Hüseyin'in Işığı, Aslanın Baş'ı

~ 18.04.2012, Mine KIRIKKANAT ~

1980’li yılların sonuna doğru, Büyükadada bir yaz gecesi girdi, hayatıma. Barış Derneğinin görkemli castinginde yer alan ve beraatla sonuçlanan davanın, üç yıl tutuklu kalanları arasında örülen benzersiz dostlukta, vazgeçilmez olandı.

Büyükadaya yatıya gitmemiştik. Bir dost evinde akşam yemeği yiyip son vapurla dönecektik. Ama kaçırdık. Hatta ertesi sabahın ilk vapuruna da zor yetiştik. Gülmekten, çenelerim ağrıyordu. Gülmekten, ağlıyordum. Yürüyemiyordum, gülmekten.

Çünkü o gece, sabaha kadar Hüseyin Başın hapishane anılarını, Hüseyin Baştan dinlemek ayrıcalığına eriştim.

Hani devlerin adı kısa, cücelerin uzun olur ya... Dostları, kısaca Hüs diye çağırırlardı, onu. Ama ben, belki engin bilgisine saygıdan, belki de aramızdaki yaş farkından, Hüseyin dedim de, Hüs diyemedim, pek.

***

Yıllar geçtikçe ardından yazdığım dostların sayısı çoğalıyor. Ve hep, sevgili İlhan Selçuk geliyor aklıma. Cağaloğlunda, eski Cumhuriyet binasındaki odasına hal hatır sormak için girdiğim bir gün, başını daktilosundan kaldırmış ve gözlerindeki hüznü gördüğümü görünce: Ne mutlu sana ki önündeki yaşam, ardındakinden uzun, daha...demişti. Bir gün gelecek, sen de yitirdiğin dostların için yazılar yazacaksın. Ve bu yazıların arası daraldıkça, zamanın daraldığını da anlayacaksın.

İlhan Selçukun haklı çıkması için zamanın daralması bile gerekmedi. Memet Baydurla başlayan bir yas dizininde, öyle genç yaşta, öyle çok dostumu yitirdim ki kardeşim Ali Arif Ersenin dediği gibi, öte yanda çok şenlikli bir kalabalık oluştu, onlara karışmak ürkütmüyor artık... Hele Hüseyin Baş da onlara katılınca, biz -henüz- kalanlardan daha çok eğlendiklerine eminim.

***

Hüseyin Başın cüssesini en iyi tarif eden, Barış Davasından can dostu Ali Sirmendir: Hüsün girlfriendine sormuşlar; Yanınızdaki bey boyfriendiniz mi?Kız, Hüseyine şöyle bir baktıktan sonra, Hayır,demiş. Enfriendim!

Ama mizacını tarifin en kısa yolu, sanırım Aziz Nesinin karşıtı, demektir. Şöyle ki: Aziz Nesin, sözle ifadesinde çok ciddi, yazılı ifadesinde müthiş bir güldürü ustasıydı. Hüseyin Baş ise tam tersi. Çok ciddi, bilgi ve birikim yüklü yazıların uzmanı, yaşadıklarını ve gördüklerini anlatırken de inanılmaz bir komedyendi.

Devlet, Barış Davasının sonunda üç yıl boşuna yatırdığı hapis tazminatı olarak 20 milyon (bugünün 20 TLsi) ödeyince, gidip kendisine pompalı bir tüfek almıştı. Tabii ki kullanmadı.

Bafrada bir aile konağı vardı. Orada da oturmadı. Ama terk etmeye de gönlü el vermiyor, bekçi tutuyor, arada görmeye gidiyordu. Konağın upuzun bahçe kapısına, babasının yıkık bir Frek Kilisesinden getirip koyduğu iki aslan heykeline pek düşkündü. Bafralı bir dişçi arkadaşını yanına alıp konağı ziyarete gittiği bir gün ne görsün? Taş aslanların kükrer gibi açık ağızlarına birer ampul takılmış, yanıp sönüyor, yanıp sönüyor... Meğer aslanların dişleri kırılmış. Bekçi de boş ağızlara ampul takmış, geceleri hırsızlar ıssız sanmasın diye, konağı ışıklandırıyor. Tüyleri diken diken, ampulleri sökmesini isteyen Hüseyine de Ağam, dişsiz aslan olur mudiye direniyor. Olurdu olmazdı tartışmasına, Bafralı dişçi arkadaş, Ben protez yapayım diye karışmaz mı? Hüseyin Baş, Dokunmayın o aslanlara!diye bir kükrüyor, bekçiyle dişçi taş heykeller dile geldi sanıp siniyorlar...

***

Ne gariptir ki, ölümünden kısa süre önce telefon etti. Bir yazımı beğenmiş, kutlamak istemişti. Çok sevindim, çok özlediğimi söyledim. Bir öksürük var, geçmiyordedi. Telefonu kapattıktan sonra kafama takıldı. Bu kez, ben aradım. Ona deniz kadayıfıyla yapılan bir öksürük şurubu tarifi verdim. Uslu uslu dinledi. Sonra bir fıkra anlattı, attığım kahkaha hoşuna gitti, Yazarsın, bunu...dedi. Söz verdim.

Sözümü tutamadan, gitti. Ama ona dair anlatacağım daha o kadar çok öykü var ki... Danielin anıları da cabası. Hüseyin Başı çok özleyeceğiz.

Yürekli bir aydın, yiğit bir hümanist, yumuşacık bir aslandı, o. Yaydığı ışık, beşiği olsun.

‘G’ NOKTASI

Geçen cumartesi, akşam haberleri. Habertürk ekranlarında, pembiş maviş bir sarışın, Suna Vidinli. Amerikan Türkçesiyle, Obaaama, diyor, ama Azranın ikinci asını kısaltıp, zanlıların sını düzepüz yutuyor.

Romanlarımda Türkiyenin yok olacağını öngörmüştüm, ama Türkçenin Türkiye henüz varken batırıldığını tahmin edemedim, diye düşünürken ben... Amerikadaki bir Kızılderili kabilesine ait görsel haber giriyor, araya. Üstüne konuşan başka bir kızcağız, hüzünlü sesiyle makûs talihini anlattığı Amerikan Kızılderilileri için artık rezervasyonda(*) yaşıyorlarmüjdesini veriyor!

Habertürk haber merkezine önerim, bundan böyle Kızılderili haberi yaparken altına LCV numarası koymaları...

(*) Hatun, rezerv demek istiyor da, olmuyor.

Hüzün olmayan bir dünyada, bülbüller geğirirdi.

EMİL MİCHEL CİORAN

(Cumhuriyet)

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1919