Bağımsız insan hakları kurumu bir hayalmiş

~ 23.06.2012, Sedat ERGİN ~

İNSAN hakları ihlalini yapan, ihlalden sorumlu olan taraf, aynı zamanda bu ihlalin önleyicisi, bu hakların hamisi olabilir mi?
 

TBMM’nin önceki gün kabul ettiği “Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu”na bakarsanız pekâlâ olabilir. Ancak bu kurumdan insan haklarını bağımsız ve güçlü bir şekilde korumasını beklemek de ancak bir hayal olabilir.

ULUSLARARASI BİR YÜKÜMLÜLÜK

Önceki gün Meclis’ten muhalefetin şiddetli itirazlarıyla geçen bu yasayla birlikte, 2004’ten bu yana hükümetin gündemine bir girip bir çıkan ve bu yönüyle bir yılan hikâyesine dönen İnsan Hakları Kurumu projesi sonunda tartışmalı bir şekilde sonuçlanmış oluyor.
Türkiye’nin bu bağımsız kurumu oluşturma  gereği uluslararası yükümlülüklerden kaynaklanıyor. BM İnsan Hakları Komisyonu’nun 1990, BM Genel Kurulu’nun da 1993 yılında kabul ettiği Paris İlkeleri, bu hakları korumak amacıyla bağımsız kurumların oluşturulmasını öngörüyor. Bu ilkelerde “gerçek bağımsızlık”tan (real independence) söz ediliyor, kurulların çoğulculuğu yansıtan, sivil toplumu temsil eden bir yapı taşıması isteniyor.
Bu kurumun oluşturulması, Paris İlkeleri’nin yanı sıra Türkiye’nin 2011’de onayladığı BM İşkenceyle Mücadele Ek Protokolü’nden (OPCAT) de kaynaklanan bir yükümlülük.
Ve nihayet, hükümetin Avrupa Birliği’ne tam üyelik için hazırladığı Ulusal Program’da da bu hedefe yer verilmişti. Yani, AB’ye karşı üstlenilmiş bir taahhütten söz ediyoruz.

AB VE BM UYARMIŞTI

Gelgelelim 2009 yılında hazırlanan taslak, hükümete bu “bağımsız” kurum üzerinde o kadar geniş yetkiler bahşediyordu ki, hem içeriden hem de dış dünyadan çok kuvvetli itirazlar yükseldi. Örneğin AB Komisyonu’nun, 2011 yılı başında tasarıyı incelemek amacıyla Türkiye’ye gönderdiği uzmanlar heyeti taslağın, kurumun bağımsızlığı açısından yetersizlikler taşıdığına kanaat getirdi, iyileştirmeler yapılmasını önerdi.
Bu öneriler AB’nin geçen sonbaharda açıkladığı Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’na aynen yansıdı. Raporda yasada öngörülen statü ve yetkilerin “kurumun bağımsızlığı” açısından “Paris İlkeleri ile uyumlu olmadığı” eleştirel ifadelerle vurgulandı.
Keza BM İnsan Hakları Komiserliği’nin Avrupa Temsilciliği, “Bu kurumun bağımsızlığı, yürütmeden bağımsızlık şeklinde anlaşılmalıdır, yoksa yürütme içinde idari bir statünün elde edilmesi olarak değil...” uyarısında bulundu.
Gelgelelim hükümet bu uyarıların hiçbirini kaale almadı ve kendisine bağlı diğer pek çok “özerk kuruluş”un bir benzerini oluşturdu.
Yasaya göre, her biri de “insan hakları alanında temayüz etmiş” toplam 11 üyesinden 7’si bakanlar kurulu, 2’si ise cumhurbaşkanı tarafından seçilecek. Bir üye YÖK, 1 üye de barolar tarafından bildirilecek.
En ilginç maddelerden biri, hükümetin “seçilmeleri için gerekli koşulları kaybettiklerini tespit ettiği takdirde” başkan ya da üyelerin görevlerine “son verme” yetkisine sahip olmasıdır.
Keza kurumun yetkileri de sınırlıdır. Kurum, bir suçun işlendiğini görmesi halinde “ihbar ve şikâyette” bulunabilecektir. İnsan Hakları Vakfı, Mazlum-Der gibi bu alandaki uzman kuruluşlar, kuruma “denetleme yetkisi” verilmesini de talep etmişlerdi. Bu talepler karşılanmamıştır.

İSTİKAMET  BATI  MI ÜÇÜNCÜ  DÜNYA  MI

İlginçtir ki, hükümete yakın bir düşünce-araştırma kuruluşu olan SETA Vakfı, hazırladığı son derece detaylı bir raporda yasayı eleştirmiş, “Yapılması gereken, Paris İlkeleri’nin yasada daha da somutlaştırılmasıdır. Kriterlerin muğlak halde tutul­ması, Kurum’un istenilen hedefleri gerçekleştirmesini engelleyebilir” mesajını vermiştir.
Türkiye’de yaşayan insanların insan hakları, -geçmiş sicilleri ışığında- artık devletin ve hükümetlerin himayesine bırakılamayacak kadar hassas ve hayati bir konudur. Kurumun bu yapısıyla vatandaşlar açısından bir güvence oluşturabileceğine inanmıyoruz.
Konunun düşündürücü bir tarafı, hükümetin uluslararası normları ve Batı’dan bu normlarla uyum sağlanması yönünde gelen telkinleri artık önemsemediğini gösteriyor olmasıdır. Yasa, bu haliyle Batı standartlarıyla bir kopmaya da işaret ediyor. Burada karşımıza çıkan tabeladaki okun istikameti Batı demokrasileri camiasını değil, üçüncü dünyayı gösteriyor.
İnsan hakları alanında kendisine güvenen bir hükümetin gerçekten bağımsız bir kurumun kendisini denetlemesinden çekinmemesi gerekirdi.
Bakalım Çankaya Köşkü ne diyecek?

(Hürriyet)

Sedat ERGİN | Tüm Yazıları
Hits: 1166