Siyasette iki gündem bir strateji

~ 08.06.2012, Metin ÇULHAOĞLU ~

Beylik bir deyimle söylersek, “siyaset gündemi” iki başlığa odaklanmış bulunuyor: Türk Ceza Kanunu’nun 250. Maddesinde yapılacak değişiklikle özel yetkili mahkemelere henüz ne olduğu tam bilinmeyen kimi sınırlamalar getirilmesi ve Kürt sorununun çözümünde “yeni bir yaklaşım”, hatta “tarihi adım” olarak ilan edilen Erdoğan-Kılıçdardoğlu görüşmesi…

Aslında, Uludere, kürtaj ve yeni grev yasağı gibi “sert” gündemlerin ardından, artık ortalama da değil, bunun altındaki akıllara “işte böyle olmalı, nedir bu kavga gürültü” dedirtecek bir şeylerin geleceği belliydi. Tayyip Erdoğan ve AKP doğrusu bu işi iyi becermektedir. Şimdi sağda solda “uzun tutukluluk sürelerinin vicdanları yaraladığının” aklıselim sahibi AKP’lilerce de kabul edildiği ve Erdoğan’ın Kılıçdardoğlu’nun uzattığı eli itmeyerek siyasal olgunluk örneği verdiği yazılıp söylenecektir.

İnanan da çıkacaktır…

Sert gittikten sonra ortamı biraz yumuşatma; işin bir boyutu bu. Ancak, özel yetkili mahkemeler konusu ile son Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesini başka bir mantık ve açıklama çerçevesinde ilişkilendirmek, ikisini bir arada düşünmek de mümkün.

***

TCK’nın özel yetkili mahkemelerde ilgili 50. Maddesinde yeni bir düzenleme yapılacağı haberleri iktidar bloğunda hiç saklanmayan hoşnutsuzluklara yol açtı. Anlaşıldığı kadarıyla, bu blokta yer alan belirli bir kesim “darbeler ve çetelerle hesaplaşma” temasını, ülkedeki tüm kurumları ve toplumu yeniden yapılandırma uğraşında henüz işlevini yitirmeyen, hatta hiç yitirmeyecek kalıcı bir manivela olarak görüyor. Getirebileceği riskleri, geri tepmeleri, en azından “artık kabak tadı verdi” dedirten kayıtsızlıkları, bir de sonuç olarak karşı tarafın daha bir bilenmesi ihtimalini anlaşılan pek umursamıyor.

Veya tam da böyle olsun istiyor…

Nitekim geçenlerde bu tarafın temsilcilerinden biri açık açık söylemiştir: Bu ülkede bir daha darbe yaşanmaması için her dönem sürekli darbe ve darbeci yargılaması olması gerekmektedir!

Peki, bir taraf böyle de, iktidar bloğunun ağırlıkta olan tarafı işler buraya kadar gitmesin, ipler fazla gerilmesin, ortalık biraz yumuşasın niyeti mi taşıyor?

Göründüğü kadarıyla ortada bir niyet değil, strateji farklılaşması vardır. “Hesaplaşmacı” taraf, “bugünkü gücümüzle böyle vura vura durmadan gidelim” derken, aynı vuruşların gerekliliği konusunda hiçbir tereddüdü olmayan diğer taraf, bu vuruşlar için bugünküne göre farklı bir sistemsel yapılanma, farklı bir güç/iktidar konsantrasyonu peşindedir.

Adını koyacak olursak, gündemdeki asıl konu başkanlık sistemi ve Erdoğan’ın bu sistemi kendi şahsı bağlamında “içe sindirtmeye” yönelik manevralarıdır. Özel yetkili mahkemeler konusunda “aslında hiç olmaması gerekir, ama…” deyip ardından bu alanda kimi “demokratik” rötuşlara yol veren, “siyasette küslük olmaz” gibi “olgun” mesajlar ileten, muhalefetin uzattığı eli itmeyen, üstelik MHP’nin ikna edilememesi durumunda bile CHP ile meclis dışında bir heyet kurulabileceğini söyleyen AKP lideri, bunlarla kendi ikbali için bir ortam yaratmaktadır.

***

Yukarıda söylenenler, başkanlık sistemi peşindeki Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde daha “yumuşak”, “yapıcı” ve “kucaklayıcı” profil sergileyeceği şeklinde bir mutlaklaştırmaya taşınmamalıdır.

Güçlü olsa bile, eli o kadar da rahat değildir; kürtaj meselesinde olduğu gibi, kendi asıl tabanını okşayacak söylem ve çıkışlardan geri durması düşünülemez. Dahası, iktidar bloğunun diğer tarafını da şöyle veya böyle kollamak durumundadır. Eli, bir yanda bunlarla diğer yanda “tam başkan olacak adam” dedirtecek olgunluk gösterileri arasında denge kurulması biraz güç olacağı için o kadar rahat değildir.

Ama bir başka açıdan eli rahat sayılabilir: Sertlik adına ne yaparsa yapsın, küçük bir “olgunluk” gösterisinde bile bunların hepsini unutturup mayıştıracağı çevreler hiç eksik olmayacaktır.

Diyalog muhatabı CHP’nin bu çevreler arasında yer alıp almayacağını ise zaman gösterecektir.

(Birgün)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1087