Genelkurmay'la bir sorun mu var?

~ 27.06.2012, Can ATAKLI ~

Sizlerin de dikkatini çekti mi bilemiyorum, ama Suriye ile uçak krizi çıktığı günden beri Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel pek görünmüyor.

Üst üste yapılan ve çok uzun süren güvenlik zirvelerine Genelkurmay İkinci Başkanı ile bazen kuvvet komutanları bazen de diğer yetkili generaller gidiyor.

Başbakan’ın bilgilendirme toplantılarında, Cumhurbaşkanı’na verilen brifinglerde de Bakanlar Kurulu’ndaki açıklamalarda Orgeneral Özel’i göremedik.

Dün başka bir nedenle beni telefonla arayan Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Başkanı Tuğgeneral Baki Kavun’a “Hazır siz aramışken bir şey sormak istiyorum” dedim ve hemen ekledim, “Sayın Genelkurmay Başkanı nerede?”

Baki Kavun bir an susunca “Suriye krizi başladığından bu yana kendisini pek göremiyoruz. Bunda birkaç gün önce Sayın Genelkurmay Başkanı’nın Irak’a operasyon konusunda Amerika’nın ikna edilmesi gerektiği söylemesinin bir etkisi var mı?” dedim.

Tuğgeneral “Sorunuzu not aldım, komutana arz ettikten sonra eğer bir cevap olursa sizi tekrar ararım” dedi.

45 dakika kadar sonra Baki Kavun bu kez sekreter aracılığı ile değil, direkt arayarak “Sorunuza yanıt vermek istiyorum” dedi ve devam etti:

“Sayın Genelkurmay Başkanı, Sayın Başbakan’ı yurt dışı seyahatten döndüğü an kendisini bilgilendirmiştir. Sayın Genelkurmay Başkanımız o andan itibaren karargâhta süreci en yakından takip etmekte ve ilgili birimlere emir ve talimatlarını vermektedir.”

Nokta.

Bu sizce normal bir durum mu?

Bana göre değil. Bu kadar önemli bir süreçten geçerken ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın “gelişmeleri karargâhtan izliyor, emir ve talimatlar veriyor” gerekçesiyle ortada görünmemesinin mantıklı bir yanıtı yoktur.

Genelkurmay Başkanı bana göre son yılların en önemli açıklamasını yaptı. Ancak bu açıklama gerçek yankısını bulamadı.

Necdet Özel BBP Genel Başkanı ile konuşmasında Irak’a yönelik bir operasyondan söz ederken “Kandil’e saldırının bir devlet kararı gerektirdiğini, ABD’nin buna rıza göstermesinin de şart olduğunu ve kamuoyunun da ağır kayıplara hazırlıklı olması gerektiğini” belirtti.

İki madde Silahlı Kuvvetleri direkt ilgilendiriyor. Ancak “Amerika’yı ikna” tamamen hükümetin tasarrufunda olan bir konu.

Anladığım kadarıyla Silahlı Kuvvetler terörü bitirmek için kapsamlı bir operasyon düşünüyor, fakat önümüze Amerika engeli çıkıyor.

Bu hep bilinen bir gerçek. Ancak Türkiye’de ilk kez bu kadar önemli bir konu devletin en tepesindeki bir kişi tarafından dillendirilmiş oldu.

Hükümetin bundan şiddetle rahatsız olmaması mümkün değil.

O nedenle Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı ile arasına bir mesafe koyduğu görüşüne varmak, bunu tahmin etmek hiç de yanlış değildir.

Bu görüşten “Ordu rahatsızlığı” gibi bir anlam çıkarılması da yanlıştır. Suriye’ye yönelik askeri bir operasyonun askerin gücünü artıracağından endişe edenlerin telaşlanmasına da gerek yok.

Olay sadece Genelkurmay Başkanı ile ilgilidir ve Başbakan duruma el koymuş görünmektedir. Askerin için için kaynaması, hükümete karşı öfke duyulduğu ve bir karşı çıkış olacağı yoktur.

Ordumuz tamamen hükümetin yanında ve emrindedir.
 

 

*****



Anlaşılan uluslararası krizlerdeki klişemiz olan, “Kimse gücümüzü test etmeye kalkmasın!” cümlesinin devamı, “Çünkü testi geçememekten korkuyoruz”muş. (Gani Yıldız)

*****



Oysa test ettiler

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun çok kullandığı bir cümleyi dün Başbakan da kullandı. “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmeye kalkmasın” dedi.

Oysa Suriye test etti. Hiçbir uyarıda bulunmadan bir askeri uçağımızı düşürdü. Bu test değil de nedir?

