YÖK ve Karşıdevrim

Cumhuriyet yasalarla kuruldu. Cumhuriyet Yurttaşı yetiştirmek ve onu iş başında görmek, istimin arkadan gelmesiydi. Tüm ilkeleri yasalara yazdık; yönetmeliklere, tüzüklere, yönergelere dek yazdık. Bunları, bilmeyen bir kitleye görsel, yazılı, işitsel tüm olanaklarla duyurmaya, öğretmeye çalıştık. Cumhuriyet bir okuldu. Ulusunu kuruyor ve yurttaşını yetiştiriyordu.

 

Düzenlemeleri, Yüksek Öğretim Kanunu’nun 4. ve 5. maddelerinde olduğu gibi üniversite ve bilimin doğasını zorlayan dayatmalar içerebiliyordu. İlerleyen onyıllar içerisinde militan bir cumhuriyetçilikten demokratik, özgürlükçü bir cumhuriyete başarıyla geçmek gerekiyordu. Kolaylıkla savrulabileceği çağdaşı baskıcı, faşizan rejimlerin çekim alanına hiç girmemeliydi. Öte yandan, ülke sömürgen kapitalizmin iştahını kabartıyordu. Siyaseten bitmemiş bir hesaplaşmanın “ateşkes”inde bir modernleşme, muasırlaşma savaşımı verilmeliydi. Zaman sürekli mevzi kaybederek geçti. Çok önemli kazanımlar da yok değildi.

Cumhuriyet bir paradigma değişimiydi. Max Weber’le söylersek, yeni bir içeriksel ussalığın yasayla kurulduğu ve ardından modern bir devletle, pozitivist bir biçimsel ussallığa geçildiği bir hukuk devrimiydi.

1789 ihtilalinin ardından ilan edilen yeni egemenlik ve insan hakları paradigmasıyla da böyle olmuştu. Batı’yla aramızdaki ayrım, ilkinin bir neden - sonuç şemasıyla açıklanmasına karşın, bizimkinin bir amaç- araç şemasıyla açıklanabilmesidir. Batı’da sosyal, siyasal, iktisadi koşullar bu gelişimi getirirken, biz hukuk devleti yasalarıyla cumhuriyete olgusal temeller yaratmaya çalıştık. Bunda önemli bir ölçüde başarılı da olduk. Bugün ülkemizde az ya da çok, yatay ve farklılaşmış bir endüstri toplumunun hukuksal ve siyasal ortamını gözlemleyebiliyorsak, bu nedenledir. Cumhuriyetin paradigması, 1960’tan sonra “insan hakları”yla zenginleşerek, Anayasa’nın 2. maddesinin bugünkü anlam içeriğine kavuşmuş oldu.

Ancak Devrim, karşı devrimiyle birlikte yürüdü. Cumhuriyet kısa zamanda, insancı, halkçı, özgürlükçü özünden, ideallerinden kopmaya, uluslararası konjonktürün de dayatmasıyla, yavaş yavaş karşı devrimin sularına sürüklenmeye başladı. Bu sürükleniş, sinsi, kararlı ve farklı bir yöntemle kesintisiz sürdürüldü. Atatürk sonrası tarih bunun birçok kanıtıyla doludur. Özellikle 1980 sonrası dönem cumhuriyet ilkelerinin ve değerlerinin sömürgen ve faşizan kapitalizmin arsızca kötüye kullandığı bir siyasal retoriğe sahne oldu. Son yıllarda iyice güçlenen karşıdevrim, devrime en öldürücü darbelerini, bu retoriği daha da incelterek ve sesini, tehdidinin şiddetini daha da yükselterek, vurmaya başladı. Yeni YÖK bunlardan birisidir.

Bunu nasıl mı yapıyorlar? Önce, Cumhuriyet’in tüm değerlerini birer birer anlamsızlaştırıyorlar. Yani reddetmiyorlar, ama içerisini boşaltıyorlar, anlamını çalıyorlar. Cumhuriyet paradigmasının söküm çalışmalarından ilki böyle sürüyor. İkincisinde Cumhuriyet’inkinin tersine bir yöntem uyguluyorlar. Önce ümmet ve kul kılıklı piyonlarını devlet içine yerleştiriyorlar. Ardından, hep söyledikleri gibi, “ideolojik olmayan” yasalar yapıyorlar. Yani yasalardan cumhuriyet ilkelerini çıkartıyorlar. Bu sırada karşıdevrim, devlet içerisindeki kadrolarının sürekli eylem programıyla iyice yerleşiyor, pekişiyor.

Son aşamaya henüz gelindi. Bu son aşamada yapacakları iş, yasalara karşıdevrim ilkelerini kanatıncaya kadar kazımak olacaktır. Yolun üçte ikisini başarıyla yürüdüler. Bu kargaşada yollarında engelsiz yürüyen başka, pek çok çakal ve sırtlan sürüsü de bu çözülmenin sarhoşluğu içindeler. Leş kavgasına hazırlanıyorlar.

Geçenlerde YÖK Başkanı’nı bir tartışma programında izledim. Hâl bana çok üzücü geldi. Söylenenler, susulanlar; bilemezlikler, akılların eremedikleri… İyi niyeti varsaydığım için böyle hafiften alıyorum. Aksini düşünseydim, hiç bir ağır eleştiri yeterince ağır olamayacaktı.

Bu yurtsever, Atatürkçü, demokrat, hukukun üstünlüğüne inanan, kendilerinin de hukuka ve mahkeme kararlarına bağlı bulunduklarının ayırdında olan, laik, özgürlükçü YÖK Başkanı ve çalışma arkadaşları yukarıdaki Boz-Yap’ın bir parçası olmak istemeyeceklerse, hazırladıkları bu karabasanı ülkenin üzerinden kaldırmalıdırlar. Bunda ısrar edeceklerse, bu nitemlerin tümünü tersine çevirmemiz gerekecek… Gelecek yazımda konuyu sürdüreceğim.

(Cumhuriyet Bilim ve Teknik)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1113