DGM-ÖYM-BACM : sayısal çoğunluğu kalıcı kılma araçları mı?

“Yasa”, gerekçesi, yapım tarzı ve sonuçları bakımından “genel irade” kavramına giderek yabancılaşıyor. Peki, ya seçilenlerin iradesini yansıtıyor mu?

Yasa yapımı: nedeni ve tarzı

Cumhurbaşkanı seçimi, eğitimde 4+4+4 sistemi, havacılık hizmetlerinde grev yasağı, İnsan hakları kurumu, 3. Yargı paketiyle ÖYM’ler yerine kurulan Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri (BACM). Şimdi, kürtaj yasağı yasası. Hangisi öngörülebilir?

2007 değişikliği, CB’nin genel oyla seçilmesini öngördüğü için, yasal düzenleme Anayasa gereği idi.

Gerçi,” yargı paketi” adı altında yapılan düzenlemeler, son aylarda gündemde. Ama, ÖYM yerine BACM’in kurulması, anlık bir düzenleme, tıpkı 4+4+4’ün getiriliş şeklinde veya hava-iş grev yasağı yasasında olduğu gibi.

Aslında 12 Haziran 2011 seçimleri, yasama tarzında değişimi de beraberinde getirdi: KHK uygulaması ve ardarda kotarılan yasalar, yapım tarzı ve düzenlediği konular bakımından “yeni dönem”! olarak nitelenebilir. Çünkü bunlar için, toplumsal gereksinim veya anayasal gereklilikten çok, “siyasal hesaplar” ağır basıyor.

KHK yoluyla kotarılan düzenlemeler, 4+4+4, grev yasağı, insan hakları kurumu, bölge mahkemeleri, “siyasal hedefler” dizisinde yer alıyor. AKP için başlıca ölçüt, yasa yapabilecek sayısal çoğunluk. (Sandalye sayısına, zaman zaman, sandalyede oturanların cüssesi de eklenince, Parti, Parlamento’nun üzerinden silindir gibi geçebiliyor…).

Önceki yasama döneminde “sayısal güç”, daha çok anayasa değişiklikleri için kullanılıyordu; ya MHP’yi yedeğine alarak (2008), ya da “milli egemenlik” fetişizmi yaparak (2010).

DGM ve ÖYM

DGM, darbe ürünü idi. Anayasa’ya 1973 değişikliğiyle girdi; yani, 12 Mart muhtırası ile açılan ara dönemde… Kuruluşu, 1982 Anayasası ile gerçekleşti. İHAM kararı gereği, 1999’da oluşumuna müdahale edildi. 2004 Anayasa değişikliğinde kaldırıldı.

DGM’lerin 30 yıllık tarihi; Avrupa standartları, Anayasa, hukuk devleti, adil yargılanma hakkı ve insan hakları açısından yoğun tartışmaların merkezinde yer aldı.

2004’ten sonra bunların yerine yasa yoluyla kurulan ÖYM, daha çok uygulamalarıyla gündeme geldi, özellikle siyasal nitelikli davalar vesilesiyle.

Kendisi, anayasal dayanaktan yoksun olduğu gibi, uygulamaları da genellikle Anayasa’ya aykırı: 19. (kişi özgürlüğü ve güvenliği), 20.(özel hayatın gizliliği), 21. (konut dokunulmazlığı), 22. (haberleşme özgürlüğü), 26. (düşünceyi açıklama ve yayma hakkı), 36. (adil yargılanma hakkı) maddeler, en çok ihlal edilenler arasında.

Buna karşılık, 5235 sy.lı ve 26.9.2004 tarihli yasa ile kurulan bölge adliye (istinaf) mahkemeleri (BAM), bugüne kadar faaliyete geçirilmedi.

Aslında, ÖYM’lerin kaldırılması ve istinaf mahkemelerinin göreve başlamasını beklerken, yine “torba yasa” şeklinde hazırlanan ve partili vekillerden bile saklanan 3. Yargı paketinden tam tersi bir düzenleme çıktı: ÖYM kaldırılmadı, BAM işletilmedi, bunun yerine, ÖYM benzeri mahkemeler genelleştirildi.

Bunu yaparken, suç ve ceza tanımı değişmedi: BACM yoluyla, fikri ve siyasal suçlar yaratılmaya devam edilecek. (CMK’daki düzenleme TMK’ya aktarıldı. ÖYM, görmekte olduğu davalara devam edecek kendi usul kuralları gereği, BACM’ler için getirilen iyileştirmelerden yararladırılmaksızın). Yaklaşık beş yıllık davaların, yıllarca sürme olasılığı bulunduğuna göre, temyiz ve Avrupa yolu ile yeniden yargılama olasılığı dikkate alındığında ÖYM’lerin kalıcı hale getirildiği söylenebilir.

BACM, neyi ifade eder?

1- “ÖYM’ler, belli siyasal davalar için kuruldu” görüşünü pekiştiriyor. Olağanüstü yargı, şimdi iki vitesli hale geldi.

2- İstinaf mahkemelerini faaliyete geçirme iradesi bulunmuyor.

3- Adil yargılanma hakkı yolu, daha dikenli hale gelmiş oluyor.

TBMM’de üç dönemin anlamı

Özetle, ilk dönemde AKP, reform niteliğinde yasalar çıkardı. İkincisinde, Anayasayı “politik araç” haline getirdi. Üçüncüsünde ise, yasa yoluyla yeni anayasal düzenin altyapısnı oluşturmaya çalışıyor…

Başbakan, bu dönemleri, “çıraklık-kalfalık ve ustalık” aşamaları olarak nitelendirmişti. Hep çıraklık döneminde kalsalardı, AKP Hükümetlerinin ülkeye hayrı olabilirdi belki…

AKP nasıl yapıyor bunları? Çoğunluğunu frenleyecek anayasal ve fiili mekanizmalar ortadan kalktığı ve artık AYM’ye güvendiği için mi? Hedefi, toplumu ve devleti şekillendirerek sayısal çoğunluğu kalıcı hale getirebileceğine inanmasından mı?

CB tarafından iade olasılığı bulunmayan “torba yasa” içeriği, R.G. yoluyla saydamlaştığında, Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası düzenlemelere uygunluk yönüyle ele alınabilecek…

(Birgün)

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1488