Yargıya güvenmek

~ 07.07.2012, Taha AKYOL ~

SARKOZY hakkında Fransız adaletinin soruşturma açması ve Sarkozy’nin partisi tarafından atanmış hâkimlerin onun çıkarttırdığı Ermeni yasasını iptal etmesi çok ders alınması gereken önemli hukuk olaylarıdır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda somut örneklerdir bunlar.
 

Halbuki Fransız Devrimi yargıyı devrimin ve dolayısıyla devrimle kurulan rejimin hizmetine almış, bu yüzden yargı bağımsızlığı Fransa’da gelişmemiş, yargı üzerine en az yüz yıl süreyle büyük kavgalar yaşanmıştı. Bu konuda Sudhir Hazareesingh’in Jakobenizm üzerine yazdığı eserlerde geniş bilgi vardır.

Bugün ise Fransız yargısı, Sarkozy hakkında soruşturma yapıyor... Sarkozy’nin atadığı hâkim de onun bir yasasında aykırılık görürse, iptal ediyor. Tarafsızlığına güvenildiği için yargıya herkes saygı duyuyor.

Cumhuriyetçi yargı

Raymond Aron’un yazdığı gibi “devrim geçiren ülkelerde” ve tabii bizde de yargı uzun süre devrimin bir organı olarak yapılandırıldı. Üçüncü Cumhuriyet Fransası ve bizde 28 Şubat’a kadar uzanan yargı uygulamaları bunun örnekleriyle doludur.
Yargının türban yasağı bu ülkede az mı kavgalara yol açtı? Fikir suçları konusunda yasama organı özgürlükçü düzenlemeler yaparken Yargıtay’ın buna direnmesini dönemin Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk defalarca eleştirmedi mi?

28 Şubat’ta generaller tarafından gösterişli ziyaretlerle desteklenen, brifinglerle yönlendirilen yargıyı hatırlatmaya gerek var mı?
Yasama organı elinden geldiğince yargının bu hallerini düzeltmeye çalışmıştı. Yargının özelleştirmeyi engellemesi karşısında merhum Ecevit döneminde özelleştirme Anayasa’ya konulmuştu. Yargı patır patır parti kapatırken bütün iktidarlar Anayasa’da değişiklikler yaparak parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeler yapmıştı...

Demokrat yargı

Cumhuriyetçilikle liberal demokrasinin uyuşan ve çelişen yönlerini özetlemek bile buraya sığmaz. Ancak şu kesindir, devrimci cumhuriyetlerin evrimi daima liberal demokrasi yönünde olmaktadır. Bizde de toplumsal ve entelektüel iklim bu yönde değişiyor.

Yargı da bu yönde değişiyor.

Yargı dün cumhuriyetçi bir misyon duygusuyla “ölçüsüz ve orantısız” kararlar veriyordu... Bugün demokrasiyi savunma gibi bir misyon duygusuyla...

Ve bunun da toplumda gerilimler yaratması üzerine, yine yasama organı mesela Üçüncü Yargı Paketi’ni çıkarıyor.

Yargının tek misyonu olabilir; kanunları, adaletle uygulamak.

Yargının evrim yönü

Üçüncü Yargı Paketi’nin eleştirilecek yönleri olabilir ama “adalet” beklentisini güçlendirdiği açıktır. İşte bu umudu paylaşan bazı tutuklular tahliye talebinde bulundular, karar haftaya...

Elbette genel ve toptan bir ret ve kabul olmayacaktır ama umuyorum ki yargı özgürlük fikrine önem vererek bazı tahliyeler yapacaktır, nitekim; İzmir’de tahliyeler yapıldı.

Eski Fransız yargısı Yahudi Binbaşı Dreyfus’u vatan haini diye haksız yere mahkûm ettiğinde, büyük yazar Emile Zola, 13 Ocak 1898 tarihli “Suçluyorum!” başlıklı yazısında isyan ederek haykırmıştı:

“Cumhuriyet’in şerefi adaletidir!”

Fransa bugünkü güven veren yargıya bu kültürle ulaştı.

Bizde Celal Bayar, Kayseri zindanındaki günlüğüne “Her gün bir Dreyfus faciası yaşadık, bir Emil Zola çıkmadı!” diye yazmıştı... Geçen elli yılda ülkemizde demokrasi fikri ve adalet özlemi güçlenmiştir, haksız görülen her şey eleştirilmektedir.

Yargının “tarafsızlık” yönünde evrimi de böyle oluyor. Ben genel gidişten iyimserim, evrensel hukuk artık bir referanstır hukuk kültürümüzde.

(Hürriyet)

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 1177