Kalkan'da Kaldı Gönül Gözü

~ 02.09.2012, Mine KIRIKKANAT ~

Beş günlük tatilim vardı. Can dostum Nazım Alpman, Kalkana git, sana çok iyi gelirdedi ve ekledi: Türkiyede oksijen oranı en yüksek hava, orada…” Tarihçi Herodot da Dünyada yıldızlara en yakın yer diye söz etmiş, Kalkandan.

Herodota inanmadım. Ama Nazım Alpman ne diyorsa doğrudur. Dolayısıyla İstanbulda azalan oksijenpeşinde, düştüm yollara.

Kalkan, 1920lere kadar Kalamaki adıyla anılan bir balıkçı köyü imiş. Rum nüfusu 1921de Meise göçmeye başlamış, kalanlar da 1942deki mübadeleyle terk etmek zorunda bırakılmış, evlerini, barklarını, ata topraklarını. O kadar akılcı su yolları, güzel evler ve binalar kalmış ki Rumlardan, bugün Kalkanda mimari bir özellik taşıyan, köyü ayrıcalıklı kılan her şey, camiye dönüştürülen kilise dahil, onların yapıları! Gerisi, dünyanın tüm sahillerinde rastlayacağınız türden harcıâlem kurulumlar

***

Neyse ki kentin eski dokusunu içeren ve Köyiçidiye anılan özgün bölge, koruma altına alınmakla kalmamış, gerçekten korunmuş. Harcıâlem yapılaşma, bu dokunun çevresindeki boşlukta, gördüğüm kadarıyla etkin sayılacak bir denetim altında gelişiyor.

Kalkanın ikinci şansı, Rumlardan kalan güzelliğin değerini bilen ve olağanüstü doğasına saygılı bir ahalisi olması. Eşim Daniel Colagrossi ile birlikte keşfettiğimiz yörede, insanların güleryüzlü nezaketinden gerçekten etkilendik. Kalkanlılar, yaşadıkları doğayı öğretmen bellemiş, dağların yüceliğinden özgür düşünce damıtmış, bilge bir halk!

Çok uzun süredir rastlamadığım arı duruluk ve gönül zenginliğinde insanlarla tanıştım, dağlara yaslanmış bu sahil kentinde.

Örneğin, özgün Kalkanın ağa evini Yüksek Anıtlar Kurulunun izni ve denetimi altında aslına tıpatıp uygun restore ederken, yeniden can verdikleri enkaza âşık olup onu bir mücevher gibi işleyen White Houseun sahipleri, Kelek ve Söyleli ailesi

Örneğin, iflah olmaz düzeyde coşkulu idealist, Neşe ve Sadık Öğretir çifti Brükseldeki NATOda 35 yıl çalıştıktan sonra Kalkana yerleşen eski çevirmen, eski sporcu, hatta eski Cumhuriyet yazarı, ama her daim müzisyen Sadık Öğretir, yöre çocuklarına akordeon çalmayı, şarkı söylemeyi öğretiyor. Yetenekli miniklerden kurduğu Kalkan Akordeon Grubu ve Korosu öylesine başarılı ki, geçen yaz İtalyada konser vermişler. Biz oradayken davet edildikleri Meis Adasını mest edip geldiler. Sadık öğretmenin üstün yetenekli öğrencisi, 12 yaşındaki Buse Söylelinin mehtaba karşı bir uçaksavar güvertesi gibi uzanan White House terasında bize verdiği akordeon konserini hiç unutmayacağım!

***

Kalkanın yaslandığı dağların her karışını, her yaprağı ve çiçeği severek bilen, çok özel insan Namık Safyüreki tanıdım, Kalkanda. Soyadı gibi duru bir gönül adamı. Bir o kadar bilgili, antik tarih meraklısı. Likya uygarlığının ören yerlerinin yanı sıra, Yörük kültürünün metafizik boyutu ondan soruluyor. Dağlarda kaybolan gezginleri, Ses verdeyip sesinin yankılandığı yerde eliyle koymuş gibi ancak o bulabiliyor.

Ben sizin okurunuzum!diye çıkageldi bir gün Namık, o dağlara götürdü bizi. Bezirgân Köyündeki kır kahvesinin ağaçlarına, beklediği Mehdi gökyüzünden indiği zaman dinlensin diye iskemleler asan devrimci dost”, Derviş Mahmutu tanımak onuruna eriştikİnanın, yok böylesi ilginç bir kişilik, olamaz başka diyarlarda!

Ve tabii, Kalkan köyünün çılgını, 80 darbesinin işkenceleriyle hayatın dışına itilmiş Mehmet Kaptanın Gemiadını verdiği, kimsenin beğenip binmediği kestane kayığıyla denize açıldık Daniel ve beni o köhne tekneye yakıştıramayan kerli ferli bir İngiliz, alayla karışık bir merakla kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi sordu. Siriustan geliyoruz!dedik. Bizim gezegende Kalkanın ikiz sahilleri, Mehmet Kaptanın da köşkü vardır…”

Kibirli İngilizi, alaycı suratı çarpılırken izlemek çok keyifliydi!

 

‘G’ NOKTASI

Kalkanda değerli okurum, sevgili Selma Elitezin el emeği, göz nuru butik oteli Türk Evinde kalmak istemiştik. Ama yer yoktu, Selma Hanım bizi White Housea yönlendirdi ve onun sayesinde, Halil, Marion, Hülya, Hüseyin, Sinan ve Buseyi tanıdık; bu güzel ailenin gerçek bir tutkuyla restore ettiğiağa eviCourt Yardda konakladık.

Her biri süit büyüklüğünde 6 oda ve zamanında tüm köyiçine su dağıtılan bir sarnıcı barındıran, olağanüstü güzellikteki bu eski Rum evinin taş restorasyonunda çimento kullanılmamış. Anıtlar Yüksek Kurulundan onaylı bir duvarcı ustasının denetiminde Fransadan getirilen özel kil ve yumurta karışımıyla sıva yapılmış. Çiçekler içinde bir bahçeye açılan butik otelin ahşap doğramaları, dağlardan gelen sedir ağacından. Mis gibi sedir kokan odalarda uyumak, adeta bir tedavi niteliğinde. Mülkiyetine bile sahip olmadıkları bu güzel binayı aşkla onartan Halil Kelek ve Hüseyin Söyleli, restorasyonun dış mimarı Ayşe Pınar Karabağ ve iç mimarı Bihter Türkfilizi içtenlikle kutlarım.

Hayatı yaşa, çünkü ölümü öldüremezsin.

MISIR PİRAMİT YAZITI

(Cumhuriyet)

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 2006