Bir Centilmenlik Kılavuzu: İlhan Abi

~ 28.11.2012, Mine KIRIKKANAT ~

“60’lı yılların sonu. Çetinle (Altan) benim en hızlı dönemimiz. Her akşam içki sofrasında devrim yapıyoruz. Sadece devrim yapmakla kalmıyor, devrimden sonrasının politikalarını da belirliyoruz sözüm ona. Bir akşam, Modada bir meyhanedeyiz, masa kalabalık. Biz gelecekte, yani devrimden sonra Türkiyenin tarım politikası üzerine beyin fırtınası yapıyoruz.

Gecenin ilerleyen saatleri, ikimiz de hayli içmişiz. Çetinle bu konuda aramızda görüş ayrılığı çıktı ve tartışmaya başladık. Çetin, alkolün de etkisiyle hırçınlaştı ve bana tarizde bulundu. Ben Çetinle tartışırken birden bizim Handan atmaca gibi atılıp tartışmaya katılmasın mı? Hoppala!.. Al başına belayı. Çetin bağırıyor, Handan bağırıyor. Ben ikisini de mümkünü yok, susturamıyorum. Çetin, tartışmada Handanın yaşını da katarak bel altı vuruşu yapmaz mı?

Handan çok üzüldü tabii. Baktım olacak gibi değil, ben Handanı alıp ayrıldım mekândan. O zamanlar Boğaz Köprüsü henüz yapılmamış. Arabalı vapurla Sirkeciye geçip eve vardık. Maçkada oturuyoruz o zamanlar.

***

Eve girince ben Handana, Sen ne diye bizim tartışmamıza müdahil oldun ki, ben kendimi savunmaktan âciz bir adam mıyım, aklım mı yok, dilim mi?diye çıkıştım. Zaten hayli üzgün olan Handan ağlamaya başladı. Bu kez de ben çok üzüldüm. Üstümü giyinip arabaya atladım, yallah Modaya. Biliyorum, Çetin henüz kalkmamıştır nasılsa. Aklımca Çetini yakalayacak, yaptığı kabalığın hesabını soracaktım. Hatta belki de yumruk yumruğa birbirimize gireceğiz. Niyetim bu!

Meyhaneden içeri girdiğimde, Çetin hâlâ masada konuşuyordu. Beni görünce ayağa kalkıp kollarını açtı ve İşte geldi benim canım arkadaşım, biliyordum beni burada yalnız bırakmayacağını!’ diye boynuma sarıldı. İşte Çetin bu; buyur kavga et, edebilirsen. Ulan seninle adam gibi kavga bile edilmiyordeyip oturdum. Çetin hemen bana rakı söyledi. Yeniden içmeye başladık.

***

Sabah gün ışırken meyhaneden çıktık. Aynı arabayla Sirkeciye geçtik. İkimiz de zurna vaziyetteyiz. Araba zikzak çiziyor. Bir sağ kaldırıma vuruyoruz, bir sol kaldırıma. Çetin tutturdu, İlle bize gideceğizdiye. Ben o saatte Kerimeyi ve çocukları uyandırmaya kıyamıyorum.Olmazdiyorum, dinlemiyor. Çaresiz gittik Basınköye. Sabahın altısında kapıyı çaldık. Zavallı Kerime, gözlerini ovalayarak açtı kapıyı. Bizim Çetin, Kerime bak en sevdiğim arkadaşımı getirdimdedi. Sanki Kerime beni tanımıyormuş gibi. Üstüne bir de biftek kızartmasını istemesin mi?

Sabahın köründe Kerimeye verdiğimiz eziyete mi, yaptığımız gürültüye uyanan Mehmet ile Ahmete mi üzüleyim, şaşırdım kaldım. Özür dilemek için mutfağa, Kerimenin yanına gittim. Kerime, tavada biftekleri kızartırken,Sana da senin en sevdiğin arkadaşına da..diye söyleniyordu. Beni görünce pek utandı. Zavallı kadın ne yapsın? Ben olsam kapıyı açmam, kovardım vallahi...”(*)

***

Miyase İlknur, uzun zamandır üstünde çalıştığı ve yukardatadımlıksatırlar okuduğunuz belgeseline ilişkin, Gelecekte Türk basın tarihi yazıldığı zaman, İlhan Selçuktan önce ve İlhan Selçuktan sonra, diye kalın çizgilerle ayrılacaktır. Bu durum, Cumhuriyet gazetesinin tarihi için de geçerlidirsaptamasını yapıyor.

Doğrudur.

Hiçbir yazarın onun kadar arı, duru ve vurucu bir dili olmadı Türk basınında.

Hiç kimse, onun gibi sesini yükseltmeden kükreyemedi.

Hiç kimsenin iradesi, onun iradesiyle başa çıkamadı.

Hiçbir kırılganlık, onunki kadar dayanıklı çıkmadı.

Hiçbir zarafet, onunki gibi muktedir olmadı.

Hiçbirimiz, hayallerimizi gerçekleştiremedik onun başardığı kadar.

İlhan Abi”, narin bir gövdeyi peşinden sürükleyen zekâ cevherinin, kızgın yaşam örsünde vurula dövüle kırılmaz bir çelik haline gelişinin ve hayallerini gerçekleştirirken bedelini de adam gibi ödeyişin öyküsü. Sevgili Miyaseyi, ortak mesleğimizin anıtı İlhan Selçukun yaşamını anlattığı bu güzel kitap için kutluyorum.

(*) Miyase İlknur, İlhan Abi/Cumhuriyet Kitapları, 2012

‘G’ NOKTASI

Kış Akşamları

Hatırlatır

yaşanmış yaşanmamış

geç sevdaları

en erken terk edilen

akşamlardır

kış akşamları

yolların, hasretlerin

uzun yalnızlığı

çöker dumanlara

dağılır giderler

boşluğa

küçük, kırık pırıltılı

buzdan iğnelerle

binlerce yıldız olur

çam dalları

kuşların gördüğü

rüyalar

bitirir uykuları

bu kadar soğukta artık

ortalıkta ne varsa hepsi

karların çocukları

hatırlatır

yaşanmış yaşanmamış

umutsuz

geç sevdaları

en erken terk edilen

akşamlardır

kış akşamları.

A. Kadri ERGİN

Centilmen, iki ayrı yaşta bir kadınla karşılaştığı zaman, en gerçekdışı olanı

kabullenir.

DAVID NIVEN

(Cumhuriyet)

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 2534