Akıllar Neredeydi?

~ 28.06.2012, Nilgün CERRAHOĞLU ~

Ertuğrul Özkök Suriye tarafından düşürülen uçağın arkasından Dışişleri Bakanına açık mektup niteliğinde bir dizi soru yöneltti...

Hürriyetin eski genel yayın müdürü liste başına Ülkemizin Suriye politikası nedirsorusunu yerleştiriyor ve canalıcı sorularına bir”, “iki”, “üç”, “dört”, “beş diye devam ediyor:

(Arkasında olduğumuz söylenilen) Suriye halkı ifadesini neye dayanarak telaffuz ediyorsunuz?.. Silahlı muhalefet gruplarını Suriye halkı olarak kabul etmek ne kadar doğru?”; “Türkiye Suriye halkı olarak tarif ettiği muhaliflere hangi desteği vermektedir?”, “Bizim üzerimizden Suriyedeki muhalefete silah ve para yardımı gidiyor mu?”; “Böyle bir politika varsa, Türkiye yi savaşın parçalarından biri haline getirebilecek olan bu politikayıTürk halkınınne kadarı desteklemektedir?; Suriyede kendimizce tarif ettiğimiz bir halkayardıma koşacaksak; önce kendi halkımızınduygularını öğrenmeliyiz. Bizi her an savaşa götürecek aktif destekpolitikasından yana mıyız?

Sorular şahane.

Şahane de niye bu kadar geç soruluyor?

Özköke ben de bu soruyu yöneltmek istiyorum. Muhtemelen kendisi üstüne alınmayacak ve oralı olmayacak. Ama kayda geçmek için de olsa sorayım: Yanıtı mutlaka alınması gereken bu çok ciddi sorular, siyasi otoriteye neden böyle yumurta kapıya geldikten sonra soruluyor?

Türkiyeyi bir oldubittiye göz göre göre sürükleyen olaylar zincirinin neden başında değil de, gidişatı artık etkilemek şansının hemen hiç kalmadığı bir ortam ve şartlarda gündeme getiriliyor?

Sırf kâğıt üzerinde sormuş olmak için mi? Neden?

Akdenizin sıcak sularına gömülen RF-4Enin başına gelen oysaki tümüyle öngörülemez bir olay değildi

Ağır çekim kaza anı gibi

Suriye ile ilişkiler bir süredir son derecede tehlikeli bir kaza anının ağır çekim peşrevine dönüşmüştü

Hani karşıdan gelen arabayı fark edersiniz ama bir türlü gazdan ayağınızı çekemezsiniz ve hangi tarafa olursa olsun direksiyonu kırmazsanız, ağır hasar alabileceğiniz hayati bir kazanın kendinizi ortasında bulacağınızı önden yaşarsınız

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler işte bir süredir böyle geliyorumdiyen bir kaza anının ürkütücü tetikleniş anınıhatırlatıyordu.

Ben kendi hesabıma geçen yılın ekim ayı sonunda Herald Tribuneün birinci sayfasında çarşaf gibi 4 sütunluk New York Times haberini görür görmez, bu feci ağır çekim kaza anı öncesine fırlatıldığımızı fark etmiştim

Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı isyan örgütünün merkezinin Türkiye olduğununilk kez açıkça söylendiği haberde;“Türkiyenin, isyancılara barınak sağladığı ilan ediliyor; örgüt komutanlarının bulunduğu kampların bizzat Türk askerlerince korunduğu yazılıyor, bu komutanlardan biriyle de bir mülakata yer veriliyordu:

Mülakat bizatihi Türk Dışişleri Bakanlığınca düzenlenmiş ve yetmezmiş gibi Amerikalı gazeteciyle yapılan konuşmalar bir Dışişleri yetkilisi önünde vebir Türk devlet bürosundagerçekleşmişti

New York Times muhabiri; Suriyede yeni dönemi tesis edene kadar buradan mücadelemizi sürdüreceğizdiyen Suriyeli komutanın kendisiyle randevuya ağır silahlı 10 Türk askerinin koruması altında geldiğinibelirtiyordu. Komutanın giysileri dahi -NYTye göre- Türk yetkililerce satın alınmıştı.

Şoku hatırlıyorum

Haberi okuduğum an duyduğum şaşkınlık ve şoku dün gibi hatırlıyorum

Türkiyenin Suriyedeki savaşta böyle açıkça taraf olması

Türkiyenin bu şekilde açık taraf haline gelmesinin, dünyanın en önemli gazetelerinden birinde ilanı

Böylesine önemli bir gazetenin, isyan lideriyle yaptığı bir görüşmede bir dışişleri yetkilisininsakınca görmeksizin yer alması ağzımın faraş gibi açık kalmasına yol açmıştı.

Bu nasıl bir diplomasi, ne biçim bir meydan okumaydı?

Bu meydan okumaya Ankara neden gerek duymuştu?

Haberin zamanlaması da ilginçdiye yazmıştım okuduğum satırların arkasından; Kaddafinin devrilmesinden bu yana bir hafta geçmiş Böyle bir zamanda, ABDnin en etkili yayın organında, baş sayfada.. insanın gözünün içine sokarcasına, bakla gibi puntolarla böyle bir haber çıkıyor. Acaba neden? Kendime bu soruyu sorarken, bu defa gene aynı enteresan ve kritik zamanlamayla, Beşşar Esadın Sakın Ha! Bana dokunan yanar! Deprem olur!söyleşisi geldi. Esad da isyanın başladığı mart ayından bu yana -tesadüfe bakın ki!- ilk defa suskunluğunu bozuyor ve Batı basınına konuşuyor(Esadın) söyleşisi de bir İngiliz yayın organında The Sunday Telegraphda çıkıyor. Kaddafinin yok edilişiyle belli ki Suriyedeki satranç hızlanmış…” (1 Kasım 2011, Sağnak)

Türkiyenin Ortadoğuda kendisine biçtiği role büyük darbe indiren ve iki pilotun yaşamına mal olan RF-4E vukuatının ağır çekim öncesi demek gözlerimizin önünde, hepimizin görebileceği bir şekilde geçen ekim ayında başlamış.

Aradan geçen sekiz aylık süre içinde merkez medyanın aklı neredeydi?

Bugün gazetelerde çarşaf çarşaf sorulan sorular, neden o zamandan bu yana düzenli, istikrarlı bir fikri takip içinde sorulmadı?

Ve o zaman sorulmayan soruları bugün sormanın ne anlamı var?

(Cumhuriyet)

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1218