Erdoğan ve Emevi zihniyeti

~ 10.09.2012, Necdet SARAÇ ~

Hazreti Ali 661’de öldürülür. Bu siyasi bir cinayettir ve İslam’da yeni bir dönem başlar. Bu dönem Emevi dönemidir. İslam “kılıç zoruyla” doğuda Hindistan’a, batıda ise İspanya’ya kadar yayılır. Devlet ve din kurumsallaşır. Din, iktidarın en önemli yönetme aracına dönüşür. Halifelik, dinsel bir kimlik olmaktan daha çok siyasi bir kimlik olarak artık babadan oğula geçmeye başlar. Sonrasında, Osmanlı’da da olduğu gibi bütün iktidarlarda da bu şekilde devam eder, 1923’te Cumhuriyet ilan edilene kadar...

Emevi dönemi, aykırı bir sesin duyulması bir yana, biat etmeyenlerin bile yaşama hakkı olmadığı bir dönemdir. Deyim yerindeyse bugün bile devam eden, entrika ve ayrımcılık resmi devlet politikası olur. “Müslüman Arap’la, Müslüman olmayan Arap ayrımcılığı” bu dönemde zirve yapar! Yani, bugün Başbakanın önüne gelene hakaret etmesi, kendisi gibi düşünmeyenlere “şerefsiz” demesi, herkesten tereddütsüz “biat” beklemesi asla bir tesadüf değildir! Zihniyetlerdeki ortak paydanın sonucudur… Kökleri Ebu Süfyan’a dayanan Emevi döneminin asıl aktörleri Muaviye ve oğlu Yezid’dir. Muaviye, Ömer döneminde Şam’a vali yapılmıştır. Osman’dan sonra Şam valiliğinden alınan Muaviye Ali’ye savaş açar. Savaşı kaybetmek üzereyken tarihteki meşhur “Hakem Olayı”nı yaratır ve hileyle Halifeliği Ali’den alır. Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından kendisine biat etmeyen Hüseyin’in ve 72 kişinin Kerbela’da öldürüldüğü dönem de bu dönemdir...

Muktedir bir iktidar için hem güç gösterisi, hem de simgeler önemlidir. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak başkent Şam’da bulunan bir Bizans Kadedrali devasa bir camiye dönüştürülür. Yapımına büyük paralar harcanan bu caminin inşaatında tam 12 bin kişi çalışır. Cami, Emevi iktidarının gücünün sembolüdür. Ancak gücün sembolü yalnızca caminin büyüklüğü değildir, gücün asıl sembolü, 680 yılında Kerbela’da başı kesilerek öldürülen İmam Hüseyin’in kafasının bu camide sergilenmesi ve Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin başta olmak üzere Kerbela esirlerinin orada yargılanmasıdır...

Emeviler dönemi kapandığında, Abbasiler’de merkez Bağdat’ a doğru kayar ve o dönemde Şam’daki Emevi camisinin önemi azalır. Ancak daha sonraki dönemlerde Alevilerin ve genel olarak Şiilerin İmam Hüseyin’e verdikleri önemden dolayı caminin kutsallığı bu kez bu açıdan giderek artar ve bugüne taşınır.

Her türlü entrikanın, yalanın ve zulmün olduğu ve 661-750 arasında yaklaşık 100 yıl süren Emevi dönemi Aleviler ve genel olarak Şiiler açısından lanetli bir dönemdir. Baba Muaviye ve oğul Yezid lanetli olmanın ve zulmün sembolleridir. Bu lanet öyle bir lanettir ki,  İslam dünyası bile, en hızla büyüdüğü, Asya ve Afrika başta olmak üzere, Avrupa’da bile boy gösterdiği, kurumsallaştığı bu dönemi açıktan sahiplenemez, savunamaz. Alevilerin haksızlığa, zulme, ayrımcılığa karşı “lanet Yezid’e dediği bu dönemin simgeleri olan Muaviye ve Yezid’in isimler aradan yüzlerce yıl geçse de bugün bile hiçbir çocuğa verilmez. Ama onların zulmüne uğrayan Ali, Hasan, Hüseyin isimleri bugün de yüzbinlerce çocuğa verilmeye devam eder…

Aslolan budur. Birileri, zulme ve haksızlığa karşı Hüseyin ismini gururla devam ettirirken, birileri zihniyetlerini devam ettirdikleri Muaviye’nin yada Yezit’in ismini bile alamıyorlar… Bu utanç onlara yeter!

Kerbela’dan, zalimden ve mazlumdan bahsedenler önce yaptıklarının hesabını vermelidir. Bu coğrafya yaklaşık 1,5 milyon Müslümanın ölümüne neden olmuş zalimlik gerçeğine rağmen  “keşke 1 Mart tezkeresi çıksaydı ve Türk askeri de Irak’a girseydi” diye dizlerini döven bir Başbakan’ın Kerbela’dan bahsetmesini de, ölümler arasında birbirine hediye alıp verenleri de asla unutmaz! Bağırmak, çağırmak, “hizaya geçin, biat edin” demek de sorunu çözmez. Çünkü bu ülkede Hz. Hüseyin’den, Pir Sultan’a oradan Denizlere, Yılmaz Güneylere uzanan bir başka gelenek daha var!

Ve mutlaka gün gelir devran döner

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 1967