Ne bu şiddet be Celâl!

~ 30.10.2012, Umur TALU ~

Komşun açken… de diyebilen bir inanca dayalı muhafazakârlık ile…

Özgürlük, eşitlik, kardeşlik… diyenlerden ilham aldığını söyleyen cumhuriyetçilik, kibir devir teslim törenleri yapıyor.

Dışlaya dışlaya kışlaya abanmış cumhuriyetçi kibir; “azınlık veya öteki” saydıklarını, töresinden de töreninde de ya uzak tuttu ya burnundan getirdiydi.

Tarihi misallerini bilirsiniz zaten…

Ama ya unutursunuz…

Yahut adını koymazsınız.

Şimdi de, dışlamalardan, kışlamalardan, haşlamalardan gelip kenardan merkeze oturanların dışlama, ötekileştirme, azınlık sayma ve dersini verme merasimi.

Her seferinde bir kimliği bir aşağılamanın parçası ve devlet şiddetinin hedefi yapan çoğunluk yahut yoğunluk kibri.

Siz de bunun adını koymazsınız.

 

***

 

İktidardan ve kârdan payını sağlamca aldıktan sonra, muhafazakâr kibir her türlü kast sistemine harbi isyan taşıyor mu artık?

Eski muktedir, dayatmacı, rantçı, rütbeli, fraklı kastlar yerine; parasıyla, puluyla, fermanıyla, sosyetesiyle, kayırmasıyla, ayırmasıyla, yoksulluğu yine aşağılamasıyla, başka inanç ve kimliklere saygısızlığıyla bir muhafazakâr kast oturdu.

Bundan yakınanların bir kısmı ise, cumhuriyetçi kılıklarıyla, on yılların dışlayıcı, aşağılayıcı, yok edici “kast makamı”ndan hala zerre kadar utanmamış ki; ezilenlerin değil, kendilerine ezeli muktedirlik biçenlerin diline sahip olmaya devam ediyor.

 

***

 

İster cumhuriyet deyin, ister demokrasi…

Taklitleriyle, çakmalarıyla oyalandığımız her ikisinin amansız derdi de budur.

İnsanlık ve hukuk yarası budur.

Sembollerle çatışanlar; başkalarını aşağılamakta, hor görmekte, düşman saymakta, tahakküm ve kast sistemlerine özünden karşı olmamakta esasen tek dil, tek kafa!

Diller birbirine dolanıyor sadece.

Kafalar birbirine tokuşuyor.

 

***

 

Cumhuriyet tarihinin, hatta hemen öncesinin hep yarım kalmış bu iç savaşı eski, yeni, daha yeni egemenlerin devir teslim törenleriyle sürüp gidiyor.

Birinin devrinde biri teslim…

Sonra beriki kendi devrinde ötekini teslim alıyor.

Ama geçim diye, evladının geleceği diye bir boşlukta ancak kendi gölgesine tutunabilenleri…

Kimliği yüceltilse de kişiliği hep aşağılananları…

Kimliği hep horlananları teslim almak nasıl olsa çantada keklik.

Çünkü, ister özgürlük, eşitlik, kardeşlik ideallerinin üzerine basan cumhuriyetçi maskeli baloda salınsın; ister demokrasi diye muhafazakâr çoğunluğun bile üstüne basa basa firavun piramitleri tırmansın…

Her türlü kast kibri; ötekileştirmeye, dışlamaya, aşağılamaya, kendi kimliğini üstün görmeye ve bırakın ötekileri, aynı kimliğe sahip yoksul çoğunlukları dahi kullaştırmaya, köleleştirmeye adanmıştır.

Ezileni olmadan gücünün tadına varamaz!

Zencisi olmadan ne beyaz olur, ne ak!

Yoksa “cumhuriyetçi darbeleriniz” önce emeğin, alın terinin hakkını gasp ederek, insanların kimlik ve haysiyetlerine saygı taleplerini ezerek yola koyulmazdı.

Yoksa “muhafazakâr demokrasileriniz” sözde darbelere karşı olurken, darbe hukuku ve tahakkümünün kaba hatları ve kaba etleri üstünde yol almazdı.

 

***

 

Nedir bu törenlerin en ateşli, havai fişekli anı?

Katliamlar, suikastlar, cinayetler, işkenceler…

Dipçik, cop, gaz, kadına çocuğa da tekme, tokat!

Hiç bitmeyen bir tören; hiç bitmeyen bir devir; hiç bitmeyen bir teslim alış!

Bir bakıma da…

Biricik Cumhuriyetimiz oydu…

İleri Demokrasimiz de bu!

Ne bu şiddet, bu celâl’ desen de…

Hep bu şiddet be Celâl!

(Habertürk)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 864