Yoksa Aleviler 'korkunun ecele faydası'na mı inanıyor?

~ 27.11.2012, Nihat BEHRAM ~
Bir okurum, “Cesaretine hayranız, yazılarını biz okurken korkuyoruz, yüreğine sağlık, iyi ki varsın!” diye yazmış. “Yoksa Alevi misin?” diye yanıtladım. Yazdığı iletide, “Nerden anladın?” diye sordu. Nerden olacak, korkusundan!
 
Önceki yıl, Sivas katliamının yıldönümünde bir Alevi kanalına konuk olmuştum. Beni TV’ye götüren aracı kullanan arkadaşla yolda sohbet ediyoruz. İçi ateş yumağı sevimli bir halk adamı. Elbistanlıymış. Bir ara, “Kendi ayağıyla kasaba gidip beni kes diye meleyen koyun gördün mü?” diye sordum. İlkin şaka ettiğimi, sonra alay ettiğimi sanmış olacak ki, önce gülümser gibi oldu, sonra alınganlaştı. “Anlamadım!” dedi. “Anlamayacak bir şey yok, şaka da etmiyorum, alay da, ciddi soruyorum!” dedim. “Öyle bir şey mi olur?” falan deyince de “Sorumu soruyla yanıtlama, evet ya da hayır de!” dedim. O yine “Sen gördün mü? diye sordu. Ben, “Evet, dedim, hem de binlerce!” Sonra, “Sen de onlardan birisin!” diye ekledim. Baktım, alınganlığı küskünlüğe dönecek, “Canım kardeşim, bu adamlar sizi Maraş’ta, Çorum’da, Milönü’nde, Sivas’ta kesmediler mi? On milyon Alevi var diyorsun. Aynı illerde yine  kasaplarınız kazanıyor! Onu soruyorum!” der demez,  bu kez coştu ki ne coştu: “Aynen hocam, aynen hocam; bizden koyunu yok; koyunun âlâsı biziz; hay ağzına sağlık!”
 
Geldik TV’ye. Şoför arkadaş yanımdan ayrılmıyor. Saniye başı, ”Çay ister misin, su ister misin, karnın acıktı mı?” diye soruyor. Gitmiş benim sigaradan da almış. Yapışığımmış gibi hep yanımda. İçten mi içten. Oturduğumuz odada bizden önceki programa bakıyoruz. Bir Dede konuşuyor. Bir türlü bitmiyor konuşması. Bizim programın saatinden de yemeye başladı. Yarım saat sarkıttı programı. Konusu: cenazeler. “Bir cenazemiz olduğunda, Diyanet’ten araç istiyoruz, o da Sünni imamla geliyor. Biz şöyle gömeriz diyoruz, o böyle gömelim diyor; biz şu dua diyoruz, o bu dua!” türü konularda Dede’nin uzadıkça uzayan konuşması sonunda bitti.
 
Stüdyodan çıkınca selamlaşma sırasında, Dede, “Beni dinledin mi?” diye sordu. “Dinlemez olaydım, içim karardı. Alevinin dirisi perişan halde, sen dirisine başkaldırın, diklenin  diye cesaret vereceğine, ölüsünün derdini anlata anlata bitiremedin! Şimdi sen beni dinle, dedim, onu da ben anlatacağım!” Program sonunda, şoför arkadaşın beni geri götürürken yaşadığı  heyecan unutulmaz cinstendi. Ayrılırken, “Esasında ozanlarımız, pirlerimiz bize cesareti miras bırakı ama bizi mirasımıza yabancılaştırdılar; cesareti kuşanacağımıza korkuya sığındık!” dedi.
 
Korkunun ecele faydası ne? Bıçak boyuna dayandıktan sonra koyunun melemesini dinle, o da uyanmış olarak acı acı “Kesmeeeeee” diye çırpınıyor, bağırıyor! Gecikmiş olarak!
 
Aylar önceden Hatay’da, Alevi evleri işaretlendi! Tepki büyük olsa şeriatçı katilleri eğittikleri ‘Apaydın’ kampı oraya kurulabilir miydi? Semt hırsızı bile soyacağı evin uyanma derecesini önceden ufak tıktıklarla yokluyor. Uyanana, sivrisinek saz, uyanmayanın evi önünde davul çalınsa az! ‘Cem’e “cümbüş”, cemevi’ne “ucube” dendiğinde; Davutoğlu’nun “Şam’da namaz kılma” düşünde, Başbakan’ın ‘Yavuz’a dönüşünde duyulan ne? O‘davul’un sesi değil mi?
 
Pısana, susana yakınmanın faydası yok; hakkın için haksızlığın karşısına cesaretle dikileceksin!
________________________________
Karacaoğlan
“Ölümden korkup da gününü sayan
  Ölür gider yâr koynuna giremez!”
 
(Yurt Gazetesi)
Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1569