Medyaya Zulümde Cehennemin Taşları.

~ 25.11.2012, Nilgün CERRAHOĞLU ~

Friedrich Ebert Vakfındanİfade Özgürlüklerikonulu panelin davetiyesini aldığımda, aklıma ilk gelen düşünce, Acaba hangi dağda kurt öldü?oldu.

90’larda Batılı vakıf-düşünce kuruluşları temsilcileri ve Avrupa parlamenterleriyle gazeteciler, basın özgürlükleri ihlalleri için sık sık Türkiyeye gelir; burada demeçler verir, eleştirilerde bulunur, dönemin hükümetlerini yaylım ateşine tutmaktan kaçınmazlardı.

Ebert Vakfındanbasın-ifade özgürlükleridavet iletisini aldığımda, bu tür etkinliklerin çok uzun zamandır düzenlenmediğini düşündüm. Paneli izleyen başka izleyicilerin de benimle aynı duyguları paylaşıp paylaşmadıklarını merak edince, yanımdaki konuk Doğrusu ben dediyerek ekledi: Başlarına bir taş mı düştü dedim!

Türkiye 2002de AKP marifeti ile ileri demokrasiye(!) terfi ettiğinden beri; Avrupalı odaklar Türkiyeyi basın özgürlükleri takibinden çıkarmışlardı...

Gazeteciler için bugün Türkiyeyi dünyanın en büyük hapishanesine dönüştüren yeni TCKnin hazırlanması ve kanunun yürürlüğe sokulması dahil; basın özgürlüğünü katleden büyük dönemeçlerin hiçbiri, Avrupada yaratması gereken yankı ve etkiyi yaratmadı

Süreçte çok sayıda gazeteci işinden oldu, iktidara endeksli yeni bir yandaş medya yaratıldı, eski dönem patronlarına rekor vergi cezaları kesildi. Avrupalı dostlardan gene de dikkat çeken çıkışlar olmadı.

Paul Auster dönüm noktası

Ta ki... geçen kış başı, Amerikalı yazar Paul Austerın açıklamaları gülle gibi gündeme düşene kadar.

Filmi geri sarıp baktığımda; AKP iktidarına açılan kredinin o noktada tükendiğini görüyorum.

Austerın 2012 başındaki; Hapisteki gazeteciler yüzünden Türkiyeye gelmeyi reddediyorum. Çinden davetleri de bu yüzden reddediyorum. Bu ülkeleri protesto ediyorum sözleri üzerine, kimse artık hiçbir şey olmamış gibi yapamadı. Ve mış gibidöneminin, eli mahkûm sonuna gelindi.

Türkiyedeki basın özgürlüğü sorunları ancak bundan sonra AB ilerleme raporlarına böylesine sert bir dille konu oldu. Gazetecileri Koruma Örgütü CPJnin raporunda ilk kez krizdeki Türk basınıifadeleri kullanıldı, Türkiyedeki gazetecilerin yakın tarihin dünya çapındaki en büyük saldırısınamaruz kaldığı belirtildi ve baskıcılıkta Türkiyenin dünya rekoru kırdığından bahsedildi.

Bunların akabinde uluslararası PEN örgütü heyetinin geçen haftaki ziyareti yaşandı. ’80 darbesi sonrasındaki gibi, PEN Türkiyeye, düşünce ve ifade özgürlüğü ihlallerini incelemek için 20 kişilik bir heyet gönderdi

‘Avrupa idam polemiğine kayıtsız!’

İvme sonuçta kırıldı ve AKPnin her yaptığını alkışlayanve sessizlikle karşılayan bir dönemin sonuna gelindi.

Şimdi Buradan nereyesorusunun sorulduğu noktadayız.

Friedrich Ebert Stiftungun basın özgürlüğü paneli, böyle bir konjonktür değişikliğini marke ediyor. Bu açıdan önemli...

Bunun ötesinde panelin yanıt aradığı;Basın özgürlüklerindeki geri dönüşü düzeltmek için ne yapılabilir?”, “Olumsuz trendi geri çevirmek için hangi adımlar atılabilir sorularının ise ne yazık ki bu saatten sonra fazla anlamı yok. Olanlar oldu çünkü. Hem yasal yapıda, hem yandaş medya yapısında; günümüz cehenemmine uzanan uzun yolun taşları bir bir özenle döşendi.

Şimdi oturup karşılıklı sadece ağlaşabiliriz. Dünkü panelde de bu yapıldı.

Avrupa Gazeteciler Federasyonunun İsveçli Başkanı Arne König; Bir gazeteciler hapishanesine dönüşen Türkiyenin şartlarında değişim yaratmanın tek yolu özgür medyadan geçer. O da elimizde yok!diyerek söze başladı. Ardından kendi ekonomik ve siyasi krizin sonuçlarıyla cebelleşen Avrupa medyasının içinde bulunduğu içler acısı tabloyu anlattı. Özetle; Kelin merhemi olsa, kendi başına sürer!demeye getirdi.

Dehşet içinde izlediği RTEnin ölüm cezasına geri dönelim!önerisinin Avrupa basınında kayıtsızlıkla karşılandığını; Avrupalı meslektaşların Türkiyede olup bitenden haberdar olmadıklarını ve güle oynaya ülkemiz hakkında hâlâ sadece turizm yazılarıyazmaya devam ettiklerini belirtti König!

Arne König bu nedenle yapılması gereken ilk şeyin, sorunları öncelikle daha büyük ve daha geniş kesimlere duyurmak/iletmekten geçtiğini söyledi. İç sorunlarıyla uğraşan Avrupadan her halükârda medya özgürlükleri mücadelesinde mucizeler yaratacak destek beklemenin fazla gerçekçi olmadığını çeşitli biçimlerde ima etti

Uzun lafın kısası, bu iktidarın içyüzünü dünya artık görse de; bu mücadelede yalnızız. Konu üzerinde söyleyecek daha pek çok şey var. Ama yerim bitti. Başka bir yazıda devam ederiz.

Düzeltme:

Behiç Ak sergi adresinde dün TÜRSAKüstü diyeceğime yanlışlıklaTÜRSABdemişim. Sergi Karşı Sanatta, Erol Dernek Sok. Hanif Han. Kat 3 Beyoğlu.

(Cumhuriyet)

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1130