Barışların Gösterdiği

~ 26.09.2012, Güray ÖZ ~

Gizli bir sevinçle yazıyorlar yazılarını. Timsah gözyaşlarıdeyimini en iyi anlatacak üslup köşelerine egemendir. Hukukla, adaletle kendi isteklerini, arzularını karıştırmak pek hoşlarına gidiyor. Geçmişi yargılarken geleceği kurban etmekte olduklarının farkında değiller.

Hepimiz biliyoruz ki, yakın geçmişte AKPnin şimdi pek çoğu gerçekleşmiş olan niyetleri Türkiyede milyonlarca kişide öfke, korku, yılgı oluşturuyordu. Hâlâ da öyledir. Askerlerde de her zaman egemen olan devletin sahibi biziz duygusunun, alışkanlıklarının, yasalara bile yazdırılmış görevlerin hâkimiyeti, milyonların korkularından beslenen hazırlıkların varlığı bir gerçekti.

Oysa hukuk dediğiniz zaman arzularınızı hüküm haline getiremeyeceğiniz bir durumdan söz ediyorsunuz demektir. Orada tek tek insanlar var. O zaman kanıtları bulacak, gerçekleri bir bir ortaya koyacaksınız. Üstelik bunu yaparken tek taraflı olmayacak, sanıkların lehine olan kanıtları da arayacak, savunmalarda dile getirilen kanıtların gerçek olup olmadığına bakacaksınız.

***

Ama bizde âdet böyle değildir. Kanıtlar yerine arzular ve algılar konuşuyor. Gerçek olmadıklarını bildikleri ya da gerçekliği kuşkulu kanıtlar hakkında konuşmak bile istemiyor yazı erbabı. Söyledikleri şudur: Biz bunların darbeci olduklarını biliyoruz. Nokta.Yeter mi? Yetiyorsa ben de hukukta değil ama siyasette daha geçerli olabilecek bir gerçeği söyleyeyim size: AKPnin niyetlerinin neler olduğunu size söylemedik mi? Bu niyetlerin hepsi tek tek çıkmadı mı? Öngörülerin bir bir doğrulandığını, o zamanların sıkı AKP destekçileri söylemiyor mu bugün? Peki, siyasette doğrulanan bu gerçekleri hukuk alanına bire bir taşıyabilir miyiz? Kuşkusuz hayır. Siyaset alanı hukuk alanına bire bir taşınırsa, intikamcılık egemen olur ve herkes gününü bekler.

Oysa gününü beklemesi, beklerken kendini sürekli doğrulaması gereken siyasettir. Daha iyi bir dünya isteyenler siyaseti böyle yapar, böyle düşünürler.

İşte o nedenle de hukukta niyet okumalarla hüküm kurulmaz. Biz bu adamların darbeci olduklarını biliyoruz. Öyleyse kanıta gerek yoktur ya da kanıtların gerçek olup olmamalarının önemi yoktur demek yetiyor bizim timsahlara. Kısacası bu arkadaşlar yargılananları ipe çekmeyi pek seviyorlar da, yargılayan siyasetin kim olduğuna hiç bakmıyorlar. Gerçeğin ipucu ise orada duruyor. Bu durumu en iyi anlatan sözler değerli bilimci Dr. Fatih Yaşlının sözleridir: Şöyle yazdı Fatih Yaşlı: Yargılayanların kim olduğundan bağımsız bir yargı yoktur. Sadece yargılananların kimliğine bakarak siyasi pozisyon alınmaz.

***

Geçen pazartesi Odatv davasının genç sanıkları aylarca Silivride kaldıktan sonra nihayet tahliye edilen Barışlar (Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan) geldiler gazeteye. Onları, kılı kırk yaran mantıklarıyla başlarına geleni usta bir cerrah gibi teşrih masasına yatıran genç gazetecileri dinleyince, üretilmiş kanıtlar konusunda gerçeği herkesten daha fazla bilen, hırsları sakallarındaki kıllardan fazla yazıcılar, savcılardan daha çok savcılığa soyunmuş tetikçi gazeteciler, Balyoz davası ile 20 milyonu aşkın insanın katili Nazilerin yargılandığı Nürnbergi kıyaslayabilecek kadar uzman eski solcular geldi aklıma. Onların yaşlandığını, Barışların ise genç olduğunu düşündüm de, gelecekle ilgili umudu korumanın hâlâ mümkün olduğuna inandırdım kendimi.

***

Gerçek orada bir yerde duruyor. Siyasetin adına yaraşır bir şekilde meydanda olduğu ve o meydana siyaset meydanı dendiğini, orada kellelerin uçurulduğunu, sehpaların kurulduğunu biliyoruz. Hükümleri gizli bir sevinçle seyreden kalem erbabının ise Fatihin dediği gibi sadece yargılananların kimliğine bakarak alkışa durduklarını, yargılayan siyasetin kimliği ile hiç ama hiç ilgilenmediklerini görüyoruz.

Ama dikkat edin, o siyaset, ihtiyacı kalmadığı gün sizi de yere serecek, hüküm kuracaktır. Belki de timsah gözyaşlarınızdaki azıcık sahihlik o günler için, kendiniz içindir.

(Cumhuriyet)

Güray ÖZ | Tüm Yazıları
Hits: 838