"Zihinsel şiddete uğramak!" ve Prof. Büşra Ersanlı

~ 01.08.2012, Nihat BEHRAM ~

İstanbul KCK Davası’ndan 8.5 ay tutuklu kalan Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Enver Aysever’in programında yaşadıklarını “Zihinsel şiddete uğradım!” diye tanımladı. Bir bilim insanının yaşayabileceği acının daha yüksek noktası olur mu? İşkence değilse ne? İlkin faşizmin bu vahşet ve insanlık düşmanı işkenceci yapısının altını çiziyorum. Ersanlı nedeniyle düşünülmesi gereken bir nokta da halkın aydını olmanın ölçüleri ki okumakta olduğunuz yazının asıl konusudur.

Aynı programda Ersanlı, “Tutuklanınca şaşırdım. Beni bile tutukladılar!” dedi. Faşizmin zulmü için alışılmış tanım “Şaşırmadım!” olsa da Ersanlı’nın şaşırmış olmasına ben şaşırmadım. Çünkü kafası hâlâ karışık. İlk ‘şaşkınlık’tan da tam kurtulabilmiş değil! Sözlerindeki “bile” vurgusu vicdanını ne denli acıtırsa, şaşkınlığından o denli hızlı sıyrılacağını düşünüyorum.

Sayın profesörün, Yeni Şafak’ta “AKP gelmiş geçmiş en demokratik hükümettir!” dediği dönem, sistemin kapıkulu liberallerinin şimdiki gibi kepaze olup döküldüğü değil, en azgın oldukları dönemdir. Onurlu hukukçu, bilim adamı,  yazar ve sanatçılarıyla aydınları ve muhalif kesimleriyle toplumu “zihinsel şiddete uğratma” tohumlarının ekilip yeşertildiği, faşizmin tırpanını bilediği bir dönemdir. Şimdi Ersanlı, “O sözü ettiğine pişman!” Evet, ama yetmez!

“Uğradığı zihinsel şiddeti” toplumun muhatap olduğu faşist şiddetin parçası olarak solumadıkça, “Pişmanım!” demek yetmiyor. Benim de katılımcılarından olduğum Sosyalistlerin Meclisi, tutuklulara (ki biri de Ersanlı) yazdığı dayanışma mektubunda, “İçinde bulunduğumuz dönemde tüm siyasi soruşturma ve davaları, zarar görenin kim veya hangi düşünce ve akımın taraftarı olduğuna bakmaksızın gayri meşru ilan ediyoruz!” diyordu. İlkin bu “Bizim dava” saplantısından, faşizmin zulmü altında “zihinsel şiddet” mağduru herkesin özgürlüğünü savunacak şekilde kurtulmak gerekir. Sayın profesörün hâlâ kurtulamamış olması kuşkusuz ki kötü niyetinden değil, “şaşkınlığı” ve üstündeki liberal etkilerden ötürü.

“Bizim davada % 95’i salıverilmeli. Çok küçük bir azınlığın şiddete karıştığını düşünüyorum” diyor. Siyasi davalarda böyle “düşünce”ler bir aydına yakışmaz. “Şiddet”ten kasıt ne? Devletin  tankına, bombasına karşı çocuğun elindeki taş mı? Üstüne panzer sürülen gencin kaldırdığı pankart sopası mı? Peki, “Sizin” davada insanlar uyduruk gerekçelerle tutuklu da diğer davalar gerçek kanıtlara ve gerçek tanıklara mı dayalı? Binlerce insan “karanlık” hesaplarla hazırlanmış sahte kanıtlar ve “karanlık” tanık ifadeleriyle zindanda değil mi? AKP güdümlü siyasi davalarda “karanlık” olan budur Sayın profesör! Ergenekon Davası için savcıvari , “o iş karanlık” demeniz aydın tavrı mı?  Aydının görevi aydınlatmaktır, savcının diliyle dolanmak değil! Ya peki, aynı programda, Ersanlı’nın, 5 yıl önceki yazısını anımsatan, ‘Kürt sorununa’ ilişkin şu sözleri: “Sorunu bence de isterse Başbakan çözer!”

Nedeni sorulsa, ‘En yetkili, en güçlü o!’ diyecek ki, bu gerekçe, ancak “Çevir yanmasın!” olur. Bu iktidarın yetki ve gücünün kaynağı ne? ABD’ye ‘işbirlikçilik’ veya ‘taşeronluk’ en güçlü en yetkili anlamına mı geliyor? Gericiliği ‘güç’le taçlandırmak aydına yakışır mı?  Ne kadar hazin ki,  Ersanlı’nın bu açıklaması, tam da Başbakan’ın, tosladığı noktada, Suriye’de Kürt halkına karşı en sert tehditler savurduğu döneme rastladı. Yani,  Hükümet ve Başbakan’ın politikaları hayata ne kadar tosladıysa, ona bağlanan ‘umutlar, düşler ve hesaplar’ da o kadar tosladı. İnsanın güzel yapılanmalar düşlemesi yetmiyor. Düşe dayanak seçmenin bilinci de gerekli.
__________________________________________
Roman Atasözü:
“Çürük tahta çivi tutmaz!”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1627