Aynı şekilde Amerikalılar da gücümüzü test etti. Önce bir gemimizi (Muavenet) vurdu, sonra askerimizin başına çuval geçirdi.

İsrail de test etti. 9 vatandaşımızı acımasızca öldürdü.

İç politikada “Gücümüzü test etmesinler, gazabımızdan kaçamazlar” demek kolaydır ve sıradan vatandaşların duygularını da çok okşar.

Ama dış politika böyle yürümüyor işte.

Test ediyorlar. Karizmamızı çiziyorlar. Sonra yürüyüp gidiyorlar. Biz hâlâ “gazabımızdan” söz ediyoruz.

Durun bakalım, bugünkü gazetelerde ne inciler döktürülecek. Ona göre yarın devam ederim.

*****



İDO ihalesi iptal edilsin

Geçen hafta yazdığım “Bunun adı özelleştirme değil iltizam” yazısına siz okurlardan büyük destek geldi. Zaten şikâyetler bini aşmıştı, o yazıyla birlikte tepki daha da büyüdü anlaşılan.

Bu arada “iltizam” benzetmesinin fikir babası sevgili gazeteci arkadaşım Meriç Köyatası idi. Önceki hafta bir günlüğüne Göcek’e gitmiştik, Turmepa’nın yeni bir etkinliğini yerinde görmek için. Henüz yazamadım, cumartesi yazarım. İşte o gün birlikte olduğumuz Meriç Köyatası ile İDO konusunu konuşurken “Bu tekelleşme bile değil, düpedüz iltizam” demişti.

Yazıdan sonra Meriç bir mesaj attı. İltizamla ilgili başka ayrıntılar da veriyor.

Ancak sonunda getirdiği bir öneri önemli. Diyor ki “Esasında iyi bir tüketici derneği, iyi bir avukatla Rekabet Kurumu’na başvurarak bu ihaleyi iptal ettirebilir. Siyasi güç açısından iptal ettiremezse bile, hâkim durumu kötüye kullanma adına çok ağır ceza yazabilir. Ya da ihaleyi kısmen iptal edip iskelelerin ayrı ihale edilmesi şartını getirebilir.”

İDO’nun hâkim güç olmasındaki en büyük etken, iskelelerin de sahibi konumunda olması. İskeleler bir şirketin hâkimiyetinde olunca başka hiç kimse benzer bir taşımacılık yapamıyor. Sonuçta rekabet de olmuyor. O zaman sorarız tabii: “Eee nerde kaldı özelleştirme?”

*****



‘Kıskaca alınma’ açıklamasını Genelkurmay yapmamış

Dün “Kıskaca alınan 400 PKK’lıdan haber yok” başlıklı yazımda “Ne oldu bu PKK’lılara?” diye sormuştum. Bu arada hemen iki yanlışımı da düzelteyim. 400 değil 300 olacaktı bu sayı. Bir de 6 şehit yazmışım, 8 şehit verdik oysa. Tamamen benim dikkatsizliğim, tüm okurlardan özür dilerim.

Henüz öğle olmamıştı ki Genelkurmay’dan aradılar. Basın Halkla İlişkiler Başkanı Tuğgeneral Baki Kavun’un görüşeceğini söylediler.

Baki Kavun olağanüstü nezaket cümleleri ile “Can Bey, Genelkurmay’ın 300 PKK’lının çembere alındığına ilişkin bir açıklaması olmadı” dedi.

Ben de “Bütün gazetelerde bu haber vardı” dedim. Baki Kavun “Evet, biz de medyada gördük, ama açıklama bizden yapılmamıştı” cevabını verdi.

Peki Genelkurmay, yapmadığı bir açıklama gazetelerde yayınlanmasına rağmen neden yalanlamadı? Herhalde “bu tür haberlerin zararı yok, tam tersine kamuoyuna moral veriyor” diye düşünmüşlerdir. (Baki Kavun böyle bir şey söylemedi, benim yorumum.)

Telefondan sonra hafızamı zorladım. Son saldırıda olduğu gibi bundan önceki pek çok saldırıdan sonra medyada bu tür haberler hep yayınlandı. Demek ki askerden gelen açıklamalar değil, gazete ve televizyon yöneticilerinin “herhalde böyle oluyordur” diyerek yayınladıları haberlerdi.

Belki aynı başlıkla yayınlanmış 15 haber bulabiliriz son 10 yılda, ama hiçbirinde kıskaçta kalan PKK’lılar olmadı.

O halde bir eksiğimiz daha var. Haber takibi de yapmıyoruz. Bir kere yaptık, onda da gerçek ortaya çıktı.

 

(GazeteVatan)

Can ATAKLI | Tüm Yazıları
Hits: 1086