Eyvah, Kültür Bakanı yine 'sahne'de!

~ 26.04.2012, Nihat BEHRAM ~

Demek ki saldırı öncesinde yobazlık silahına ‘susturucu aygıtı’ gerekti!

Başbakan kızının ‘sakız’ krizi, sahneye saldırının işaret fişeğiydi sanki! Sakızı devralan yandaş medya ve ‘AKP sanat uzmanları’ şişirmek için üfleye üfleye çiğnedi durdu! Sonunda ‘kök sakız’dan aldıkları ilhamla ‘sisteme baş ağrısı veren sanat sorunu’na da ‘ileri demokrasi’ yolunda ‘köklü çözüm’ buldular: ‘Muhafazakâr sanat! Tiyatrolar külliyen imama teslim!’

Bu teslimiyete sanatçılar tepki gösterince, ‘sahne’ye yine Kültür Bakanı çıktı. ‘Yine’ diyorum, çünkü hep böyle oluyor. Yobazlığın sanata, kültüre, bilime saldırma öncesi namlunun ucunda susturucu, ekranda yumuşatıcı, laf yuvarlayıcı hep O! ‘Vitrin Bakanı!’

 

‘Muhafazakâr sanat’ dayatmasından kasıtla, “Sanata müdahaleden  yana değilim, sanat elbette bağımsız olmalı!” dedi. Ama ‘demokrat’ maskesiyle söyleme görevi yüklendiği sözleri de ekledi: “Sahnede siyasi espriler, Başbakan’a, Bakanlara laf atmak, hükümete muhalif espriler de doğru değil!” Bir de sıkılmadan, “Kamudan destek almazsanız, gidip kendi sahnenizde kendi metninizi istediğiniz gibi oynarsınız!” diye ‘suçlamalı gözdağı’ verdi! Söz ettiği şey, sanki halkın vergileriyle oluşan bütçe değil de babasının çiftlik bütçesi! Asıl insanlık suçu, o vergilerden maaş alıp da halka düşmanlık yapmaktır. Sanatçının sisteme muhalifliği değil! 
 
Başbakan, ‘İnsanlık Anıtı’ için “Ucubeyi yıkın!” talimatı verdiğinde, gelen tepkileri, “Hiçbir mekânda Başbakan’ın ağzından heykel sözü çıkmadı!” diyerek yatıştırmaya çalışmıştı. Başbakan’ın “Hayır, heykele ucube dedim!” açıklamasını da ‘onur boşluğu’nun pişkinliğiyle  yutmuştu! O günlerde bir yazı başlığı çok anlamlıydı: “Yüzsüzlük Anıtı Ertuğrul Günay”
 
‘Muhafazakâr sanat’ projesiyle tiyatrolar imama teslim edilince medyada yıldızı yine parladı. ‘Sahne’ aldı! Bir konuşmasında, “Biz muhafazakâr demokrat bir partiyiz” diyor ve üstelik aynı konuşmada, ‘susturucu’luk görevini anımsamış olmalı ki, trajikomik bir şekilde “Muhafazakâr demokrasi, muhafazakâr sanat gibi zorlama tanımlamalar getirmekten sakınmalıyız. Bu tanımlar 82 Anayasası’nı anımsatıyor. Bu tarifi talihsiz buldum!” diyor!
 
“Rant konusundaki hırstan kendimizi arındırırsak yapacak çok güzel şeyler olduğunu görürüz ! İstanbul’u biz muhafaza etmezsek kim edecek?” diyen de O; kim bilir hangi rant ve yağmanın hesabıyla, “İnönü Stadı başka yere taşınsın!” diyen de. İki yana bakan iki yüzü var!
 
AKP’li bir milletvekili, Fazıl Say’a, “Hangi kerhanede doğdun?” diye küfretti. Günay’dan, AKP ve Hükümetten tersi bir açıklama geldi mi? Gelmedikçe, ‘aralarında mutabakat var’ diye düşünmek yanlış mı olur?  ‘Muhafazakâr sanat’ ta mutabık oldukları anlayış yoksa bu mu? 
 
Dinci yobazlığın, erotizmi ‘porno’ olarak görmesine insanlık tarihi yabancı değil. Tiyatroların imama teslimi ne ki, bu gidişle buldozerler, şiirde erotizmin insanlık anıtı Karacaoğlan’a dek dayanacak. Susmak faşizme ve yobazlığa teslimiyet anlamındadır. Susturucuya kanmak da!
 
Siyasi tarihimizin bu en üst düzey döneği için, bir yorumcu ,“Hem koltuk hem üstündeki hızlı dönünce, baş döndüren, mide bulandırıcı manzaralar ortaya çıkıyor!” diye yazmış. 
 
Hayat, insanlığı bu kusma hissinden korusun!
_____________________________________
Tolstoy’dan:
“Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar!”

(Yurt Gazetesi)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1635