El Öpen Rektör'ün Düşündürdükleri

~ 24.05.2012, Prof. Dr. Rona AYBAY ~
Siyasal iktidara karşı bilimin onurunu koruyan Onar’lardan buralara elbette bir günde gelmedik. Onar’ın rektörlük ettiği İstanbul Üniversitesi’nde yıllar sonra Senato, YÖK’ün kurucu başkanı İhsan Doğramacı’nın “amigo” gibi alkışları idare ettiği bir törenle, 1980 darbesinin lideri General Kenan Evren’e, üstelik anayasa hukuku dalında fahri profesörlük sanını vermemiş miydi?
 
Radikal gazetesi yazarı, aynı zamanda Başbakan’ın eski basın danışmanı olan Akif Beki’nin geçenlerde yayımlanan yazısı, Türkiye’de bilimin ve bilim insanlarının içine düşürüldüğü durumu gösteren tarihsel bir belge sayılsa yeridir. Çünkü Beki’nin “El Öpen Bir Rektörün Farkı” başlıklı yazısının yanında bir de resim var: Sırtında rektör cüppesiyle, iki büklüm öne eğilmiş bir rektör; başını çevirip, yüzüne bile bakmayan yaşlıca bir zatın elini öpüyor.
Beki’nin yazısından, iki büklüm olup el öpenin, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Cemil Çelik olduğunu; eli öpülenin de AKP’ye ve özel olarak BaşbakanErdoğan’a en yakın sermaye kuruluşlarından birinin kurucusu ve başkanı olan Ahmet Çalık’ın babası, sanayici Mahmut Çalık olduğunu anlıyoruz.
Yine Beki’nin yazdıklarına göre, İnönü Üniversitesi mali açıdan devletçe 30 küsur yıldır ihmal edilmiş; en zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak ödenekleri bile kesilmiş… sonunda ünlü ve güçlü sermaye kuruluşunun araya girmesiyle, yıllardır akmayan para muslukları gürül gürül akmaya başlamış, üniversite“abad” olmuş…
İşte o el öpme, rektörün bu durum karşısındaki minnet ve şükranını gösteriyormuş.
Sıddık S. Onar’dan bir anı
En başta İstanbul Üniversitesi’nin mezunları olmak üzere, şimdilerde 70’li yaşlarında olan üniversite mezunları, Rektör Sıddık Sami Onar’ı anımsarlar. 1946 yılında yayımlanan ve Türk üniversitelerine gerçek özerklik getiren, Üniversiteler Kanunu’nun mimarı. O dönemde gençlere verilen önemi yansıtan şöyle bir hükmü de vardı o kanunun: Asistanlık, öğretim üyesi mesleğinin doğal kaynağıdır. 1950’lerde Demokrat Parti’nin bilime ve demokrasiye karşı davranışlarına direnenlerin öncüsü olan Sıddık Sami hocamız, özellikle siyasetçilerin bilime karşı saygısız tutumları karşısında, halim selim halinden beklenmeyecek sert tepkiler göstermesiyle de ünlüydü.
Bu konudaki çeşitli anekdotlardan, rahmetli hocamız Prof. Vakur Versan’dan dinlediğimiz bir tanesini anımsatmak sanırım nerelerden nerelere geldiğimizi göstermek bakımından yararlı olacak:
Zamanın Milli Eğitim Bakanı İstanbul’a gelmiştir; İstanbul Üniversitesi’ni ziyaret eder. Rektörlük makamında Rektör Sıddık Sami Onar’la sohbet ederler. Söz uzayınca; S.S. Onar, Bakan’dan özür diler ve Üniversite Senatosu’nun toplantı vaktinin geldiğini, meslektaşlarını bekletmenin uygun olmayacağını söyleyerek, ayrılmak için nezaketle müsaade ister. Bakan ise “Haa, öyle mi; peki öyleyse ben de sizinle gelip, toplantıya katılayım” der. Onar hoca, biraz şaşırmıştır: “Sayın Bakan, Senato toplantıları herkese açık değildir; sadece üyeler katılabilir” diye itiraz eder ama Bakan oldukça pişkindir: “Canım, ne olacak” der “samiin (dinleyici) sıfatıyla katıldı dersiniz!”
Onar hoca, “Beyefendi, Senato toplantılarına dinleyici de alınmaz; yani hiçbir sıfatla katılamazsınız!” der ve çıkar.
Siyasal iktidara karşı bilimin onurunu koruyan Onar’lardan buralara elbette bir günde gelmedik. Onar’ın rektörlük ettiği İstanbul Üniversitesi’nde yıllar sonra Senato, YÖK’ün kurucu başkanı İhsan Doğramacı’nın “amigo” gibi alkışları idare ettiği bir törenle, 1980 darbesinin lideri General Kenan Evren’e, üstelik anayasa hukuku dalında fahri profesörlük sanını vermemiş miydi?
Osmanlı’nın son sadrazamlarından Keçecizade İzzet Molla (1815-1869), bir taşlamasında ne demişti: “Meşhurdur ki fisk ile olmaz cihan harap/Eyler onu müdahane-i aliman harap.”
Bugüne uyarlayarak söylersek:
Ülke, yoldan çıkanlar, sapkınlar yüzünden yıkılmaz;

Onu, bilginlerin dalkavukluğu yıkar. 

(Cumhuriyet)

Prof. Dr. Rona AYBAY | Tüm Yazıları
Hits: 2004