Bu da 'İleri Demokrasi'nin cenaze gaspı!

~ 30.09.2012, Nihat BEHRAM ~

Başbakan, Neşet Ertaş’ın cenaze töreninde bu kez de ‘Başimam’ olarak rol kesti! ‘Başimam’ diyorum, çünkü, cami avlusundaki cenaze töreninde nutuk atan ‘Başbakan’ ne bizim ‘Cumhuriyet Tarihi’nde var, ne ‘Cumhuriyet’ olan başka bir ülke tarihinde! Cami avlusunda nutuk atması, olsa olsa ‘Başimam’lık sıfatıyladır. Ya da: ‘Zaten Cumhuriyet mevta olduğuna göre, bari gönül gözüyle, halife ya da şeyhülislam olarak görüneyim” türü bir hesaptandır.

Düşünün ki, hocası Necmettin Erbakan’ın cenaze töreninde bile nutuk atmamıştı!

Nutuk sırasında musalla taşına yaslanışına bak! Sanki Kasımpaşa’da kahve duvarı!

Musalla taşında yatan, “Garip’im döndüm şaşkına / Hak yardım etsin düşküne / Gönüldeki dost aşkına / Kalkın semaha dönelim” diye nefes tüketmiş Neşet Ertaş, her halde en büyük şaşkınlığı da o gün hissetmiş olmalı!

Bu insan, ruhunu Alevilik inancından, onun geleneğinden emzirmiş, yana yana sıla gurbet gezdirmiş bir Abdal. Zaten o gelenekten emzirmese, teli o derece derinlerde titremezdi.

Peki sen kimsin? Sünni yapılanmayı, dinci softalık boyutunda savunan... Kendi adına savun, önemli değil! Dinci softalığı politikana alet etmen de önemli değil; zaten laisizm maisizm de toptan ve çoktan mevta! Peki, ya bu ‘Sünni dikta’ hevesin? Ona ne demeli! Neşet Ertaş’ın cenazesine yönelik eylem ‘Sünni Dikta’ hevesinin gaspı değil de nedir?

Bu insan, “Zülüf dökülmüş yüze / Kaşlar yakışmış göze / Usandım bu canımdan / Dert ile geze geze” diye can solumuş; “Saçların bağrıma ser / Kolların boynuma sar / Gel derdime derman ver / Tatlı dilinden güzel” diye diye; “”Canım asıldı kaldı / Zülfün telinde güzel” diye diye; “O yâr zülfünü tarar / Gönül dengini arar / Bu dünyada sevmeyen / Ahrette neye yarar” diye diye; “Kibar kızın saçları sallanıyor / Şeker yemiş dilleri ballanıyor” diye diye; “Köprüden geçti gelin / Saç bağın düştü gelin” diye diye dolanmış, yâr saçında, perçeminde korlanmış biri.

Peki sen kimsin? Türban ki türban, türban ki türban, türban ki türban... Neşet Ertaş’ı kendi geleneğiyle helalleşmeden türbana sarmak Sünni diktanın gaspı değil de nedir?

Bu insan senin ‘haram’ saydığın ‘bâde sofrası’nda demlenmiş! ‘Devlet’in “sanatçılık bahş”ını “bahşiş” sayıp, dellenmiş, almamış! Senin , ‘zamanaşımı kararı’nı “Milletimize hayırlı olsun!” diye karşıladığın Sivas Katliamı’nda, bu insanın bağrına köz düşmüş. Bu insan, “Kargayı bağına koyup eyleme / Karga olan gül kıymeti bilemez” diye canlarını uyaran bir ozan. Sen kimsin?

Abdal Neşet Ertaş’a en yakışan uğurlama, halkın ve içleri yana yana o cenaze törenine katılan Edip Akbayram, Arif Sağ, Kubat, Gencebay, B. Akartürk, Sümer Ezgü gibi gönüldaşlarının, onu onun türküleriyle uğurlamasıydı. Gerisi zora dayalı gasptır! Gözüne dizine dursun!

__________________________

Neşet Ertaş:
“Zülüflerin dökse yüze
 Yâr bâdeyi sunsa bize
 Lebleri meyime meze
 Doyulur mu doyulur mu”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1598