Bir Cumhuriyet yazarının özgür Türkiyesi!

~ 10.01.2011, Kemal OKUYAN ~

“ABD’nin ve AB’nin Türkiye’yi ‘eski askeri cephe konumunda’ görmek ve tutmak istediğinde şüphe yok!
Ancak bu artık aşılmıştır!
Türkiye yönünü Batıya mı dönmeli yoksa Doğu ya mı, bunlar boş tartışmalardır!
Ülkenin ekonomik ve buna bağlı olarak siyasi gerçeklikleri neyi gösteriyorsa!
Ülkenin yeri ‘Çok merkezli ilişkiler’ içindedir!
Geçenlerde bir yazımda da belirttiğim gibi, bu ilişkiler çok eksenlidir… Çünkü dünya artık salt ‘Batı eksenli’ olmaktan çıkıyor!
Ekonomik, teknolojik ve dahası bilimsel olarak da!
Bir ‘Doğu ekseni’, uzun zamandır dünyaya kendini kabul ettirdi! Çin ve Hindistan, Tayvan ve Güney Kore ve diğerleri.. Dünya ekonomisine ve yaratıcılığına ağırlıklarını koymuş durumdalar!
ABD her durumda bir ‘çöken ülke’ konumundadır ve bu konumdan kurtulması çok zordur! Dahası, ABD büyük bir ‘hır’ bile çıkartabilir, salt bu nedenle ve yeniden ileriye fırlamak umuduyla!
Afrika, gelişen ve büyüyen bir kıtadır! Küreselleşen dünyanın önemli bir eksenidir! Türkiye’nin yoksul Güney ülkeleriyle dayanışmasına iliişkin Davutoğlu’nun sözleri, sevindiricidir!”

Sevinen, Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı’dır. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun 25 Aralık günü yapmış olduğu bilgilendirme toplantısından mutlu mesut ayrılmış, hiç zaman yitirmeden yukarıda bir bölümünü aktardığım yazıyı hazırlamış ve ertesi gün Cumhuriyet’teki köşesinde yayınlatmıştır.

Bursalı’ya göre, AKP’yi iç politikada eleştirmek, ülkenin uluslararası dinamikler karşısındaki direncini düşürmekle suçlamak mümkündür ama dış politikada hükümetin hakkı verilmelidir: “Türkiye, 60 yıldır ilk kez kendi ekseninde yerli yerine oturma çabası içine girmiştir!”

Cumhuriyet yazarına, cesaretinden dolayı bravo! Gazetenin bilim ve teknoloji şefi olduğu, köşesine Bilim ve Siyaset adını uygun gördüğü için iki kez bravo! Siyaset alanına bundan daha bilimsel yaklaşılamazdı!

Bursalı yaklaşımını “bu parti meselesi değil, memleket meselesi” diyerek açıklıyor. Kim bu memleketin hayrına bir şey yaparsa onu desteklermiş, zaten bir süredir bunu yapıyor, AKP’nin dış politikasını iç politikasından ayırıyormuş.

Yazılarını takip edenler, Bursalı’nın neler yaptığını bilirler, Cumhuriyet okurlarının bir bölümünden ne kadar tepki aldığını da… Bize düşmez ama AKP’nin içini çöpe atıp, dışını bize yedirmeye çalışan bu “bilge” yazarını aslanlar gibi savunan Cumhuriyet gazetesine de bravolardan pay ayırmak gerekiyor sanırım.

Ve yine sanıyorum ki, Bursalı Wikileaks belgelerinde ABD’li kimi diplomatların Davutoğlu için düştüğü “çok tehlikeli biri” notunu da kanıt olarak cebine koymuştur.

Demek ki, ABD yönetimi ile AKP iktidarının arasını açmak için yıllardır uğraşan, Wikileaks bohçasından çıkan kimi yazışmalara bu nedenle çok büyük bir kıymet biçen Cumhuriyet yönetimi ile Bursalı arasında ciddi bir uyuşmazlık var.

Birileri Erdoğan’ın ABD ve AB tarafından tahttan indirilebileceğine inanıyor, Bursalı gibileriyse AKP’nin Türkiye’yi Amerikancı bir dış politika pratiğinden uzaklaştırdığına… Bir taraf böyle giderse AKP’nin ipini çekerler diye, öteki taraf böyle giderse Türkiye özgür ve bağımsız bir ülke haline gelir diye seviniyor. Herkes sevindirik.

Kolay gelsin, Cumhuriyet’in işi zor!

Söylemeden edemeyeceğim, sevinçlerden sevinç beğeneceksek, Orhan Bursalı’nınkini elbette yeğlerim; gerçek olsa, Türkiye’nin Amerikancı eksenden uzaklaşmasına elbette sevinirim. Halk düşmanı bir siyasi iktidarın emperyalistler tarafından günü geldiğinde derdest edilmesi ise kendi başına ne bir sevinç kaynağı olabilir ne de avuntu.

Sorun şu ki, Orhan Bursalı yanılmakta, daha doğrusu uydurmaktadır.

