'Kürt Bölgesi' Var mı, Sınırları Nedir?

~ 06.07.2012, Mustafa SÖNMEZ ~

Türkiyenin özellikle son 30 yılına damgasını vuran Kürt sorununda da bir kakofoni”, yani ahenksizlik, uyumsuzluk hâkim. Kakofoni, sorunun tanımında, teşhisinde, kavramlarındaBöyle olunca müthiş bir algı karmaşası da ortaya çıkıyor.

En güncel örneği, Kadri Gürselin 2 Temmuz tarihli Milliyetteki köşesinde bulabilirsiniz. Kadri, Kürt sorununa yıllarca kafa yormuş, yazdığı Dağdakiler kitabı ile PKKnin gündelik hayatını gözlemleyip aktarmış bir isim. Kürt siyasetinin stratejisini, hedeflerini doğru anlayıp yansıtacak güvenilir bir kaynak. Sözünü ettiğim köşe yazısında, bir özel buluşmada Kürt siyasetinin elitlerinin taleplerini bize şöyle yansıtıyor; Kürt siyasetçiler, barış görüşmelerine paralel olarak, eşitlikkonusunun ele alınacağı bir anayasa komisyonukurulmasını, oradan çıkacak anayasada ise Kürt bölgesine ademi merkeziyetçi yapıda bir statütanınmasını istiyorlar. Özerklik anlayışlarını, ‘ekonomik, kültürel ve sosyal alanlardaki yerel ihtiyaçları tespit etme yetkisine sahip yerel meclislerin kurulmasıolarak özetliyorlar Anadilinde eğitim hakkında ısrarlılar.

Benim bildiğim, bizzat BDP eşbaşkanlarıyla yaptığım görüşmelerde kayıt altına aldığım üzere (*) Kürt bölgesine anayasal statü, Kürt bölgesine demokratik özerklik diye bir talepleri yok. Olmamalı. Çünkü Türkiyede 20 milyon dolayında Kürt var ama Kürt bölgesiyok. Çünkü Türkiyede 1950 sonrası başlayan, özellikle 1980 sonrası hızlanan iç göçlerle, Kürt nüfus önemli ölçüde Batıya, Çukurovaya göç etti ve yerleşti. Yaşanmış bunca göç ve iç içe geçmişlik sonrası, Kürt bölgesi, tanımı neredeyse imkânsız. Neresi Kürt bölgesi? Sınırı nereden çizeceksiniz? Malatyadan mı? Adıyamandan mı? Karstan mı, Erzurumdan mı? Nereden? Olacak şey değil. Kürt nüfusun yüzde 40-45inin Doğu ve Güneydoğunun dışında yaşadığını herkes kabul ediyor. Sadece 13 milyonluk İstanbulda, Doğulu nüfus 3.5 milyon. Yani İstanbulun dörtte biri. Oran, Adana ve Mersin için de aynı. İzmir, Kocaeli ve Yalovada yüzde 20. (*)

***

Etnik esaslı bir bölgeleşme istemediklerini bizzat BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak birkaç ay önce ifade etti bana. Kitabımda, tüm detayları var. Peki, sorun nerede? Kadri Gürsel, duyduğunu doğru anlayıp aktardığına göre, Kürt siyasetinin üst kadrolarında değil mi sorun? Anayasal statü talebi tamam da, nereye statü verilecek? Kürt bölgesineNeresi Kürt bölgesi? Adını koyun bakalım, koyabilecek misiniz? Haydi sınırları çizin. Yapabiliyor musunuz?

***

Bu kakofoni önlenemeyince, Kürt bölgesi kavramı kullanıldıkça, siz istediğiniz kadar, biz ayrılıkçı değiliz, diye yemin billah edin, herkes sizi ayrımcı”, “bölücügörecektir. Nitekim yine Kadrinin yazısında ifade edildiği gibi anket yapan araştırma şirketleri de soruları böyle (yanlış) soruyor, yanıtlar da inanılmaz ölçüde kutuplaşmış Türkiye izlenimi veriyor. Araştırma şirketi, Bir Kürt bölgesinin tanınmasına, özerklik verilmesine ne dersiniz? diye sorarsa, Bölünme, parçalanmatravması yaşamış Osmanlının ahvadından nasıl pozitif bir cevap beklersiniz ki?

O halde bu kakofoni nasıl aşılacaktır? Doğru formülasyonu aslında Kürt siyaseti üretti, ama hazmetmiş, içselleştirmiş, paylaşmış değil. Nedir o? Yeni bir demokratik Türkiye reformu ve bunun için 20 dolayında demokratik özerk bölge yapılanması. Bu yapılanma etniktemelde değil. O zaman da adına Kürt bölgesi denecek bir kümelenme söz konusu olmayacak. İstanbul Demokratik Özerk Bölgesi de Çukurova DÖB de, Doğu Karadeniz DÖB de, anayasal statüye sahip olacak. Yerel meclisleri, yerel hükümetleri olacak. Merkezin otoriterliğini, tekelciliğini kıran ve yetkiyi yerele, yerelde halk sınıflarına aktaracak bir reform, Kürtlerin kültürel, anadilinde eğitim, kendi kendini yönetme taleplerine de cevap verir. Sadece Kürtlerin değil, Türkiyenin diğer bölgelerindeki halk sınıflarının da her tür ekonomik, kültürel, politik mağduriyet ve mahrumiyetlerine çözüm üretici bir iklim yaratır. Bu da Kürt siyasetinin, dolayısıyla BDPnin biraz daha Türkiye partisi olmasını, Kürt sorunu odaklı düşünme, davranma paradigmasından biraz daha sıyrılarak Türkiye solu ile daha çok politik pratik içine girmesini gerekli kılar.

Türkiyede tarifi mümkün olmadığı bir Kürt bölgesine statü ve özerklik talebinde ısrar, haklıyken haksız çıkmaktan başka bir şeye yaramaz. Çünkü pratiği mümkün değil, uygulanırlığı yok. İspanyada bu model, Katalunya ve Baskı bölgesi için mümkünken bile, 1978 İspanya Anayasası’nda bu yapılmadı. Cafe Para Todos denildi. Yani, herkese kahve!.. Yani, sadece size yok özerklik; bütün bölgelere özerklik, denildi ve ülkeyi 17 özerk bölge ve 4 özerk şehre ayırarak her bölgeye statü verildi, geniş yerel yönetim hakları tanındı. Türkiye için de olabilecek, olması gereken buna benzer bir süreçtir.

***

Kürt bölgesine statü ve demokratik özerklik söylemine bugünkü kadar odaklanmayıp, mesela İstanbulun yağmalanmasına, talanına karşı İstanbul demokratik özerkliğini konuşmaya, örgütlemeye ne diyor BDP? Doğu Karadeniz üreticisinin istismarına, derelerinin enerji baronlarınca yağmalanmasına karşı Karadeniz özerk bölgesine statü, demokratik özerklik diyebiliyor mu BDP?

İhtiyacımız olan, gerçek demokrasi. Demokrasi, hem Kürtler, hem Türkler ve diğer halklar için Çözüm ise birlikte örgütlenmek, birlikte çözümler yaratmaktan geçiyor

(*) Kürt Sorunu ve Demokratik Özerklik, Notabene yayını, 2012

(Cumhuriyet)

Mustafa SÖNMEZ | Tüm Yazıları
Hits: 1228