AKP Sanık Sandalyesinde!

~ 03.06.2012, Emre KONGAR ~

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, AKP’ye laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olması iddiasıyla açtığı kapatma davasında sözlü savunmayı 3 Temmuz 2008’de, Başbakan Yardımcısı, bugünkü Meclis Başkanı Cemil Çiçek yaptı.

Sonunda, Anayasa Mahkemesi’nin on bir üyesinden onu AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğunu kabul etti, ama oylamada, beşe karşı altı, kapatma reddedildi.

O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı…

İrtica” suç olmaktan çıktı…

İrtica ile mücadele” suç oldu.

Derken 12 Eylül 2010 referandumu yapıldı…

Yargı yeniden yapılandırıldı.

Bu arada Silivri’deki özel yetkili mahkemeler, eski Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi, hukuka ne kadar uygun olduğu, sadece kamuoyunda değil, hukukçular ve barolar tarafından da çok tartışılan uygulamalara imza attı ve atıyor.

***

Cemil Çiçek’in sözlü savunması önemli bir belge…

AKP Genel Merkezi bu savunmayı “Demokrasi Savunması” adıyla bir kitap yaptı.

Bu pazar, bu savunmayı ele almayı ve onun ışığında Silivri’deki davalara değinmeyi düşünüyordum.

Emin Çölaşan benden önce, cuma günü “Adamına Göre Adalet!..” adlı yazısında konuya girdi…

Daha önce Vatan’da Reha Muhtar da aynı konuda bir yazı yazmıştı.

Elbette konuya ilgi duyanlar açısından AKP’nin bastırdığı kitap esas kaynaktır.

Şimdi aşağıda, Çiçek’in bu savunmasından bazı bölümleri kısaltarak aktaracağım…

Herkesin, özellikle de bugünkü hukuk düzeninin sorumluluğunu taşıyan AKP’lilerin, bu ilkeler ile Silivri davalarında olup bitenleri karşılaştırması yararlı olacaktır!

***

“Şüpheden sanık yararlanır ilkesi.

Bir hüküm verebilmek için gerçekten de ortada hiçbir şüphenin olmaması lazım. En ufak bir ihtimalin dahi söz konusu olması durumunda, bir evrensel kural olarak bunun sanık lehine yorumlanması gerekir.

Maddi gerçeğin araştırılması ilkesi.

Bir hukuk düzeninde insanları cezaevine sokmak marifet değildir. Doğru olan da bu değildir. Hukukun esas amacı varmak istediği gerçeği ortaya çıkararak adalete ulaşmaktır.

O nedenle, eğer mahkeme heyeti önüne bir dava getirilecekse, o olayın bütün yönleriyle araştırılması, lehte ve aleyhte bütün delillerin ortaya konması gerekir.

Yeterli delil ilkesi.

Eğer yeterli delil yoksa dava açılması doğru değildir.

Önce davayı açıp sonra delil toplamaya kalkışırsak o takdirde hukukun temel ilkelerini ve hukuka olan güveni zayıflatırız. Kurumlar aşınır ve bir evrensel usul kuralı da çiğnenmiş olur.

Üçüncü kişilerin eylemlerinden sorumlu olmama ilkesi.

Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Kıyas yoluyla yorumlar getirilemez ilkesi.

Dürüst işlem ilkesi.

Ceza mahkemesi işlemlerinin kandırma, yanıltma veya zorlama gibi irade serbestliğini engelleyen veya savunmayı kısıtlayan hususlardan uzak olması lazım…”

Cemil Çiçek özet olarak verdiğim bu ilkeleri dile getirdikten sonra devam ediyor:

“Hukuk devletinde müddei iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde iddiaları ve delilleri hukuki bir kıymet ifade etmez.

İddia makamı hukuka uygun usullerle her iddianın aslını araştırmak, maddi gerçeği ortaya koymak, tarafların leh ve aleyhindeki delilleri toplamak, altını çizerek söylüyorum, iddiasını doğru veya doğrulanmış delillere dayandırmak ve adil yargılamanın yapılmasına katkıda bulunmakla görevli ve yükümlüdür

Ayrıca, yorumla tahrif edilen eylem ve beyanlar delil olarak kullanılmıştır. Böyle bir davada yorum yoluyla hüküm tesis edilemez. Bu, hukukun temel ilkelerine aykırıdır.

Somut delil lazım, delillerin gerçek olması lazım…”

***

AKP’nin sözlü savunmasının, hukuka ilişkin satır başları, özet olarak böyle; kitapta tüm metin var.

Şimdi soruyorum:

Acaba Türkiye’de yargı bugün bu ilkelere göre mi işliyor?

Silivri’deki davalar bu ilkelere göre mi görülüyor?

(Cumhuriyet)

Emre KONGAR | Tüm Yazıları
Hits: 1279