Madonna'lı gece...

~ 09.06.2012, Can DÜNDAR ~

1980’lerin ortalarıydı. Londra’da gece metrosuna sarhoş bir genç kız bindi.
Yüksek sesle, kulaklığındaki şarkıya eşlik etmeye başladı. Sesi, giderek metronun gürültüsünü bastıran bir haykırışa dönüştü:
“You abandoned me/ love don’t live here anymore” (“Beni terk ettin, aşk artık burada yaşamıyor”) diye çığlık atıyordu.
Ona merakla bakanlar arasında ben de vardım. O dönem Londra’da yaşıyordum. Belli ki aşk acısı çeken kızın söylediği şarkıyı ilk kez duyuyordum.
Eve dönüp şarkıyı araştırdım. Madonna’yla öyle tanıştım.
O günden sonra da ne yaptıysa, ne söylediyse izlemeye çalıştım.
Nihayet çeyrek asır sonra, önceki gece de, o uzak Londra gecesindeki şarkının sahibini sahnede izlemek kısmet oldu.
* * *
1980’lerin ortalarında Madonna fırtınası patladığında, ağır abiler dudak bükmüştü.
Sallanıp yuvarlandıkça dünyayı miskinliğinden uyandıran 68 rüzgârının kırıldığı 80’lere özgü bir “sabun köpüğü”ydü Madonna...
Reagan-Thather-Özal döneminin “maddiyatçı” jenerik müziği, “Şöhret için her şey mübah” devrinin bayrağıydı.
Ama Madonna, biraz da şöhret uğruna göze alabildikleriyle bir öncekilerden devraldığı aykırılık kültürünü daha apolitik bir içerikle sürdürdü ve çağının dokunulmazlarına dil uzatarak 80’lerin boğucu tutuculuğunda ciddi gedikler açtı.
“Like a Prayer” klibinde siyahi bir İsa figürüyle sevişti.
“Papa Don’t Preach”te, gayrimeşru çocuğunu doğurmak için babasından (vaaz değil) anlayış istedi.
“Justify my Love” klibinde sado-mazo tutkusundan örnekler verdi.
Her birinde Vatikan’la, Papa’yla başı derde girdi. Hemen her şarkı, albüm, klip, konser, turnede yeni bir tabuyu sallayıp sözün ve cüretin sınırlarını biraz daha genişletti.
* * *
Nitekim yeni turnesi “MDNA”nın ilk durağı Tel Aviv’de, yine DNA’sına uygun bir çıkışla, İsrailli gençlere, “Hem benim hayranım olup hem dünyada barış istemiyor olamazsınız” dedi; gamalı haç görüntüleri arasına Le Pen’in fotoğrafını yerleştirerek Paris’i ayağa kaldırdı. Doğrusu İstanbul’da da kendisinden, mesela kürtaj konusunda bir yorum bekledik; ama gelmedi. Ama yine yaşıtlarını mahcup edecek kadar cüretkâr ve enerjikti.
Açılışta devasa bir buhurdanlık çan sesi eşliğinde sallanırken rahip kılığındaki dansçılar birden açılıp saçılınca iki şey düşündüm:
1) Din ve seksin belki de en çok birbirine yaklaştığı bu kışkırtıcı şovu, yanında eşi ve çocuklarıyla izleyen Egemen Bağış’ın ne hissettiğini...
2) “Binbir surat” ülkemizin ne gibi mucizeleri bir araya getirebildiğini...
Daha 10 gün önce, aynı statta, dindarlığı siyasetin bayrağına dönüştürmeye çalışan bir partinin lidere itaat töreni vardı. Madonna’nın şarkılarıyla karşı çıktığı anlayışı alkışlayan mütedeyyin kitlenin kalktığı koltuklara, aynı topraklarda onlarla bir arada yaşayan kısa şortlu popçular oturmuş, Tanrının çıplakken de sevilebileceğini vazeden kadını alkışlıyorlardı.
İki tören arasında sanki bir hafta değil bir asır vardı.
Tahammül hudutları giderek daralan ülkede, sahnedeki kadının 50 yaş enerjisini ve tükenmeyen cüretini biraz hayranlık, biraz hayretle izledik.
Sonra eski bir şarkıyı alçak sesle mırıldanarak metroya yöneldik:
“Beni terk ettin. Aşk artık burada yaşamıyor.”

(Milliyet)

Can DÜNDAR | Tüm Yazıları
Hits: 1270