Liberallerin ve AKP'nin ülkücüleri!

~ 16.07.2012, Merdan YANARDAĞ ~

İktidarın 3’üncü Yargı Paketi düzenlemesiyle cezasını tam olarak çekmeden serbest bırakılan ülkücü katiller olayı, rejimin niteliğini ve AKP’nin kimliğini ortaya koyması bakımından çok çarpıcı bir örnek oluşturuyor.
Çünkü AKP, 12 Eylül 1980 öncesinde çok özel operasyonlarda yer alan Kontrgerilla tetikçisi tam 30-35 ülkücü katili serbest bırakmak için özel yasa çıkardı. Reform diye yutturmaya çalıştıkları son yargı paketinin anlamı budur.


Serbest bırakılan ülkücü katillerden Muhsin Kehya tipik bir örnektir. Kehya 1980 öncesinde biri polis, ikisi üst düzey CHP yöneticisi olmak üzere, tam 8 kişinin öldürülmesinde görev alıyor. Kehya’nın öldürdüğü kişilerden Cevat Yurdakul, dönemin Adana Emniyet Müdürü. Yurdakul, çok sayıda faili meçhul cinayeti aydınlatan başarılı bir polis… Ülkü Ocakları’nı ve Kontrgerilla’yı soruşturuyor ve bu iki yapılanma arasındaki ilişkileri araştırıyor.
Şimdiki kuşaklar genellikle ülkücülerin asker ya da polis öldürmediğini sanır. Hiç öyle değildir. Sol görüşlü olan herkes, CIA güdümünde bir operasyon örgütlenmesi olan MHP-Ülkü Ocakları ve Kontrgerilla’nın hedefindeydi. Her iki yapılanma da birer Soğuk Savaş örgütlenmesiydi. Ülkücülerin büyük bir bölümünün bile bu durumdan haberi yoktu. Nitekim samimi ülkücüler, bu olguyu yıllar sonra kabul edeceklerdi. 


***


Muhsin Kehya’nın öldürdüğü CHP’li yöneticiler ise Adana ve Kayseri CHP İl Başkanlarıydı. Yine sanılanın aksine CHP, 12 Eylül öncesinde faşist saldırıların ve Kontrgerilla’nın hedefindeki siyasal güçlerden biriydi. Örneğin, yine ülkücüler tarafından öldürülen CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner’in cenazesine katılan parti lideri Bülent Ecevit ve beraberindekilerin üzerine kurşun yağdırılmıştı. O yıllarda Ecevit’e çok sayıda silahlı saldırı ve suikast düzenlenmişti.


Soğuk Savaş döneminde, derin devletin saldırısına uğrayan, üyeleri, yöneticileri ve milletvekilleri öldürülen CHP’nin 32 yıl sonra kurulu düzenin temsilcisi (statükocu) ilan edilmesi hazindir. Bu tablonun oluşumunda parti yönetiminin ve hâkim ideolojik tavrın büyük payı olduğu gibi, büyük liberal-muhafazakâr yalanın etkisi de vardır.
İşlediği cinayetlerden pişman olmadığını belirten ve “dönemin şartları öyle mücadele etmemizi gerektiriyordu” diyen ülkücü Kehya’nın, Türk Gladyosu’na yani Kontrgerilla’ya çalıştığı belliydi. Çünkü sıradan bir ülkücü, büyük bir ilin birinci sınıf emniyet müdürünü ve dönemin en büyük partisinin –ki o yılların bir bölümünde hükümetteydi- iki il başkanını vuramazdı.
Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’un eşi Ülker Yurdakul da polis memuruydu ve davanın peşini bırakmadı. Ancak Yurdakul davasını takip eden aile avukatı da 4 ay sonra vurularak öldürülecekti.
Önemli bir ayrıntı da şudur; aynı zamanda dönemin sol eğilimli efsane polis derneği POL-DER’in kurucularından olan Yurdakul, arkadaşımız İnci Hekimoğlu’nun da dün yazdığı gibi, kendi devleti tarafından “şehit” de sayılmayacaktı. Çünkü o Kontrgerilla mensubu değil, halkın polisiydi. Adana Sıkıyönetim Komutanlığı Yurdakul’un cenaze törenini engellemek için elinden geleni yapacaktı.


