milletin parasının bu denli bol olduğunu hiç sanmazdım. Üstüne üstlük, bu gidenleri rektörler bizzat seçiyor. Yani tam bir kapalı devre… Buna düşüncede ensest ya da akraba evliliği demeli… Bu ilişkilerden yalnızca sakat düşüncelerin doğacağı belli değil midir? Düşünemez bir kuşak yaratmanın bir yolu da bu olmalı, anlaşılan.

Bu da yetmiyor, kapıdan satış elemanı gibi, üniversitelere taslağı tanıtmak, düşüncelerimizi güya öğrenmek için YÖK üyelerinden konuşmacılar yolluyorlar. Bu VİP’ler yolluk ve yevmiyeleriyle bir hava alanından ötekisine koşuşturup duruyorlar. Oysa, bizim okuma yazmamız var. Ancak bizim düşüncelerimizi almak için geliyorlarsa, buna kendileri gerçekten yetkin ve yeterli midirler? Yüzlerce kişinin karşısında, en fazla iki saat içinde neyi duyup, anlayıp, kaydedip gidecekler de, Ankara’da doğru düzgün anımsayıp, sağlıklı bir rapor verebilecekler? Tüm bunların neresi bilimseldir, Tanrı aşkına!

Bunlardan önceki YÖK’e, “gelin, YÖK bünyesinde bir ‘Bilim Hukuku Araştırmaları Enstitüsü’ kuralım” diyen bir rapor sunmuştum. “Bu enstitüde çalışabilecek, katkı sunabilecek yüzlerce bilimcimiz var, bu bilimcilerle bilimin ve üniversitenin idesine, ideallerine uygun bir bilim hukuku politikası oluşturup geliştirmek için kuramsal ve görgül araştırmalar, incelemeler yapalım. Bu kurum sürekli böyle bir çalışma, geliştirme, izleme, düzeltme içerisinde bulunsun”, demiştim. Okumadılar bile. Böyle bir kuruluşun yapısı ve işlevleri üzerine pek çok yerde yazılar yazdım, bildiriler sundum. Belli ki, şimdikiler de önemsemiyorlar.

Yine de kısaca yazıvereyim: Bu enstitünün etkinliği üç aşamada gerçekleşiyor. İlkinde olgu çalışmalarının yapıldığı gerçeklik bilimleri alanıdır. Burada bilimciler araştırılmak istenen soruna ilişkin olgusal ve karşılaştırmalı veriler toplayacaklardır. İkinci aşamada felsefecilerle hukukçular düzenlenmek istenen soruna bir kural taslağı hazırlayacaklardır. Üçüncü aşamaysa, üniversite ve bilimle doğrudan ilişkisi ve ilgisi bulunan toplum ögelerinin temsilcilerinden oluşan bir kurultaydır. Bu da önüne gelen taslakları görüşerek, kabulü, reddi ya da üzerinde çalışılmak üzere geri gönderilmesi biçiminde karar verecektir. Kabul edilen kural taslakları her aşamadaki araştırma ve görüşme süreçlerine ilişkin belge ve bilgilerle kamuoyuna duyurulacaktır.

Saydamlık ve izlenebilirlik önemlidir. Bu enstitü tüm yönleriyle özerk olacaktır. Her aşamanın üyeleri atandıktan sonra, gerekçesiz azledilemeyecektir. Bu modeli, daha da büyülterek, ülke sorunları konusunda yasa taslakları hazırlama ve yasaları izleme kurumu olarak kullanmak da olanaklıdır. Böyle bir kurumu kurmaya ve çalıştırmaya bilimsel gücümüz, birikimimiz, altyapı olanaklarımız gereğinden fazla var. O zaman hatıra şu soru gelmektedir: Peki, niçin istemiyorlar? Aslında, bunun yanıtı bellidir.

Çıktı: Gökçe Çataloluk, Hukuk Sistemi ve Autopoiesis, İstanbul 2012

(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 900