Bermuda Üçgeni: Türkiye İran Suriye

~ 12.04.2012, Nilgün CERRAHOĞLU ~

Son bir haftada Tahranla bugüne değin hiç tanık olmadığımız garip bir söz düellosu yaşanırken Suriye sınırında da insanın sürekli yüreğini ağzına getiren gelişmeler oluyor.

Kamuoyu tamamıylabindik bir alamete, gidiyoruz kıyameteyaklaşımı içinde.

Basın ise bilinen soruları gündeme getirmekten fazla bir şey yapmıyor. Etliye sütlüye bulaşmayan, genelde kahvehane düzeyinde konuşulabilecek sorular art arda sıralanıyor:

Böyle nereye sürükleniyoruz?

Kapıda bir savaş mı var?

Acaba Türkiye Suriyeye saldırır mı?”

İyi ama neden? Sebep Esadın vaat ettiği reformları yapmaması mı?” vs.

Provokasyona bunca açık, bu kadar puslu bir ortamda artık neden sonuç ilişkilerine tam mim koymak kolay değil ama giderek dozu artan doğudaki bu gerilim birikimini anlayabilmek için ben öncelikle, Suriyeden evvel, İrana eğilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Rekabet gerilimi Gazze ile başlamış

İranda uzun yıllar yaşamış bir diplomat dostumun gönderdiği çok çarpıcı bir yazı duruyor önümde.

Yaklaşık iki yıl önce Meir Javendanfar isimli tanımış bir Ortadoğu analizcisi tarafından yazılan yazı;İranın bir sonraki rakibi Türkiye/Irans Next Rival Turkeybaşlığını taşıyor.

Javendanfarın yazıyı kaleme aldığı 18 Haziran 2010 tarihinde; Türkiye-İran ilişkileri pürüzsüz görünüyor. Hatta ilişkilerde nerdeyse bir Rönesans dönemi yaşanıyor. Erdoğanla Ahmedinejad arasından su sızmıyor. Birbirlerine kardeşim!diye hitap ediyorlar.

Ancak gelin görün ki daha o zamandan ölümcül bir rekabet, alttan alta bu yakınlığı mayınlamaya başlamış.

Javendanfarın anlattıklarına göre Türkiye-İran arasındaki dişli rekabetin, iki komşuyu karşı karşıya getirebilecek bir savaş boyutuna varması olasılığından, ilk kez bizatihi dini lider Hamaneynin torunu olan Farid al din Hadad Adel adında bir gazeteci bahsediyor.

İranda fazla öne çıkan bir isim olmamakla birlikte, müesses nizamıntemsilcisi olarak dikkat çeken Hadad Adel; 2010 başında henüz ortada fol yumurta yokkenBundan sonra İrana karşı çıkarılabilecek tek savaş, Türkiye üzerinden çıkartılabilir!şeklinde iddialı bir kehanette bulunuyor.

O dönem Ankara-Tahran ilişkileri günlük güneşlik olduğundan uğursuz kehaneti kimse ciddiye almıyor. Ancak birkaç ay sonraİsraille Mavi Marmarakrizi çıktığında işin rengi değişmeye başlıyor.

İslam dünyası liderliği çatışması

Erdoğanın Gazzede edindiği başdöndürücü popülariteyi, İran hazmedemiyor.

Türk-İran rekabetinde bir dönüm noktası yaratan Mavi Marmara arkasından yaşanan havayı, Javedanfar -kısaca!-değerlendirmesinde şöyle özetliyor:

Batıda herkes kurulabilecek bir yeni Türkiye-İran ittifakından çekinirken İranda Türkiyeye kuşkuyla bakan Bugünün dostu Türkiye, yarınki rakibimizdirgözüyle Ankaraya yaklaşan çok insan var. Son olay (Mavi Marmara) göz önünde! İran Hamasa, milyonlarca dolar yardım döktü. Ancak bugün Gazzede en fazla dalgalanan yabancı bayrak İranın bayrağı değil,Türk bayrağı. Yeni doğan bebeklere de insanlar Ahmedinejaddeğil, Erdoğanadı veriyorlar. Suriyeyi aynı şekilde bu ülkeye yıllardır nüfuz etmeye çalışan İran ekonomisi değil, Türkler ele geçiriyor. Türkiye serbest ticaret antlaşmasıyla İrandan pazar payını kapıyor. Erdoğan; (Humeyniden beri) İranın yapmaya çalıştığı şeyi yapmaya çalışarak İslam dünyasının liderliğine oynuyor. Er geç iki ülkeyi karşı karşıya getirecek ve nüfuz alanları üzerinde çatışmaya sürükleyecek olan bir gerçek bu.

İşte Ankara ve Tahran arasında; İstanbulda yarın yapılması planlanan P5+1nükleer görüşmeleri ile Suriye üzerinden patlak veren restleşmenin arkasından böyle bir büyük nüfuz alanı çatışmasıvar.

Şiddetlenen nüfuz alanı çatışması”, biz farkına dahi varmadan iki yıl önce Gazze üzerinde boy vermeye başlamış ve Arap Baharısürecinde, yanı başımızdaki en büyük fay hattı Suriyeye dek ulaşmış.

Irak savaşı sonuçlarından yararlanırken Arap Baharı ayaklanmalarının kaybeden yanında bulunan İranı, Suriye”; şimdi çok bıçak sırtı bir yere oturtuyor.

İranın Suriyeyi kaybetmesi halinde; öteden beri kovaladığı İslam dünyası liderliği ile emperyal düşlerine veda etmesi gerekecek.

Bu Tahran için göze alınabilir bir kayıp değil.

Esada reformlarvedemokrasikonusunda mütemadiyen fırça çeken Erdoğan oysa ki tam böyle bir ürkütücü şeytan üçgeninin orta yerinde Tahrana da fırsat düştükçe diplomasi dersleri vermeye kalkıyor.

Sonra durup durup başımızda acaba durduk yerde neden savaş rüzgârları esiyor?diye soruyoruz.

Başbakana, birileri bu konjonktür ve bu coğrafyada porselen dükkânına girmiş bir fil gibi hareket etmekten vazgeçmesi gerektiğini ivedi biçimde söylemeli.

(Cumhuriyet)

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1286