Binmiş bir alâmete

~ 16.10.2012, Güngör MENGİ ~

Kürt sorununda “iki ileri bir geri” süreci yaşandığını çaresizlik içinde izliyoruz.

Pazar günkü BDP kongresinde bu durumu yansıtan tipik bir gelişme Apo posteri üstünden yaşandı.

Yüzlerini kapatan bazı gençler Öcalan posteri açmak istedi.

O sırada “Yüzünüzü saklamaya gerek yok, salon zaten Sayın Öcalan’a sahip çıkıyor” anonsu duyuldu.

Açıktan savunulan simgeler ve ilkeler Öcalan’la sınırlı değil.

Parti Genel Başkanı Demirtaş, siyasi müzakereler konusunda kendilerini, barış şartlarını görüşmek için de İmralı ile KCK’yi hükümete adres gösterdi.

BDP milletvekillerinin PKK’lı teröristlerle kucaklaşmaları ardından Başbakan Erdoğan’ın ortaya koyduğu tepki, dokunulmazlıkların kalkacağı, hatta partinin kapatılabileceği spekülasyonlarına sebep olmuştu.

BDP’nin bu kadar gözünü karartması artık korkulacak bir şey kalmadığı anlamında değerlendirilmiş olmalı ki parti lideri bütün riskleri göğüsleyen bir cüret sergiliyor.

Bu cüreti, Oslo’da geçen yıl kesilen görüşmelerin yeniden başladığına işaret sayanlar da vardır.

Hatta hükümetin 13 büyükşehir projesi ile Demirtaş’ın kongrede “Türkiye’nin idari yapısının 15-20 özerk bölgeye ayrılması” önerisi arasında ilişki kuranlar bile bulunuyor.

Peki terör örgütünü merkez alan bir anlayışın başarı şansı var mıdır?

Belli ki BDP terörden kendini soyutlamak mecburiyetine boyun eğmeyecektir.

“Teröristle kucaklaşanlarla görüşmem” diyen Başbakan da ters bir görüntü vermek istemeyecektir.

İktidar en azından seçime yakın dönemlerde terörün hafiflemesi amacını BDP ile PKK ikilisi de Öcalan’ın İmralı’dan kurtarılmasına dönük hamleleri önemseyecektir.

Sorun nereye gidiyor; kimse bilemez.

Burada hemen “Binmiş bir alâmete gidiyor kıyamete” deyimi akla geliyor.

İktidarın “açılım” dediği şey, hâlâ bir bilmecedir.

Sessizliğin BDP’ye verdiği cesaret açılımın içini doldurmak için daha fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini göstermiyor mu?

Gül gibi halleder...

Önümüzdeki yerel seçimleri 5 ay öne alan Anayasa paketinin referandum mecburiyeti doğurması yönetim zaafıdır.

İktidar sözcülerinden biri “yol kazası” dedi olaya, başka biri “iş kazası” dedi.

Oysa “sakarlık” en yakışan tanımdır. Abdullah Gül dün kendisine gönderilen değişikliği onaylarsa ülke kış ortasında referandum sandığına gidecek. Bir sürü maddi ve manevi külfet doğacak.

İyisi mi bu mecburiyeti ortadan kaldıracak imkâna sahip bulunan Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu üstlenip paketi veto etmesidir.

Bu tutumu, tarafsızlığına gölge düşüren bir tercih gibi görünür mü?

Görünebilir tabii ama taraflılığın hayra kullanıldığı bir örnek olarak övgü alması da mümkün olabilir.

Fazladan “Partili Cumhurbaşkanı” önermesine de reklâm!..

(GazeteVatan)

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 912