***


Ergenekon ve Balyoz davalarında sahte dijital kanıtlarla yüzlerce muhalifini tutuklatan AKP işte böyle katilleri serbest bıraktı. Çünkü AKP gerçek derin devletle, Kontrgerilla ile anlaştı. AKP’nin demokratikleşme iddiasının büyük bir yalan olduğu ortaya çıktı. AKP, yedeğine aldığı liberallerin desteğiyle gerici faşizan bir diktatörlük kurdu.
Bugün iktidarın Silivri davalarında sahte Kontrgerilla yargılamaları yapılmaktadır. Ergenekon, Balyoz ve bağlı davalarda, bir NATO örgütlenmesi olan ve ABD tarafından yönetilen yasadışı örgütlenme olan Kontrgerilla değil, NATO’ya, ABD’ye ve AKP’ye karşı olan muhalifler yargılanmaktadır.


AKP’nin 3. Yargı Paketi düzenlemesiyle serbest bırakılmaya başlanan Türk Gladyosu’nun ülkücü silahşorları bu gerçeği bir kez daha ortaya çıkardı. Son olay bu ülkede gerçek Gladyo / Kontrgerilla mensuplarına nasıl davranıldığını bir kez daha ortaya koydu. NATO’dan çıkalım diyen askerleri Silivri’ye Hasdal’a gönderen AKP-Cemaat cuntası, gerçek derin devlet tetikçilerini, katilleri serbest bırakıyor. Böylece, kendisini yeniden kurmaya çalışan MHP ve ülkücü hareketin de içine kama sokarak, oradan bir parçayı koparmaya, yeni bir gerici blok oluşturmaya çalışıyor.

Ülkücü katil Muhsin Kehya serbest bırakıldığında AKP’ye, MHP’ye ve 12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa referandumunda “Evet” oyu kullananlara teşekkür etmiş. Bu teşekkür, referandumda “Yetmez ama evet” diyen liberallere ve sol liberallere yeter mi bilmem!


***


AKP’nin başarısı, soyut bir statüko ve devlet eleştirisi üzerinden somut bir iktidarın ve gerici dönüşüm projesinin desteklenmesini sağlamasında yatıyor. Bu desteğin sağlanması ve günümüze kadar sürdürülmesindeki en büyük rolü ise çoğu soldan devşirilen liberaller oynadı.


Bugün liberallerin işinin bittiği görülüyor. Kendilerine sonuna kadar açılan televizyon ekranları kapanıyor, gazetelerdeki köşelerini kaybediyorlar. Kirli peçete gibi bir kenara atılıyorlar. Hazin bir hikâye…
AKP’nin başarısındaki liberallerin etkisi, yaptıkları sinsi bir ideolojik hileden kaynaklanıyor. Bu hilenin başarısı, başta solun önemli bir kesimi olmak üzere geniş bir aydın çevre ve “karar vericiler” arasında tutmasından kaynaklanıyor. Bu hilenin özü şöyledir; Cumhuriyet’e yönelik iki eleştiri vardır, bunlardan biri soldan gelen, tarihsel bakımdan ilerici ve kategorik olarak devrimci eleştiridir. İkincisi ise, İslamcı-muhafazakâr sağdan gelen, tarihsel bakımdan gerici, kategorik olarak karşı devrimci eleştiridir.

İşte liberallerin yaptığı hile bu iki farklı eleştiriyi birbirine karıştırmaktı. Liberaller, Cumhuriyete ve rejime yönelik her eleştiriyi demokratik bir itiraz olarak sundular. Liberaller, soyut ve sahte bir demokratikleşme adına gericiliğe yönelik bütün eleştirilerini geri çektiler.  Kendi hayatlarına ihanet ederek iktidara destek veren liberallerin ve “yetmez ama evet” diyenlerin bugün ellerinde kala kala Gladyo tetikçisi katillerin teşekkürü kaldı.

Değer miydi?

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1365