AKP’nin dış politikada agresif, hırslı ve dik kafalı bir pratik sergilemesine hangi etmenlerin imkan tanıdığını incelemeksizin, sadece sonuçlara baktığınızda illa ki yanılırsınız. Sonrasında uydurup uydurmamak sizin bileceğiniz şey…

Önce, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan boşlukların doldurulmasında yaşanan sorunlardan başlamak gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin, başat emperyalist ülke olarak boşluğa yönelen diğer rakiplere karşı devreye soktuğu önleyici tedbirler, birçok açıdan işe yaramakla birlikte Amerikan ekonomisinin büyük riskler barındıran yapısına fazla yük bindirdiği gibi, bu ülkeyi siyasal ve ideolojik açıdan ciddi ölçülerde yıprattı. Avrupa Birliği’yse, kendi içindeki çelişkiler, ortaya çıkan boşluğun çapının yarattığı ürküntü, ABD ile karşı karşıya gelme korkusu ve cüretli açılımlar için gerekli iç enerjiden yoksun olması nedeniyle yıpranan ABD’nin yerini doldurmayı beceremedi, daha doğrusu denemedi bile. Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti ise ABD hegemonyasına meydan okumak yerine onu kemirmeyi tercih ediyor deyim yerindeyse…

ABD’nin yolun sonuna geldiğini ileri sürenler ABD’ye hizmet ediyorlar. 90′ların ilk yarısında yeni yüzyılın Japonya’ya yazacağı söylenirdi, şimdi bu tezin sahipleri ortada gözükmüyor; sonra Avrupa’nın yeni hegemonik güç olduğu ileri sürüldü, şimdi Çin, Rusya, Hindistan sahne alıyor “ABD’yi bitirme” oyununda…

ABD bitmiyor, kapitalist sistem bir bütün olarak tekliyor, düzen tesis etmekte zorluk çekiyor.

Bu tablo, kimi ülkeler için bir hareket alanı yaratır elbette…

Sovyetler Birliği zamanında iki bloklu dünyanın ortaya çıkardığı pata durumdan yararlanarak belli bir hareket serbestliği elde eden ülkelerin önemli bölümüne 1991 sonrasında diz çökertilmişti.

Bu operasyonların Vaşington için ağır, çok ağır bedeli oldu. Amerikan halkının değerler sisteminin tamamen çöküşü, parazit ekonomisinin çürütücü etkisi, Ortadoğu ve Latin Amerika’da ABD’ye dönük tepkilerin nefrete dönüşmesi, eldeki ittifak sisteminin sürdürülebilir olmaktan çıkması ile bu süreç arasında güçlü bir bağ var.

Gelinen noktada Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikada yeni bir tarza gereksindiği açıktı. Bu bağlamda Türkiye çok özel olanaklar sunuyordu: Müslüman nüfus, genç işgücü, işbirlikçi devlet kültürü, hatırı sayılır bir ekonomik altyapı, güçlü ordu, stratejik konumlanış…

Bir dış politika analizi yapacaksak, ABD’nin ihtiyaçlarıyla, AKP’nin bu ihtiyaçları fark etmesi ilk sıraya yazılmalıdır.

Türkiye’nin dış politikası ABD tarafından dikte edilmemektedir. Türkiye’nin dış politikası AKP’nin yönelimleri ile ABD çıkarlarının örtüştüğü eksende gelişmektedir. Sürtünme ve gerilim örtüşmenin doğasında vardır.

İkinci olarak, uluslararası tekellerin AKP’nin “gözü dönmüş” piyasacı karakterinden fazlasıyla etkilendikleri, sermayeye sınırsız özgürlük tanıyan bu iktidarın hem Türkiye’yi hem de Kürt, Arap, Kafkas coğrafyasını ve hatta İslam Afrikası’nı emperyalist penetrasyon için olgun hale getireceğini hesapladıklarını söyleyebiliriz. Dahası da var… AKP emeğin ve kamucu kültürün en fazla geriletildiği ülkelerden birinde iktidardır ve giderek daha fazla ülkeye ilham vermektedir. Bursalı’nın iç politika ve dış politikayı birbirinden mutlak biçimde ayıran yaklaşımı, yöntemsel olarak yanlış olduğu gibi, AKP’nin temsil ettiği piyasa faşizminin taşıdığı uluslararası değeri görmezden gelmek gibi bir talihsizliği de barındırmakta.

Bütün bunlardan emperyalizm ile AKP arasındaki gerilimlerin tümüyle senaryo olduğu sonucu çıkmıyor. Bu gerilimler var ama onlardan daha güçlü bir ortaklık da var. Emperyalistler cesaretlendiriyor, yön veriyor, kontrol etmeye çalışıyor, kullanıyor ve elbette kaygı duyuyor. AKP’yse kendi rengini katmaya çabalıyor, vazgeçilmezliğini pekiştiriyor, elde ettiği hareket alanının karşılığını fazlasıyla veriyor, kafasındaki Türkiye projesi ile emperyalistlerin ihtiyaçlarının buluştuğu noktaları cilalıyor ve bu proje için zaman kazanıyor.

Bir gerçek ise hiç değişmiyor: AKP, ABD’ye rağmen iktidarını sürdüremez! AKP Avrupa Birliği’ne rağmen iktidarını sürdüremez.

Daha önce yazmıştım, son tahlilde AKP, bütün bunlardan dolayı bir mayın eşeğidir. Pek değerlidir ama nihayetinde mayınlı araziye salınmıştır, patlatmakta olduğu mayınlardan temizlenen yol, emperyalizmin yoludur. Şimdiye kadar mayınlardan zarar görmemesi, biraz sırtına vurulan çulun değerinden, biraz da bizim eşekliğimizdendir. O yolda yürüdüğü sürece, sağa sola çifte atması, anırması, zigzak çizmesininse bir önemi yoktur.

Tersine çok güzel hareketlerdir bunlar, insanların, halkların, aydınların aklını çelmekte, AKP’ye olmadık özellikler yakıştırılmakta, Bursalı örneğinde olduğu gibi AKP Türkiyesi’ne bağımsızlıkçılık payesi verilmektedir.

“ABD bizi de uzaya götür, ben de halkın parasıyla senin uçaklardan alayım” diyen bağımsız Türkiye!

(SolHaber 05.01.2011)

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1345