Türkiye'nin imajını bozanlar kimlerdir?

~ 19.03.2012, Kadri GÜRSEL ~

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen perşembe Ekvadorlu muadili Rafael Correo Delgado ile Çankaya Köşkü’nde ortak bir basın toplantısı düzenlerken, kendisine birkaç gün önce dört gazetecinin serbest bırakılmasıyla ilgili görüşleri de soruldu...
Cumhurbaşkanı şu cevabı verdi: “Mahkeme nihayet verdiği kararla Türkiye’nin imajına çok büyük katkı sağlamıştır. Tabii ki tahliye olmaları ve yargılanmaların gazeteciler için dışarıdan devam ediyor olması bizi de memnun etmiştir”.
Gül’ün açıklamasını içimize sindirmemiz mümkün değil.
İster insiyaki biçimde söylenmiş olsun, yani zihinsel arka plan bir refleks olarak, soruya verilen cevaba yansısın... İster o cevap, medya mensuplarından gelecek sorular öngörülerek önceden tasarlanmış olsun, fark etmez.
Keşke Sayın Cumhurbaşkanı, “Gazetecilerin tahliye edilmesinin Türkiye’de basın özgürlüğünün sınırlarını genişleten bir adım olmasını diliyorum” falan deseydi. Ya da “Bu tahliyeler demokrasimiz için umarım hayırlı olur” diye konuşsaydı.
Oysa imaj... Varsa yoksa imaj...
Demek ki mesele Türkiye’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk, basın ve ifade özgürlüğü açısından dünyanın hangi liginde oynadığı değilmiş. Mesele, Türkiye’de söyleyecek sözü olanların özgürlük havasını ciğerlerine çekmenin hazzını ne kadar yaşayabildiği hiç değilmiş... İmajmış.
“Türkiye’nin durumu”nun iyi olmasından ziyade, o durumun dışarıya güzelmiş, hoşmuş gibi yansıtılması...
Ve sonra bu imajın ülkeyi yönetenlere sayısız fayda olarak geriye yansıması...
Maalesef buymuş.
100 kadar gazeteci hapisteyken, dört tanesinin serbest bırakılmasının Türkiye’nin imajına çok büyük bir katkıda bulunacağı umuluyorsa, burada bir biçimde yapılmak istenenin “algı yönetimi” olduğu o kadar açık ki...
Doğrudur, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasının Türkiye’de neden olduğu büyük kırılma kısa sürede dünyaya yansıyarak Türkiye’nin imajını da kırmıştır.
Şimdi ise, tutuklamalarla imaja verdirilmiş bu hasarın tahliyelerle onarılmış olduğu varsayılıyor. Bir bakıma, durumun tersine çevrilmesi...
Sayın Cumhurbaşkanı ve köşk ekibinin yerinde olsam varsayımlarla hareket etmez, o imajın durumu hakkında bir gerçeklik denetimine başvururdum. Mesela şu soruların cevabını arardım:
100 gazeteciden dördünü serbest bıraktırmakla acaba bozulan imajımızı onarmayı gerçekten başarabildik mi?
Dört gazetecinin serbest bıraktırılmasının dünyada yarattığı ferahlık duygusu, 100’e yakın gazetecinin halen hapiste tutuluyor olmasının manevi ve ahlaki ağırlığına eşit midir?
Yani 100’den dört çıkınca sonuç “sıfır” mıdır yoksa “96” mı?
Dört gazeteciyi tahliye edince onlara nasıl olduysa birden bire “gazeteci” demeye başladık; hapiste tuttuğumuz gazetecilere bir Bakan’ın yaptığı gibi BBC’ye falan çıkıp “terörist, banka soyguncusu, tecavüzcü” demeye devam edersek dünya nezdinde inandırıcılığımız ve imajımız daha beter yara almaz mı?
Herhalde gazetecileri tutuklatanlar ve bu zulme vicdansızca ortak olanlar, sonrasında yaşadıkları tecrübenin ışığında Türkiye’nin bir Rusya, bir Çin, bir Suudi Arabistan gibi dünyaya karşı bağışıklık kazanmış ülkelerden olmadığını nihayet anlamışlardır diye ümit ediyoruz. Batılı muhataplarınızla bölge jeopolitiği düzeyinde iş bağlamak, o ülkelerin kamuoylarındaki imajı kurtarmaya yetmiyor işte.
Ve nihayet, dört gazetecinin serbest bıraktırılması “Türkiye’nin imajına çok büyük katkı sağlamış” ise demek ki Türkiye’nin imajını çok büyük batıran, onları tutuklatan siyasi iradedir.
Madem Türkiye’nin yeni muktedirleri için imajı sakınmak, akıllara demokrasiden de, basın ve ifade özgürlüğünden de önce düşer, o halde Türkiye’nin entelektüelleri, basın örgütleri ve sivil toplumu, halen 90 küsur gazetecinin hapiste tutulmasının imaj bozmaya devam edeceğini, bu yönetici sınıfın aklına düşürmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanı, bu yazıya konu olan demeciyle hem önemli bir itirafta bulunmuş, hem de kritik bir hareket noktası sağlamıştır.

(Milliyet)

Kadri GÜRSEL | Tüm Yazıları
Hits: 1055