Alevi olmak da Alevi ölmek de zor!

~ 14.08.2012, Necdet SARAÇ ~

İzmir Foça'da şehit düşen Özkan Ateşli Alevi’ydi. Alevi olduğu için cenazesi doğal olarak evinin bulunduğu bölgede kurulu Haramidere Cemevi’ne götürüldü. Cemevinde tören yapıldı. Dede, şehit Özkan için “helallik” istedi. Helallik aldıktan sonra da cemevlerine “ucube” diyen Erdoğan’a okkalı bir cevap verdi…

“Resmi” görevlilerden törende bulunanlar ne konuşmalara seslerini çıkardılar, ne de şehit için konuşma yaptılar. Çünkü “resmi tören” henüz başlamamıştı. “Resmi tören” için tercih cemevi değil, camiydi. Onlar cenazeyi camiye götürmek için oradaydılar. Nitekim öyle oldu. Şehit er Özkan Ateşli’nin cenazesi sanki normal bir uygulamaymış gibi Atatöy’de bir camiye götürüldü ve orada resmi tören yapıldı. Ağdalı konuşmalar ve vaatler hepsi oradaydı…

Ne olduysa işte bundan sonra oldu. Alevi kuruluşları bu duruma tepki gösterdiler ve dediler ki; “Hadi dirimize saygı göstermiyorsunuz ama ölümüze de mi saygı göstermeyecekseniz? Bu nasıl bir vicdandır, nasıl bir ahlaktır? Siz hiç utanmıyor musunuz?”

Bu sorular “bazılarının” zoruna gitti. Bu soruların cevabı olan gerçeklerle yüzleşeceklerine acılı aileyi kullanarak bu soruları soran Alevileri suçlamaya ve yalancı çıkartmaya çalıştılar! Neymiş efendim: Şehit erin cenazesi ailesinin rızasıyla camiye götürülmüş, herhangi bir zor yokmuş, ortalığı karıştırmak için “cenaze gasp edildi” lafları kullanılıyormuş!

Tamam, zorun olmadığını, ailenin de camide ayrıca bir cenaze törenine evet dediğini kabul edelim! Bu asıl gerçeği değiştirir mi? Çifte standardı ortadan kaldırır mı?

Kaldı ki, bu uygulama, yani, şehidi cemevinden camiye götürme uygulaması, bugüne kadar Yarbay Ali Tatar gibi bir iki istisna hariç şehit düşen bütün Alevilere uygulandı. Özkan Ateş yalnızca kamuoyuna yansıdığı için bilinen tartışılan bir örnek oldu.

Alevi birisinin cenazesini kendi keyfine göre camiye götüreceksin, dirisinin girmediği yere ölüsünü sokacaksın ve bu durum ne ölüye ne de inanca saygısızlık olacak. Hakaret bile kabul edilmeyecek!

Ancak buna itiraz edenler hemen “iftiracı ve provokatör” olacak!

*

Bu ülkede gerçekten Alevi olmak da Alevi olarak ölmek de zor!

Ramazanda oruç tutmazsın ama günde beş vakit ezanı, sahurda da davulu dinlemek zorunda kalırsın.
Vergini verirsin, uzaktan yakından ilgin olmayan ve senin vergilerinle de beslenen Diyanet İşleri Başkanlığı sana hakaret eder, seni aşağılar!
Askerliğini yaparsın, şehit olursun, cenazeni bile kendi inancına göre kaldırmana izin vermezler. O zaman bile sana camiyi adres gösterirler!

Bunun adı ayrımcılık değil de nedir? Bunun adı inanç özgürlüğünü de ilgili yasaları çiğnemek değil de nedir?
Bunun adı “törendeki dini vecibeler tamamen ailenin isteğine göre düzenlenir” denen iç tüzüğü bile hiçe saymak değil de nedir?

Ve üstelik de bu gelişmeler çok fazla kutsallık atfedilen ramazanda yaşanır…

Her konuda ahkâm kesen Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda neden konuşmaz?
Din, iman ve ahlak laflarını ağızlarından düşürmeyen ulema bu konuda neden bir tek laf etmez?
İnanç özgürlüğü deyince mangalda kül bırakmayan Başbakan bu konuda neden konuşmaz?
Alevilerin her nedense fazlaca sevdiği ordu, neden süt dökmüş kedi gibidir? Bir tek laf etmez!
Ya yargı?
“Bu uygulama kamu vicdanını  yaralamıştır, inanç özgürlüğünü zedelemiştir” diye neden bir tek savcı ortaya çıkıp kamu davası açmaz?
Ya sokaktaki adam? İşyerindeki arkadaşım? Üniversitedeki akademisyen? Kapı komşum?

Neden, dilini yutmuş gibi, sessiz kalmaya devam ediyorsun…
Sonra…
Sonra da bütün olanları unutturmak için, yoksul, çaresiz ve acılı şehit ailesinin arkasına sığınıyorsun!
Ayıptır!

(Yurt Gazetesi)

Necdet SARAÇ | Tüm Yazıları
Hits: 975