AKP/AYM: Putin-Medvedev

“CB görev süresi: 5 yıl mı, 7 yıl mı?” başlıklı yazıda (22.12.2011), öne çıkarılacak hukukî öğelere göre, her iki görüşün de savunulabileceğine işaret ederek, 5 tercihimi, nedenleriyle birlikte belirtmiş ve şu hatırlatmayı yapmıştım: “aktarılan konu ve sorunlar, özellikle 2007’de sıcağı sıcağına tartışıldı, uyarılar yapıldı. Ama bile bile, anayasal sorunlar üretildi”. Ayrıca, “CB’nin TBMM tarafından seçilmesini öngören eski yönteme geri dönme” gereğine değinmiştim.

AYM, yine açıkladı…

Anayasal düzenleme, karar-gerekçe eşzamanlılığı ilkesine dayandığı halde, Anayasa Mahkemesi (AYM), CB’nin görev süresi ile ilgili kararını, gerekçesiz ve RG’de yayımlamadan önce açıkladı.

Karar, üç öğeyi içeriyor:

- Görev başında olan CB’nin görev süresi, 7 yıl.

- Bu kişi, bir kez daha seçilebilecek,

- Seçilen kişinin görev süresi 5 yıl olacak.

Karar, nasıl değerlendirilebilir?

Önce, 2007 hatırlatması:

CB seçimi, 27 Nisanda başladı ve 27 Ağustosta tamamlandı. Anayasa değişikliği, 31 Mayıs’ta yapıldı ve 21 Ekim’de onaylandı. Her iki süreç, iç içe girdi. Hatta bu nedenle, halkoyu süreci devam ederken, ikinci bir değişiklik yapıldı. Bütün bunlar, “sayısal çoğunluk” kötüye kullanılarak kotarıldı. İki Anayasa değişikliğine rağmen, TBMM’ce seçilen CB’nin görev süresine dair bir kayıt öngörülmedi. (Aynı değişiklikle, görev süresi, 5’ten 4 yıla indirilen TBMM, tıpkı CB gibi, Anayasa değişikliğinden sonra seçildi ve CB’yi seçen bu Meclis oldu. TBMM seçimleri, 5 değil 4 yılda yenilendi…).

Anayasa değişikliğinde eksik bırakılan konu, Kanun (6271, 19.01.2012) ile düzenlendi: 31.05.2007 tarihli değişikliğin “yürürlüğe girdiği tarihten önce seçilen Cumhurbaşkanları, iki defa seçilememeleri dahil, Anayasanın değişiklik öncesi hükümlerine tabidir.” (Geçici m. 1).

Anayasa Mahkemesi kararından anlaşılan, “değişiklik öncesi” kural kaydına katılmakla birlikte, “iki defa seçilememeleri” kaydını iptal etmiş olması.

Kararda anlaşılmaz çelişki şu: Değişiklikten önceki düzenleme (7 yıl) ile iki defa seçilememe kaydını nasıl bağdaştırdığı. Bu çelişki yetmiyormuş gibi, AYM, yeni CB’nin görev süresini de belirlemiş: 5 yıl.

AYM’nin bu kararını nasıl gerekçelendireceği, merak konusu.

Anayasa’ya uygunluk denetimi mi yaptı? Yasayı mı yorumladı? Yoksa, siyasal ve kişisel beklentileri dengelemeye yönelik bir yerindelik denetimi mi? Bu tartışmaları gerekçe sonrasına bırakarak, şimdilik birkaç saptama yapılabilir.

AYM, kimin bekçisi?

-Ne olursa olsun, böyle bir karar, 50. yılını kutlayan Anayasa Mahkemesi’nin yüceliğine gölge düşürür. Şimdilik dikkat çeken, böyle bir karar ve 2010 değişikliği ile amaçlanan arasındaki paralelliktir.

-AYM kararı üzerine tartışmalar, 2007 değişikliğinin, anayasal tıkanma veya 367 bahanesiyle kotarılan değişikliğin uzun dönemli iktidar özlemi için yapıldığını gösteriyor.

-Bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla, AYM’nin, hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin haklarını koruması öngörülmekle birlikte, iktidara endeksli yapısı ve haliyle üyelerin niteliği sorunu, -cemaat etkisinden söz etmeksizin-, şimdiden ciddi kuşkuları beraberinde getirmektedir.

İnsan hakları değil, iktidar…

Moskova modelini, Ankara’ya “nakil iştahı”, şimdiden İstanbullu gazeteci zevatta kabarmaya başladı. Ankara’nın gözü, Paris ve Washington’a çevrilmiş görüntüsü verse de, başkanlık veya yarı-başkanlık, Rusya gibi olur Türkiye’de…( Sağın evrimi müthiş! 20 yıl öncesine kadar, “komünistler Moskova’ya” denirdi solculara hakaret için…)

İnsan hakları karnesi “en kirli” olan iki devlet yöneticilerinin, iktidarı eldeğiştirme ve kullanım tarzı bakımından benzeşmesi anlaşılabilir. Ya basın? “4. Kuvvet” olarak adlandırma, özgürlükleri korumaktan çok, “kuvvetlileri” okşama misyonu ile tamamlanmıyor değil. “Tasmalı” nitelemesi, çok yönlü ilişkiler ağını yansıtıyor anlaşılan…

Olumlu yükümlülük, çok ağır

Mahpusların nakil aracında veya hapishanede toplu yakılmalarına gelince; genellikle unutulan şu: Suç işleyene uygulanan yaptırım, özgürlükten alıkoymadır. İnsan haklarından yararlanan mahpusun yaşam hakkı, özgür insana göre daha çok güvencelidir. Bunda başlıca sorumluluk ve yükümlülük, devlete ait…

Gerekçeye bakın: hapishaneler tıka basa dolu. Henüz hükümlü olmayan kişilerle hapishaneleri dolduran sistem için, doluluk mazeret olarak kullanılabilir mi? Çıkarın, özellikle anayasaya ve uluslararası standartlara aykırı tutukluları -fikrî muhalifler dahil- hükümlülerden, hapishaneler nasıl rahatlayacak! Ama siz hala yeni hapishane inşa projeleri peşindesiniz… Yüzünüzü biraz Batı’ya çevirin lütfen, sürekli Güney veya Kuzey’e bakacağınıza!

(Birgün)

Prof. Dr. İbrahim Özden KABOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1643