CHP'nin ev ödevi: Değişirken devam etmek

~ 20.07.2012, Cüneyt ÜLSEVER ~

Sanırım, 34. Kongresi’nde CHP’yi bekleyen esas görev:
  
Besim F.Dellaloğlu’nun “Modernleşmenin Zihniyet Dünyası: Bir Tanpınar Fetişizmi” (Kapı Yayınları-Mart 2012) adlı kitabında çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir yaşam boyu aradığı “değişirken devam edebilmeyi, devam ederken değişebilmeyi becermek” (Aufhebung)!
  
CHP, Mustafa Kemal ile çıktığı yola devam etmeli ama devam ederken değişmeyi de becerebilmeli. İnsanlar da, örgütler de “Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında/Yekpare, geniş bir anın/Parçalanmaz akışında” mısralarındaki anlamı yakalarsa değişerek devam etmenin ne demek olduğunu kavrarlar.
   
“Yekpare, geniş bir anın/Parçalanmaz akışında” geçmiş, şimdi ve gelecek bir arada ve aynı anda yaşanır. Değişirken devam etmekten (geçmişi sürdürmekten), devam ederken değişmekten (geleceği yakalamaktan) korkmadığımız an “şimdi”nin ruhunu yakalarız.
                                                                     ***
  
CHP, Mustafa Kemal’in tüm zamanların ruhunu temsil eden “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” şiarına sımsıkı sarılırken “devlet”i koruma refleksini “vatandaşı/bireyi/şahsiyeti” koruma refleksi ile değiştirebilirse zamanın ruhunu yakalayacaktır.
                                                                     ***
  
2000’li yılların başında AKP zamanın ruhunu doğru yakaladı ve geçmişini zamanın dışına çıkaran Türkiye’yi kendi geçmişi ile barıştırmaya çalıştı. Ancak, kısa sürede anlaşıldı ki, aynı AKP geleceği yakalamaktan acizdir.
  
AKP, Türkiye’yi “yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışına” teslim edememiştir!
  
Kabaca söylersek, AKP “askeri vesayet”e son verirken Türkiye’yi vesayet rejimlerinden kurtar(a)mamış, yekpare “an”ı yakalayamayarak, sadece ve sadece kendi “sivil vesayeti”ni kurmuştur.

                                                                      ***
  
Bugün AKP iktidarının ülkeyi düçar ettiği açmazlar 4 kalemde özetlenebilir: i)Basın özgürlüğü büyük yara almıştır, ii)her türlü muhalefet paramparça edilmektedir, iii)muhafazakârlık dayatılmaktadır, iv)ülke süratle tek adam otokrasi/diktatoryasına sürüklenmektedir.
  
Önümüzde sadece 2014’e dek süre var!
  
Ya CHP buna müsade etmeyecek ya da ülke 2023’e dek “tek adam sultası” altında yaşamaya razı olacak.
  
Bu duruma panzehir CHP’nin ortaya attığı deyimle “sosyal liberallik”tir. Ben olsaydım liberallik yerine esas anlamı olan “özgürlük” kelimesini kullanırdım:
  
Sosyal/Siyasal özgürlükler!
  
Prof.Dr. Sencer Ayata bu ilke ile ne denmek istendiğini şöyle anlatıyor:
  
“CHP’nin sosyal demokrat bir parti olarak esas aldığı ve birbirine bağlı dört hedefi var: a)Temel hak ve özgürlükler,b)Yargının bağımsızlığı,c)Hukukun üstünlüğü, d)Güçler ayrılığı ilkesinin layıkıyla uygulanması.Biz, temel hak ve özgürlüklerin yaşama geçmesini istiyoruz. Bunun için de yargının bağımsız olması gerekiyor. Bunun sağlanması için de hukukun üstünlüğü ilkesinin esas alınması ve nihayet uygulamada güçler ayrılığının hakkıyla uygulanması lazım.” (Fikret Bila-Milliyet-17.07.2012)

                                                                     ***
  
Esasında CHP “misyonu”nu yakalamış. Dışarıdan akıl almaya ihtiyaç yok. Ancak, benim eklemek istediğim, yine parti içinde Muhammet Çakmak gibi kişilerin çok doğru yakaladığı gibi “yekpare anı” yaşayabilmek için millete onun değerlerinin esasında en büyük garantörünün “topyekûn özgürlükler” olduğu da hazmettirilebilmeli.
  
Haklı olarak kendi köklerinden kopmamak isteyen CHP, üzerinden atmaya çalıştığı “devleti koruma refleksinin” zamanla millette “CHP beni değerlerimden koparıyor!” algılaması yarattığını da kabul edebilmeli.
  
“Yekpare an” ancak geçmiş/şimdi/geleceğin milletle birlikte yaşanması ile yakalanabilir!

                                                                     ***
  
Her fırsatta tekrarlıyorum. 2014’de Türkiye ilk kez Cumhurbaşkanı’nı
halkoyu ile seçtiğinde, Anayasa’da zerre değişiklik yapmasa da “parlamenter demokrasi” rejimini terk edecek, “Başkanlık/Yarı Başkanlık” adı altında “tek adam otokrasi”sine geçecektir. Yargı/yasama/yürütme bir tek kişinin elinde toplanacaktır.
  
Bu kişi de büyük ihtimalle Recep Tayyip Erdoğan olacaktır!
  
Şimdilik kaçınılmaz görünen bu gidişata engel olabilecek tek güç CHP’dir!
  
CHP’nin sırtında böyle ağır bir misyon var!
  
Ülkenin yarısı Erdoağan’ı destekliyorsa, diğer yarısı ise bu “mukadder gidişatı” kaygı ile izlemekte.
  
Tarihin bu yekpare anında CHP’nin “faşizmin ayak seslerini” şimdiden duyan kitlelere rehberlik etme görevi vardır!

(Yurt Gazetesi)

Cüneyt ÜLSEVER | Tüm Yazıları
Hits: 1154