Umut Odakları

~ 13.06.2012, Nihat BEHRAM ~

Politik yaşamda, umudu yanlış bir odaktan emzirmenin, zenginlik umudunu  'şans oyunları' na bağlamaktan hiçbir farkı yoktur. 'Şans oyunları'ndaki kural, oynayanın değil oynatanın kazanmasına ayarlıdır. Oynayan ara sıra kazansa da, sonuç olarak, esas kazananın yani oynatıcının sadece 'erketesi'dir.
 
Umudu, gerçekleşir ve yaşanır kılan, kendi öz kaynaklarıdır. Bu kaynaklara eylemle ulaşılır. 'Şansa bırakmak' eylemsizliktir, umudun öz kaynağı değildir. Özgürlük, eşitlik, barış, adil bir hayat için taşınan umut, ancak ve ancak, öz kaynağından ve gerektirdiği emek ve bilinçle beslendikçe gerçekleşip yaşanır olabilir. Bu anlamıyla umut, 'şansa bırakma' işi olmadığı gibi, inanç-dua işi hiç değildir. İnanç, nesnel bilgiye ağır bastığında, zaten gerçeğin tanımına varılamaz. Toplumsal kurtuluş umudunun gerçekleşmesi inanca ve şansa bırakılamaz. Sadece toplumsal kurtuluş konusunda değil, hastanın iyileşme umudunda bile bu böyle değil midir?
 
Sonradan sihirbazlık sloganına dönüşmüş olan 'Abrakadabra!' sözü, yüksek ateşli hastaların iyileşmesi umuduyla, nefesinin güç taşıdığına inanılan kişilerce hastanın baş ucunda söylenmeye başlamış! Dua ve sihire  inanç, hâlâ ve hatta güçlenerek sürüyor. Oysa ne sihir ve büyü, ne de dua, hastalığın tedavi yoludur. Umudu şansa bırakmak istemeyen, gerçekliği seçer, yani: doğru teşhis ve mikropla savaş yolunu, tedavi yolunu seçer.
 
Dağlarından vadilerine, madenlerinden denizlerine dek kuşatılmış ve sömürülen, insanı köleleştirilmiş, halkları tutsak, ufku karartılmış toplumun yüksek ateşli hastadan ne farkı var?
 
Sorularla somutlamak gerekirse: Kapitalist ülkeler birliğinin yoksul ülke tedbirleri, ekonomik çöküntüye çare olabilir mi? Sömürgeci güçlerin orduları, işgal ettikleri ülkeye uygarlık, barış, demokrasi taşıyabilir mi? Müdahalesine 'inşallah'la başlayan bir maliye bakanının 'nefesi' mali ateşi üfleyip soğutmaya yeter mi? Demokrasiyi, demokrasi düşmanlarından beklemeyi öneren kapıkulu zevatın sözünü dinleyenin ömrü, demokrasiyi görmeye yeter mi? Reklâmlara ilaç reçetesiymiş gibi inananlar, dertlerine deva bulabilirler mi? Kasımpaşa efeliği İsrail'i dizginler mi? Şeriat örgütü, bir halkın kurtuluşuna önderlik edebilir mi? Sonu gelmez bu soruların..
 
Umut odağının tanımında yanılsama, hüsran getirir. Hele ki, toplumsal kurtuluş umudundaki hüsran, bireysel kurtuluşu için servetini kumara yatıranın hüsranına da benzemez. Toplumsal mücadele tarihi bunun örnekleriyle doludur. Şeriatçı kafa, asla ve asla toplumlarda aydınlanma, soluklanma, özgürleşme simgesi olamaz.
 
Umut yanılsaması, toplumsal gerçekliğe karşı miyoplaşmanın, körelmenin sonucudur. Bu körelmede, kurtulmakta olduğunuz umuduyla, peşine takılıp gittiğiniz şey, sizi felaketinize götürür. Bir malın markasını kalitesinden önemli saymak belki sıradan bir ahmaklıktır, fakat, toplumsal kurtuluş davası ve gerçeklik karşısındaki yanılsama, felaket habercisidir.
 
AKP, 'derin devleti çözdüğünü' söylüyor, dokunulmaz diye bilinene dokunduğunu, aç ve yoksulu doyurduğunu, katliamcıdan hesap sorduğunu, karanlık cinayetleri aydınlattığını, özgürlükleri genişlettiğini. Gerçeklik ne? Halk düşmanları ve işbirlikçilerinin söyledikleri mi? Bu 'kader' nasıl değişecek? Yalanla, duayla, sihirle, büyüyle, şansla, vaatle mi?
 
Umudun odağı halkın öz gücündedir. Gerçeği yani devrimci olanı başka yerde arayan yanılır.

Bernard Shaw

“Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur!”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1569